Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Kasım '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
465
 

Tetiği Çekmek !

Tetiği Çekmek !
 

Gecenin en koyu saatlerinde telefonuna gelen mesaj sessizliğin ortasını yarıp ayakucuna düşmüş bir işaret fişeğiyi gibiydi. Telefonunu aldı, yüksek sesle mesajı okudu;

“Marsilya trenindeyim, “Cinema Paradiso’yu seyrediyorum, öptüm”

Binlerce kilometre uzağından gelen bu mesajı okur okumaz, nefesi kesildi, tekrar okudu, “Marsilya trenindeyim, Cinema Paradiso’yu seyrediyorum, öptüm” Marsilya treninde onu düşünen birisinin olması, kendisini çok iyi hissettirdi. Hakan’ın geçen ay gittiği Tunus’tan ona attığı mesajlar gibi, uzaklarda bir yerde onu düşünen, özleyen bir adam vardı. Yüzüne geniş bir gülümseme yayıldı. Cinema Paradiso ikisinin kesişim noktalarından biriydi, Paris’te bir gece yemek yerlerken “ne zaman Cinema Paradiso’yu seyretsem sonunda çok ağlarım, çocukluğumu geçirdiğim minik kasabayı hatırlarım demişti. İki gece sonra kadını kapısında Cinema Paradiso filmi ile görünce, sen beni ağlatmak istiyorsun galiba diyerek sıkı sıkı sarılmıştı.

Oysa daha altı ay önce hayatının en karanlık noktasındaydı, kopkoyu bir siyahın içinde debeleniyor, debelendikçe en dibe batıyordu. Hayatı ellerinden hızla kayıyordu. Bazen farkına varmadan attığınız bir adım, aslında hayatınızın dönüm noktasıdır. Bazen bir ayrılık, bazen bir aşk, hayatı tepetaklak edebilir. Bunu anlamamız neden bu kadar uzun yıllar alır ki? Şimdi bulunduğu noktadan hayatına baktığında nasılda büyük bir hata yaptığını çok daha iyi anlıyordu. Aslında belki bu hatayı daha o gün anlamıştı ama bunu kendine itiraf etmek için on yıl geçmesi gerekti. 10 uzun acılı yıl, kendini bir yalana hapsetmiş, başka bir hayatın başrolüne kendini adamış, içinde çaresizce çırpınan gerçek kadını görmezden gelerek yaşanmış 10 yıl… İnsanın kendine yapabileceği ne büyük bir ihanetti bu!

O gece kitaplığını karıştırırken bir kitabın arasında rastladığı küçük bir not belki de tüm bu halini özetliyordu. “insanın kendi duyguları üzerine oyun oynaması, hayatı boyunca onarılamayacak hatalara neden olur”

 

O gece orada elinde tuttuğu silaha bakarken, hayatındaki tüm acıları birazdan sona erdireceğini düşünüyordu. Tıpkı bir film karesinin içinde, Rus ruleti oynanan bir sahnenin başrolündeydi artık. Kendini bir kahraman gibi hissediyordu, yoksa bir zavallı mı demeliydi acaba? Yine büyük yazarlara öykünmüştü intihar eden yazarları düşündü. Hemingway, Pavese… onlar hayatlarını sona erdirirken ne düşünmüşlerdi acaba? Çocukluğun mutlu anlarını mı? Çığ gibi büyüyen acıların dayanılmazlığını mı? 45 yaşındaydı, kocası tarafından terk edilmiş, ortağı olduğu bankanın bir gecede içi boşlatılmış, hakkında dava üstüne dava açılmıştı. Bilinmez bir sona doğru sürükleniyordu, yıllar önce lise aşkı Hakan’dan vazgeçip Engin ile evlenmeye karar vermesi onu bu girdabın içine çekmişti. Büyük malikânelerin göz kamaştıran davetlerin göz bebeği genç iş kadını az sonra bir kurşunla hayatını sona erdirecekti, tüm hayatı evin duvarlarına saçılacaktı.

Kapının ziliyle yerinden sıçradı, yine hangi tebligat geldi diye içinden geçirdi, artık o tebligatların bir önemi yoktu, nasılsa birazdan tüm oyun sona erecekti. Kapıyı açmasına da gerek yoktu artık. Bir kez daha uzun uzun çaldı zil. Ve bir kez daha, kapının ardındaki ısrarla devam ediyordu, zar zor yerinden kalktı, kapıyı açtı, karşısında kuryeyi gördü, hiç şaşırmamıştı, ilgili yeri imzaladı, zarfı aldı, kapıyı kapattı. Umursamaz bir halde zarfın üstünü okudu, bir daha okudu, bir daha okudu ve zarfı yırtarcasına açtı,

"Yeni sergimi Paris’te açıyorum, biliyorum sende hem Paris’i hem beni çok seversin, seni yeniden görmeyi çok isterim. Hakan."

Hakan’ın Paris’te açacağı yeni sergisinin davetiyesi bir anda yaşamına sızmış bir kurtarıcı gibiydi. Derin bir nefes aldı, masanın üzerindeki silaha baktı, gözyaşları sessizce akmaya başladı.

Bu olayın üstünden altı ay geçmişti, şimdi o günlerini unutmak için var gücüyle yaşamın keyfini çıkarıyordu, aynada gördüğü görüntü hoşuna gidiyordu artık, yakın zamanda kendini bu kadar güzel ve iyi hissetmemişti.

Bavulunu kapattı, masanın üzerindeki uçak biletine baktı, 8 Nisan 2014 saat 11.25 İstanbul-Marsilya yazıyordu. Yarın yeni bir hayat başlayacaktı…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 44
Toplam yorum
: 90
Toplam mesaj
: 59
Ort. okunma sayısı
: 1518
Kayıt tarihi
: 22.08.06
 
 

Hayat akıp giden upuzun bir ırmak, bu ırmakta bazen bir akıntıya koyveriyoruz kendimizi, nereye çarp..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster