Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Temmuz '22

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
59
 

Toplum ve Kültür Kavramları

       
                                (II)
   Kültürün başka tanımları var mıdır?
                                                                             Sabri ÇAKIR[1]
 
 
 
Marks’ın tanımıyla “Kültür, doğanın yarattıklarına karşılık, İnsanoğlu’nun yarattığı herşeydir.” [2]Bir başka söyleyişle kültür, insanın doğayla savaşımı sırasında doğaya egemen olma, onu kendisi ve toplumsal çevresi yararına değiştirme savaşımı sürecinde ürettiği maddi ve manevi değerlerin tümüdür.
 
Bu kuramsal tanımın dışında çok değişik anlamlara gelecek şekilde de tanımlanmaktadır. Günlük dilde sanat, edebiyat, musiki,  felsefe gibi güzel ve yüksek sanatlar anlamına gelen kültür, kişinin bireysel gelişmesiyle eş tutulur. Bu görüş kişinin eğitim ve öğretimiyle ilgili davranışları kapsar. Örneğin kültürlü, kültürsüz kişi gibi...
 
Bu anlamda Z.Gökalp’ın söylemiyle: ”Toplumun bireylere yaygın eğitim yoluyla verdiği kurumların toplamına kültür”[3] denir. Nedir o kurumlar dediğimiz toplumsal yapı? Aile, ekonomi, din, eğitim, ahlak, hukuk, sanat, siyaset, devlet vb. Bu kurumlar ya da olgular, bireyin dışında bulunan ve sahip oldukları bir zorlama/empoze gücü ile, kendilerini ona/bireye kabul ettiren hissetme, düşünme, algılama ve davranma biçimlerinden ibarettedir. Bizim toplumumuzda bu olgular üzerinde bilgi sahibi olanlara genellikle kültürlü, olmayanlara da kültürsüz kişi denilmektedir. Hâlbuki bilimsel anlamda kültür bundan çok farklıdır. Öteki bilimlerden ziyade sosyal bilimlerde kültür kavramının anlamı daha geniş ve kapsamlıdır. Sosyal antropologlar kültürü, çok yönlü olarak tanımlamışlardır. Bir örnekle bunu açıklayalım: Kültür, bir toplumun yaşama, türünü sürdürme, öğütlerini düzenleme, öğrenilmiş davranış biçimlerini, bilgi, inançlar ve insani birliklerde oluşan tüm etkinlikleri karşılamak ve gereksinimleri yerine getirmek için geliştirdiği bir yaşam biçimidir. Kısacası, kültür, insanın çevresine uyumu ve katkısıdır.[4]
 
Başka bir tanıma göre ise, bir toplum üyesi olarak, insanoğlunun yaptığı, düşündüğü ve sahip olduğu her şeydir. Çözümleyici amaçlarla kültür maddi ve manevi olarak çoğu zaman ikiye ayrılır.
 
Maddi kültür, kültürün tüm fiziksel öğelerini ve onların kullanış yollarını içerir. Değerler, inançlar, fikirler, gelenek ve görenekler, sosyal ilişkiler kültürün manevi yönünü oluşturur. Maddesel olmayan öğeler, daha belirsiz gibi görünürse de çoğu zaman en önemli olanıdır. Otomobil maddi kültürün bir öğesi iken “fırsat eşitliği” manevi kültürün temel ilkesidir.
 
Kişiyi içinde doğup büyüdüğü kültür çevresinin bir parçası ve ürünü olarak görmek ve değerlendirmek, dünyayı ve insanları daha iyi anlamaya yardımcı olabilir. Bireyler, kümeler, topluluklar ve toplumlar arasındaki benzerlik ve ayrılıkların ortak nedeni kültürdür. Eğer bir toplum kendi kendine benzemez duruma geliyorsa bunun nedeni, kültür değişmesidir.
 
Yukarıda açıkladığımız gibi kültürün bir maddi bir de manevi yönü vardır. Kültürün maddi yönünü, maddi eserler olmuştur. Manevi yönü ise, toplumsal örgüt, politik örgüt, bilgi, dinsel inançlar ve değerler olmuştur. Öyle ise genel anlamda kültür nedir sorusuna şu yanıtı verebiliriz: Bir halkın ya da bir toplumun yaşantı tarzıdır. Maddi ve manevi değerler, yiyecek, giyecek, barınak, araç ve gereç, kullanılan teknik, fikirler, inançlar, düşünce, duyuş, geleneksel, dinsel, toplumsal, politik düzen ve kurumlar, tutum ve davranışlardan oluşan bir yaşam biçimidir.[5]       
 
Sonuç
 
Bu tanımlamalardan ve verilen örneklerden çıkan sonuca göre, insan ve toplum bilimciler kültürü çok yönlü, çok işlevli bir yaşam biçimi ya da düzeni olarak tanımlamışlardır. Böylece “kültür nedir?”sorusuna, burada gördüğümüz gibi, toplumların bulunduğu aşamalara ve koşullara göre yanıtlar verilmeye çalışılmıştır.
 
Kültür, tüm canlılar dünyasında sadece insana özgü bir davranış modeli olduğu için, “insanın yaptığı ve yarattığı her şeydir”diye özetlenebiliyor. İnsanoğlunun varlık koşulları olan gıdasız ve barınaksız yaşayamaması; türünü/soyunu devam ettirmesi için aile kurması, üremesi, korunması, savunması ve toplum biçiminde örgütlenmesi gibi gereksinmeleri; konuşma, sosyalleşme, iletişim ve uygarlaşma gibi yetenekleri, onu diğer canlılardan farklı ve üstün kılmış ve “kültür” adı verilen bir sistem yaratmasına ve onu geliştirmesine neden olmuştur.
 
İnsan bir kültür ürünü ya da öğesi yaratırken zihinsel kapasitesini, emeğini, bilgi ve yeteneklerini gereksinmeleri ve istekleri doğrultusunda, düşünsel etkinliklerinin, bilgi ve becerisinin güdümlediği fiziksel gücüyle, doğadaki çeşitli nesneleri yaralılık ilkesine göre ele alarak kullanır ve biçimlendirir. Sonuçta, salt kendisinin düzenlediği ikincil doğasını (kültürünü) yaratır. Bu spontane (kendiliğinden) bir olay olmayıp, insanın deneyimlerinin ve edimlerinin bir sonucudur.
 
Toplumların gelişim sürecinde, insanın doğa ile insanın insanla ve insanın bilinmeyenle ilişkileri değişirken, kültür de, öncelikle üretim güçleri ve üretim ilişkilerine, günümüzde ise küreselleşme ya da yenidünya düzenine bağımlı olarak değişmektedir.
 
İster üretim biçimine bağlı olarak, isterse küresel ilişkilerin baskısı nedeniyle kültürde bir değişme, yozlaşma olsa da halkların, toplumların kültürlerinin kendine özgü özellikleri hala vardır. Her grup, her topluluk ve her toplum kendine özgü kültürlerini, ortak değerlerini korumaya ve yaşatmaya çaba göstermek zorundadır. Çünkü toplumları betimleyen, tanımlayan ve farklı kılan en önemli özellik kültürleridir. Öyle ki, ülkemizin birbirinden farklı bölgelerinde yaşayan halkların/toplulukların bile kültürleri ayrımlaşmalar, farklılıklar gösterir. Aslında toplumları, kültürleri birbirinden ayıran da bu özgünlüktür. Ne var ki, hiç bir kültür katışıksız ve özgün haliyle varlığını ve sürekliliğini koruyamaz; değişmek zorundadır.
 
O halde toplumlara kimlik ve ayrıcalık kazandıran kültür: doğan, yaşayan, etkileyen, etkilenen ve değişen dinamik bir olgudur. Sosyo-kültürel yapımızı oluşturan ortak kültürümüze, değerlerimize din, politika, etnik üstünlük gibi etmenleri baskı aracı yapmaksızın saygı göstermemiz ve farklılıkların özgünlüklerini korumasına ve yaşamasına tahammül etmemiz, ulusça aynı mekânda barış içinde yaşamamızı olanaklı kılacaktır.
 
 
[1] Antropolog&Sosyolog
 
[2] B.Güvenç, a.g. e., s.97
 
[3] Mahmut Tezcan, Eğitim Sosyolojisi,1994
 
[4] S.Çakır, a.g.ç.,s.53
 
[5]  a. g, ç., s.30
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 44
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 216
Kayıt tarihi
: 27.03.13
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji (Sosyal Antropoloji) mezunu 1971; F..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster