- Kategori
- Tarih
Timurdan bu güne kadar değişenler değişmeyenler...

Tatar imparator , filler hakanı timur
Yazının 1. bölümü için ; http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=101907
-Timur, Hindistan’dan Memluklara, Moskova’dan Çin sınırına kadar ülkesini güven altına aldıktan sonra Beyazıtla karşı karşıya gelmiştir. Karşılıklı mektuplarla hakaret ve aşağılamalar sürmüş, Karakoyunlu hanı Ahmedi koruması altına alan Beyazıtla Timur dalga geçmiş ve Sivas’ı düşürerek kızdırmıştır. Beyazıt da karısını boşamasını söylemiş ve kavgada söylenmeyecek sözler söylemiştir. Timur ise Beyazıt’a bu güne kadar Hıristiyanlara karşı yaptığı savaşlar nedeniyle dokunmadığını ancak cihan hükümdarı olan kendisine bağlılığını bildirmesini istemiştir. 1402 Yılında Beyazıt ordularıyla çubuk ovasına gelir ve avantajlı mevzilerde düşmanlarını beklemek yerine düşmanını kovalamaya çıkar. Timur’u, ve büyük ordusunu kaybetmiş, Anadolu da boşu boşuna 1 hafta ordusunu yormuştur. Timur geçtiği yerlerde yiyecek ve içecek bırakmadan düşmanını kendi ülkesinde neredeyse aç ve susuz bırakmıştır. Daha sonra Beyazıt Timur’u bulduğunda ise Timur Beyazıt’ın boşalttığı avantajlı mevzilerde düşmanını beklemektedir. Suyun dahi kontrolünü eline almıştır. Beyazıd’ın ordusu ruhen ve bedenen bozulmuştur. Timur Beyazıt’ın ordusundaki tatar beyleriyle aylardır gizli bir şekilde görüşmektedir. Beyazıd’ın ordusundaki tatar sayısı bir rivayete göre Timur’un ordusundaki asker kadardır. Savaşın henüz başında tatarlar saf değiştirmişler ve maçın sonucu aslında oyun başlar başlamaz belli olmuştur. Şehzade Mehmed Çelebi bu ihanetle çekilmek zorunda kalmış, bunu gören ordular dağılmıştı. Beyazıt ise has yeniçerileriyle akşama kadar savaşmış ancak askerleri lime lime olmuştur. İlk defa bir Osmanlı sultanı savaşta esir düşmüştür. Timur’un huzuruna elleri bağlı olarak çıkarılan Beyazıt aşağılanmış, Timur ellerini Beyazıt’ın terli saçlarına sürerek hanımına bak görüyor musun işte bunlar sultan diye dolaşan çoluk çocuk demiş kafasına basarak tahtına çıkmıştır. Akşamleyin ziyafet vermiş, Beyazıt’ı ziyafete getirmiş ve haremindeki bütün karılarını saki yaptığını ve ziyafetin sonunda hareminin ne hale geleceğini kendi gözleriyle görmesini sağlamıştır. Ve kafese koyarak onu sürekli aşağılamıştır. Nihayet fidye talebini kabul etmemiş ve ülkesini rumelideki toprakları Süleyman Çelebiye, batı Anadolu da ki topraklarını da isa Çelebiye bırakmıştır. Beyazıt’ın birliğini sağladığı Anadolu beyliklerini de eski beyleri arasında dağıtmıştır. Böl parçala yönet sistemini o dönemden uygulamıştır. Anadolu’yu yakıp yıkmış ve hunharca yağmalamıştır. Erkek nüfusun sadece ¼ ü sağ kalabilmiştir. İzmir de bulunan şövalye kalesine girerek Anadolu da ki son Hıristiyan yönetimini sonlandırmış ve kafalardan oluşan kuleler dikmeyi ihmal etmemiştir.
Timur belki de tarihi baştan aşağıya yeniden çizmiştir bu seferiyle. İstanbul’un fethini 50 sene geciktirmiş, Avrupa’nın toparlanmasına ve iç sorunlarını çözmesine zaman sağlamıştır. Osmanlı belki de Viyana’yı kuşatacağı ve muhtemelen yıkacağı dönemde fetret devrini yaşamış, Anadolu’nun istikrarının yeniden sağlanması için uğraşmıştır. İslam dünyasının en zengin kentlerinin hemen hepsini yağmalamış, yakmış, yıkmış belki de yüzlerce yıl geriye götürmüştür. Belki de altın yumurtlayan binlerce tavuğu kesmiş ve onların etleriyle kendi halkına ziyafetler çektirmiş diyebiliriz. Ancak şunu da söylemek gerekir ki sahip olduğu topraklarda güvenlik sorunu pek yaşanmazdı. Çok katı ve çoğunlukla ölümle sonuçlanan cezalar nedeniyle suç oranı çok düşüktü. Hatta bir rivayete göre elinde bir kese altın olan çocuk bile imparatorluğun bir ucundan diğerine çok rahatlıkla gidebilirdi. Timur’un Beyazıt’ı yenmesi Avrupa da korkuya sebep olmuş ve bu orduların Avrupa’ya geçmesi halinde Hıristiyanlığın kökünü kazıyacağı korkusu sarmıştır. Timur’un Avrupa’ya geçmemesinin temel nedeni ise kuşkusuz Avrupa’nın fukaralığı ve fethetmeye değmez olarak görülmesindendi.
