​ Tek adam ve yanlışlıklar… / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Haziran '12

 
Kategori
Siyaset
 

Tek adam ve yanlışlıklar…

Tek adam ve yanlışlıklar…
 

Kürtaj, Fransızca (Curetage) kökenli bir kelimedir ve anlamı;
1. Vücutta boşluklar içinde bulunan yabancı cisimleri, hasta veya zararlı sayılan dokuları kazıyarak alma, kazıma.
2. Döl yatağının içini kazıyıp cenini alma işi. (TDK sözlüğü)

Kürtaj konusunu Başbakanın, önünü ardını düşünmeden, özellikle gündemi saptırmaya yönelik açıklamalarından biri olarak algılıyorum. Hatta “Her kürtaj bir Uludere’dir” sözüyle de, Uludere konusunu da saptırmaya çalıştığını düşünüyorum.
Hatta “Her kürtaj bir Uludere’dir” sözüne karşı şu soruyu sormak istiyorum; Sayın Başbakan, siz Uludere’de kürtaj mı yaptınız?

Başbakanın bilinen tavrı; çoğu kez gündemi değiştirmek, ülkenin önemli sorunları üzerinde tartışmaları önlemek amacıyla ortaya attığı düşünceler üzerine, esas sorunlar bir kenara bırakılarak o yönde tartışmaya başlanır. Böylece diğer sosyal ve ekonomik konuşlar geri plana itilmiş, iktidar rahatlamış olur. Aslında “Kürtaj” meselesi de bunun tipik örneğinden başbka bir şey değildir.

Ayrıca Başbakanın “Kürtaj” konusuna hangi açıdan baktığını da tam anlayamadım.

Bu konuda Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın şu sözlerine bakalım : “Kürtaj bu ülkede 12 Eylül ihtilalının ardından, oldubittiye getirilerek serbest bırakılmıştır. Toplumun haberi olmadan, tartışılmadan alınan bir karardır ve sağlıklı değildir. Kürtaj konusunun tartışılması sağlıklı ancak suçlayarak yapmak doğru değil. Dediğim gibi kürtaj serbestîsi 12 Eylül yasasıdır. Konunun dünyada tartışıldığını biliyoruz ve biz de böyle yaparak demokratik bir ülkeye yakışır şekilde karar vereceğiz.”

Eğer başbakan konuya “Kadın sağlığı ve psikolojisi” açısından bakıyor ve geçmişi suçlar tavırlar içinde değil ise, Türk Ceza Kanununun 99. Maddesini iyi okumasını öneririm.

Yasanın bu maddesinde, her ne halde olursa olsun, kürtaj için 10 ve 20 haftalık bir süre öngörülmüş. 10 hafta içinde yapılacak kürtaj için de kararı kadının bizzat kendisine bırakmış. Kürtaj işinin yapılmasını da sadece “Uzman” hekimlere bırakmış. Kadının mağduriyeti halinde ise bu süre 20 hafta ile sınırlandırılmış.

Ancak…

Mesele bunların hiçbiri değil. Mesele başbakanın “Ben ne diyorsam o” takıntısı…

Tek adam ve tek karar veren olmak arzu ve ihtirasından başka bir şey değil.

Kendisi “Ben böyle inanıyorum” diyerek, herkesin de kendisi gibi inanmasını ve uygulamasını istemektedir. Karşısında duranlar ise, bu konuda tanımladığı gibi sadece “Katil”dir ve cezası da bellidir.

Yüce Allah “İnsan”ın yaratılışını Mü’minun Suresinin 12 ila l4 ayetlerinden apaçık anlatıyor.

“(12.) Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık. (13.)  Sonra onu az bir su (meni) halinde sağlam bir karargâha (ana rahmine) yerleştirdik. (14.) Sonra bu az suyu “alaka” haline getirdik. Alakayı da “mudga” yaptık. Bu “mudga”yı da kemiklere dönüştürdük ve bu kemiklere de et giydirdik. Nihayet onu bambaşka bir yaratık olarak ortaya çıkardık. Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şânı ne yücedir!”

İslam düşüncesine baktığımızda, kürtajın en son hangi sürede yapılacağını bilmek gerekir. Yukarıdaki ayette, yaratılışın nasıl olduğu verilmekte, ancak ruh ve beden haline gelip “İnsan” yani “Canlı” olduğunun ne zaman başladığı belirtilmemektedir.

Kürtaj olayında da bu süre çok önemlidir.

Eğer bu süre, yasada belirtildiği gibi en son 20 hafta ise, hem yasal açıdan hem de inanç açısından sakınca doğurmaz. Bu sürenin hesaplanmasında ise, günümüzde çok da zor olmasa gerekir. İlim, bugünün koşullarında buna olanak sağlayacaktır.

Bu süreyi bir yana, ayrıca kadının ruh ve bedensel sağlığı da uygulamada düşünülmesi gereken bir konudur.

Konu bu kadar ciddi boyutta iken, Başbakanın her gün bunu “Kendi düşüncesi” olarak ortaya atması ve “Böyle olacak” diye dayatması, anlaşılır bir şey değil.

Dayatma, hem insanların düşünce ve inanç özgürlüğüne, hem de hür karar vermesine aykırıdır.

Kısaca bir başka konu… Sağlık Bakanı “Ailelerin bakamayacağı çocuklara devlet bakar” demesi de ayrı bir aykırı düşünce. Devlet, şu anda bakmaya çalıştığı çocuklara ne kadar bakabiliyor ki, bundan sonra zorunlu dünyaya gelecek çocuklara baksın.

Dahası…

Çocuk sayını önce üçe sonra da beşe çıkaracaksın, ama çalışanın ekonomik koşullarını da düzeltmeyecek, haklarını aradılar diye işlerine bile son vereceksin, sonra da “çocuk sayısını düzeltmez, nüfusu artırmazsan gelecekte genç nesili bulamazsın” diyeceksin…

Bir taraftan ülke ekonomisinin iyiye gittiğini söyleyeceksin, öte yandan memura yapılan zammın bütçe imkanlarını aştığını, ya bor alınması ya da vergilerin artırılması gerektiğini söyleyeceksin.

Söylemlerin hepsi, birbiriyle çelişkili…

Çünkü şaşırdı, ülke ekonomisi giderek darboğaza giriyor. Millet “Tek adam”a güvenerek yürüdüğü yolda apışıp kalacak, haberi yok.

01 HAZİRAN 2012
İBRAHİM PEKBAY
 

 
Toplam blog
: 1104
: 918
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..