Ter... / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

07 Haziran '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Ter...

Ter...
 

Ter içinde bırakılmış bir gerçekten daha cömert olan nedir ki?

Gerçek asla "tüm çıplaklığı" sevmemiştir. Kimsenin onayını da almaz. "Öz", bir yaprak olup örtecektir parlayan terli tenini. O haldeyken bile asla çırılçıplak olmayacaktır.

Gerçeğin hep bir donu olacaktır. Gerçeğin donu...

'Gerçeğin de geleceği yoktur

Davut heykeline bakan her göz için farklı bir gerçek.

Gerçek ne işimize yarıyor o zaman? Güncel hayatımızda veya birgün içinde kaç gerçekle karşılaşırız? Siz gerçeğin ne kadar içindesiniz?

Bir kelimenin anlamını tanımlarken zıt anlamdaki kelimelere yönelmek iyi bir yöntemdir. Hani "arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyim" önermesinden, "arkadaş olmak istemeyeceklerini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim" çıkarımı gibi.

Akın karşıtı siyah, soğuğun karşıtı sıcak, aydınlığın karşıtı karanlık, aşkın karşıtı hissizilik, sonsuzun karşıtı küçük'tür veya "başlangıçtır" diyebilirim. Peki gerçeğin karşıtı ne olmalıdır?

Gerçek; bize ait olmayan, bizim dışımızda, bizi kendine çeken, zorlayan, kabullenmemizi bekleyen, yaşamımıza zorla giren, bir kesinlik o an için; yaşamdan çok kendi dinamizmi olan bir diretme ise,

gerçeğin tam tersi kavram hangi kelime olmalı?

Hatta eklersem, "gerçeğe en yakın yaşayan hayvanlardır" dersem;

gerçeğin zıt anlamlısı, "unutmaktır" derim önce.

Hayvanların hafızaları olmadığını, rüya görmediklerini, anılarının olamayacağını söyleyen arkadaşlarımın yanılgı içinde olduklarını söylemeliyim.

Evet, unutabilmek, hatta geçmişinizin olmaması gibi. Yanlış anlaşılmasın lütfen, "unutalım herşeyi" önermesinde bulunmuyorum, sadece tanımlıyorum.

Ayrıca onca güzel anılarımı neden unutayım ki?

Gerçek kelimesinin zıt anlamlası başka bir kelime arayışına çıkmış olsaydım karşıma ilk çıkacak olan ne olurdu?

"Hayal" olurdu örneğin. Hayal, sizce gerçek değil midir?

Rüya sizce gerçek midir?

Rüya görürken beyninizde birçok karmaşık biyokimyasal -yani maddesel- reaksiyon olurken nasıl gerçek dışı kabul ederiz? Veya hayal kurduğunuzda gelişen tüm biyokimyasal heraketleri..

Aynı terimin karşıtı yine aynı kelimeyse eğer?

Örneğin, sonsuzun karşıtı yine sonsuz ise eğer? Sonsuz bir uzunluğun sonsuz bir kısa uzunluğa zıt koşulmasından, sonsuzluğun karşıtı da yine sonsuz olacaktır.

Gerçeğin de karşıtı yine gerçek olacaktır.

İşte bu yüzden; gerçeğin de geleceği olmayacaktır.

Hiçbirşey gerçek olmadığı gibi, herşey de "dibine" kadar gerçektir.

"Soyut" kavramı yoktur, herşey somuttur. Rüyalar da hayaller de, hisler de maddesel tepkilerden oluşan somut kavramlardır.

Tanrı tüm bu tanımların içinde nerededir?

Doğum eylemini başaran insan, yaşama sıra geldiğinde tökezler. Sanki birileri onu zorla çağırmıştır ve bazen işler ters gittiğinde bilinmeyen güce yönelerek "ya düzelt bu durumu yada seni sorumlu tutarım!" çaresizliğine -en insani tanımla- veya bencilliğine -meteryalist yaklaşımla- girer. O an için tüm çaba "bir kabustan uyanacağı müjdesini" birisinin gülümseyerek vereceğine duyduğu umut kırıntılı sestedir kulağı. Bir diğer yandan da kırıntların işe yaramayacağı derin bir "kara off'un" ardından sorumluya haykırışın peşi sıra tekrarı ve ardından çaresiz kabullenişidir!

Milyarlarca insan, trilyonlarca canlı, sonsuz olasılıktaki istem ve dilekler... İnanılmaz birbirine bağlanmış ve bütünlenmiş denge. Kabuğunu fark eden insan ve sonuçları.

Sizin Tanrı'ya ne kadar ihtiyacınız var?

Tanrı'nın size ne kadar ihtiyacı var?

Her iki sorunun dışında hiçbirşeyin farkında olmama durumu.

Sorular gerçeği dürter. Gerçek sorularla beslenir ama sevmez.

Dünyadan uzaklaşanlar bencilleşirler, zaman hırsızı olurlar, melankolikleşirler. Korkularından, güvensizliklerinden örerler duvarlarını. Öz'de tanımlanan, yaşamı bir diğeri için çekilir kılmaktır. Diğer insan için yaşamı yaşanabilir yap, zorluğunda yardım et, elini tut. Uzaklaşmış, kendi içindeki aynalara hapsolmuş birinin, olmayan birine hoşgörüsü sınırlı olacaktır. Bu temelden beslenen insan gruplarında; yerleşik düzende yaşamak istemi, kendine has gruplar oluşturmaları, doğruyu sorgulamaya izin ve zaman vermemeleri, çekirdekten bilinçaltı oluşturmaya yönelik çabalar dikkat çeker. Her söz ve tavır dikkatli izlenir. Hataya yer yoktur. Tanrı onları sürekli izlemekte, hatta tüm işi bu insanlarladır onlara göre.

Umursanmıyorsanız?

Umursanıyorsanız?

Farkında değilllik...

Evrenin hiçbir zaman bir tane olabileceğine inanmadım. Öğrenmek insanı büyütmez, küçültür. Okuyup öğrendikçe dünyamız küçülür. Size büyüdüğü söylenir ama siz bakmayın onlara. Dedikleri doğru olsaydı dünyada bunca zulüm, kargaşa, ve iğrençlikler olmazdı. Okursunuz, öğrenirsiniz dünyanın ne kadar büyük olduğunu kavrarsınız. Siz küçücük olmaya başlarsınız. Amaç bir nokta olmak değil midir? Bir cümlenin sonunda "bana ait" dediğiniz, iz bırakmayı istediğiniz ve herşey bittiğinde sonuna koyacağınız "kendiniz", yani; "bir nokta olabilmek" değil midir?

Bir nokta olabilmek isteği değil midir bizi yücelten.

Tüm kozmosun sadece bir nokta olabileceği gibi...

Kötü düşünen kötüdür. Kötü düşünce kötü kokan bir wc nin penceresinden en güzel manzarayı seyretmeye benzer. Kaşınan bir yara gibidir, kaşıdıkça zevklenir ardından başlayan sızıyla irkiliriz. Kötü hissettiğimizde kendimizi, kötü sözcükleri dile getirmek, yansıtmalar yapmak (konversiyon) bizi rahatlatır ama sesimiz ve yaydığımız koku yayıldıkça çoğalır karamsarlık. Uzar gider sözler, karşı dağın kötülük yamaçlarından uzar gelir zehirli sarmaşıklar. Kötü; gerçekle buluşur. "Demiştim" demenin artık kimseye bir yararı olmayacaktır.

Kötü düşünce, kötü olasıkları düşünmektir. Bardağın boş tarafı, kaşınan yara, manzarası güzel wc'inin.

Ne zaman çıkacağınızı bilmelisiniz: Kokular içinde bunalmak mı, yaranızı kanatmak mı, havada boğulmak mı?

denge...

ve

gelecek...

Tüm meraklar toplanır üzerilerinde. Gelecek, olacaksa, bu denge içinde olmalıdır. Geleceği kimse bilemez.

İşte Tanrı burada tanım bulur.

Tanrı geleceği bilendir.

Diğer Yönlerinden hep çalarız.

Yaşananların bir sorumlusu yoktur, sorumluları vardır.

"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşcesine" demez miyiz keyiflendiğimizde?

Yanlı kalma isteği ve kendine dönme, paylaşmama isteği, içindeki aynalara hapsolma, kişiyi en büyük bencil yapar. Kişi, kendi kafasında ve yanlız dünyasında büyüdükçe büyür. Herşey büyür. Tek bir yaşam-o-, tek bir sorumlu arar. Bulduğunu sandığında artık küçülmeye başlamıştır.

İşte o yüzden kötü şeyleri düşünen kendini hep kötü hissedecektir.

Kötü düşünen kötüdür.

Bir bardak su dökün saksıdaki kurumakta olan çiçeğe ve deyin ki; penceremden insanlar ne kadar büyük görünüyorlar.

"Ben bir aynayım" öğretisine Anadoluca bir söylem ekleyin.

Yedi farklı açıdan bakın aynaya; yukarıdan aşağıya yedi kat. Yedinci kattan baktığınızda en altta gördüklerinizi köle sanmamanız için; en alttan baktığınızda en üstte gördüğünüzü Tanrı sanmamanız için;

siz aşağıdan 3. olun. Aynada gördüğünüz siz olsanız da.

Binlerce sayfalık bir kitabın giriş bölümünde yazdığı gibi;

"mutluyum nefes alıyorum".

Bir nefestir tüm bir yaşam, hepsi bu...

ter

soluk soluğasın, ara ver biraz

soluklan

son'a eklerden sonra,

son hep aynıdır

yaşananlardan sonra

 
Toplam blog
: 470
: 551
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..