Timur bundan sonra doğuda kendisine rakip olan ve son dönemde iç karışıklıklar içinde bulunan Ming hanedanına saldırmaya karar vermiştir. Bunu da şu sözleriyle emirlerine ve şehzadelerine söyler; ‘’Allah bize öyle bir baht açıklığı vermiş ki sayesinde Asya’yı fethedip cihanın en büyük hükümdarlarını devirdik. Geçmişte pek az hükümdara bu kadar geniş yetke, böyle büyük bir ordu ve böyle mutlak bir egemenlik nasip olmuştur. Bu büyük fetihler kan dökülmeden yapılmamıştır ve bunlar sırasında çok sayıda allahın kulu canından olmuştur. İşte geçmişteki günahlarımın kefareti olarak cihanda başka hiçbir gücün başaramayacağı bir sevap işlemeye kara vermiş bulunuyorum. Kafirlere savaş açacak ve Çin’in putperestlerinin kökünü kazıyacağım.’’ Timur çok mümin kanı akıtmıştı. Çin de kazanacağı zaferle bunun kefaretini ödemeyi umuyordu. Dahası Cengiz hanın oğullarına ait 4 moğol hükümdarlığı onun hakimiyeti altında birleşecekti. İlk tanıyan Çağatay hanlığı olmuş, Cuci ve Hulagü onu izlemişti.Tek eksik kubilayın hanlığındıydı. İslamı kabul etmeyen sadece onun imparatorluğu kalmıştı. Semerkant da sefer dönüşü çok ama çok büyük şenlikler yapıldı. Rivayete göre sadece 50.000 çadırdan oluşan ayrı bir şenlik obası kurulduğunu tarihçiler yazar. 1404 yılında çok ağır kış koşullarına, yaşlı ve hasta olmasına rağmen sefere çıkar. Ancak ağır kış koşullarında karın iki mızrak boyuna ulaştığı durumda ordu beklemek zorunda kaldı. Timur’un ölüm döşeğinde ki son sözleri şöyledir; ‘’Çok kalmadı ruhumu teslim edecek, canı veren ve alan allahın huzuruna çıkacağım. Arkamdan ağlamayın, üstünüzü başınızı yırtmayın divaneler gibi kendinizi yerden yere çarpmayın. Bunun yerine benim için dua edin ki Allah rahmetini üstümden eksik etmesin. Tekbir getirin, fatiha okuyun ki ruhum şad olsun. Cenab-ı hak bana İran ve Turan’a kanun nizam getirmeyi nasib eyledi. Artık o topraklarda güçlü güçsüzü ezemiyor. Taksiratım çoktur. Allah affetsin. Cihangir oğlu pir Muhammed tahtımın tek kanuni varisidir. Burada ilan ediyorum. Semerkand tahtında mutlak bir egemenlik ve tam bir serbesti içinde oturmalıdır. Yurdumuza, ordumuza ve hakimiyetimiz altında bulunan topraklara ancak böyle hükmedilebilir. Hepinizin ona itaat etmesini emrediyorum. Gerekirse onu güçlü kılmak için canınızı vermekten kaçınmayın. Böyle yaparsanız dirlik ve düzen bozulmaz. Yıllardır çektiğimiz emekler zayi olmaz. Birlik olursanız kimse ne size, ne de benim son vasiyetime karşı koyabilir.
Huzuru ve asayişi korumak için dediklerimi yapmayı unutmayın. Tebanızın ne yaptığından daima haberli olun. Korkmayın kılıcınızı cesaretle taşıyın ki benim gibi uzun saltanat sürün ve geniş topraklara hükmedin. İran’ı ve Turan’ı düşmanlarından ve asilerden temizledim; onlara refah ve adalet getirdim. Eğer benim son istediklerimi yerine getirir ve davranışlarınızı sadece adalet duygusunun yönlendirmesine izin verirseniz daha uzun süre bu hükümdarlık elimizde kalır. Fakat ne zaman ki birlik ve ahenk bozulur, işte o zaman talih tersine döner. Düşman sizi savaşla bunaltmaya başlar ve bunun önünü almak çok zor olur. Devlete ve dine telafisiz olanaksız zararlar gelir. ‘’
Tarihçi Arabşah Timur’un ölümünü, O Mağrur Zorbanın Burnu Nasıl Yere Sürtüldü ve Cehennemin En Karanlık Kuyusuna Atıldı başlığıyla şöyle anlatır; ''Yüreği çatladı, ne servetinin ne de çocuklarının bir faydası olmuyordu. Sonra kan kusmaya başladı. Esef ve tövbeyle yumruklarını dişliyordu. Ölümün sakisi ona acı şerbeti sundu ve o güne kadar inkar ettiği şeyi aklı keser oldu. Cehennemin lanetini görünce imanından medet umdu ama nafile, aman diledi ama veren olmadı ve ona şöyle denildi. Göç ey habis ruh, göç ey rezil günahkar ruh, kaynar kazanların, irinli kanların, kendin gibi günahkarların içine düş. Öyle bir öksürüyordu ki deve boğazlıyor sanılırdı. Suratında renk kalmamıştı. Yuları gerilmiş deve gibi ağzı burnu köpürüyordu. Ona eza eden melekler bir görülseydi, günahkar ruhu nasıl büyük bir keyifle hırpalıyorlar, evini barkını dağıtıp hafızalardan siliyorlardı. Sonra cehennemden at kılından yapılmış giysiler getirdiler. Islanmış keçeden lif çeken şiş gibi ruhunu çekip aldılar. Oradan lanetlemek ve cezasını çekmek üzere Allah katına havale edildi. İşkence hiç durmadı. Allahın cehennemi azabı hiç dinmedi.’’ Bu arada şunu da belirtmekte fayda var ki Arabşah’ın bütün ailesi Şam da gözleri önünde küçük yaşta katledilmiş, Timur’a tarif edilmez bir hınç ve öfkeyle doludur.
Timur baba ocağı ve ilk başkent Şehriebz’e gömülmeyi düşünüyordu. Ancak ölümünden sonra tahta geçen ve tahtın gerçek varisi Pir Muhammed’i öldüren Halil Sultan Timur’u Semerkant’a gömer. İmparatorluk bir süre taht kavgalarıyla çalkalanır. Ancak tahtı ele geçiren oğlu Şahruh ve torunu Uluğ Bey döneminde yaklaşık 40 yıllık bir ilim, edebiyat döneminde en parlak dönemi geçirirler. Uluğ beyin ölümünden sonra gene taht kavgaları başlar. Timur’un mezarı vasiyeti üzerine hocası Şeyh Seyyid Bereke’ye (din ve ahlak hocası) ait mezarın ayak ucuna gömülmüştür. Timur, soyunu Cengiz hana kadar dayandırıyordu. Soy ağacında, isim listesi babasına gelince, ‘’Bu şanlı adamın babası yoktu. Anası Tekin’e Hatundu. Bu mazbut ve namusu bütün bir kadındı ve zina nedir bilmezdi. Ona , bir kapının üstünden süzülen ve bir erkeğe benzettiği bir ışık huzmesinden gebe kaldı.Bu adamın müminlerin kumandanı Ebu Talip’in oğlu Ali olduğu söylenilir.’’ Yani hem hz. Alinin hem de Cengiz Han’ın sülalesinden olduğu yazılıdır. Gerçekte ise babası Turagay Barlas tır. Timur’un soyundan torununun torununun torunu Babür şah tarafından Hindistan da kurulan Moğol hanedanlığı 19. yüzyılın ortalarına kadar varlığını sürdürmüştür. Diğer hanedanlar ise çok kısa süreli varlıklarını sürdürmüş ve tarih sahnesinden çekilmişlerdir.
Her ne kadar canavar, yakıp yıkan insan portresi ön plana çıksa da yaşadığı dönemin koşullarıyla onu ve yaptıklarını değerlendirmek gerekir. Zanaatkarlara ve sanatçılara büyük değer vermiş. Aldığı yerlerdeki usta sanatçı ve ilim adamlarını Semerkanta getirmiş ve onlara çok önemli eserler yaptırmıştır. Ancak yaptırdığı yakma yıkmalarla ve kestikleriyle bilim ve insanlığa verdiği zararın yanında eserlerinin karşılaştırması ayrı bir tartışma konusudur.
Bu gün çoğumuzun barbar ve kan içici canavar olarak gördüğü Timurlenki değerlendirirken Irakta medeni dünyanın ve özgürlüklerin temsilcisi ulu ülke ABD ve yardımcısı İngiltere’nin öldürdüğü 1.700.000 insanı, yaşanılan tecavüzleri, babaların kızlarını karılarını Amerikan askerlerine pazarlamak zorunda kalmasını, müzelerinin , her türlü doğal kaynaklarının sorgusuz yağmalanmasını ve hangisinin daha medeni olduğunu sormak isterim.Timur’un Avrupa’ya saldırmamasının nedeni ile bugün Afrika’da yaşanılan katliamlara kayıtsız kalan batı medeniyetinin arasında ne fark var? Timur’un saldırmak için bulduğu bahanelerle ABD’nin saldırmak için bulduğu bahaneler arasında ne fark var. Timur'un uyguladığı dehşet , korkutma ve böl parçala yönet politikası ile ABD nin politikaları arasında ne fark var. Ve Timur zamanında düşmanına direnmeyen ve ırzını, namusunu, canını düşmanın insafına bırakan insanlarla Irakta bu gün yaşayan insanların arasında ne fark var? Demek ki tarihte oyuncular değişse de bazı şeyler hiç değişmiyor galiba.
Kaynak: Justin Marozzi, Timurlenk