​ Toplumsallaşmak gerçeği / Sosyoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Haziran '14

 
Kategori
Sosyoloji
 

Toplumsallaşmak gerçeği

Toplumsallaşmak gerçeği
 

unco.edu


 “Toplumsallaşma” bir bakıma Toplumbilimin tam kalbinde olan bir kavramdır. Toplumbilimciler hayatlarının bir bölümünü de “Toplamsallaşma”yı tanımlamaya, onun süreçlerini göstermeye kalkarlar.toplumsal öğedir.
 Hayatımızın pek büyük bir bölümü onun içinde geçer; hayatta çok önemli şeyleri, annemizden babamızdan ve yakın akrabalarımızdan öğreniriz, ya da öğrenemeyiz. Bizim toplumsallaşma derecemiz; önemli toplumsal değerlere, davranışlara sahip olma derecemiz hep annemizin ve babamızın bilgeliğine yada cehaletine bağlıdır. Hayatta hayatımızı sürdürebilme becerilerimizin çoğunu onlardan öğreniriz. Ok atmasın babamızdan; dolma yapmasını annemizden öğreniriz… Diyelim ki temel beceriler orada, ailede kazanılır. Ama aile, bilginin, görgünün alınmasında hiçbir zaman yeterli olmaz. Onun için, 8-10 tane çocuklarını, zamanı gelince okula sepetleyerek biraz rahat yüzü görürler.
 “Toplumsallaşma” bir bakıma Toplumbilimin tam kalbinde olan bir kavramdır. Toplumbilimciler hayatlarının bir bölümünü de “Toplamsallaşma”yı tanımlamaya , onun süreçlerini göstermeye kalkarlar.

İnsan doğduğu andan itibaren , bir toplumun içine girer. “Aile” en önemli toplumsal öğedir.
Hayatımızın pek büyük bir bölümü onun içinde geçer; hayatta çok önemli şeyleri , annemizden babamızdan ve yakın akrabalarımızdan öğreniriz, yada öğrenemeyiz. Bizim toplumsallaşma derecemiz;  önemli toplumsal değerlere, davranışlara sahip olma derecemiz hep annemizin ve babamızın bilgeliğine yada cehaletine bağlıdır. Hayatta hayatımızı sürdürebilme becerilerimizin çoğunu onlardan öğreniriz. Ok atmasın babamızdan; dolma yapmasını annemizden öğreniriz… Diyelim ki temel beceriler orada , ailede kazanılır. Ama aile, bilginin, görgünün alınmasında hiçbir zaman yeterli olmaz. Onun için, 8-10 tane çocuklarını , zamanı gelince okula sepetleyerek biraz rahat yüzü görürler.

Yoksa, sabahtan akşama : “Bu ne…?” ; “Bu ne…?” diye sorup dolaşan bir sürü çocuğun arasında , önce annenin, sonra da babanın fırttırması gerekirdi. Oysaki okuldaki öğretmenler ne yapan, ne eder fırttırmazlar. Gerçi onlarda da epeyi fire verir ama emekli oluncaya kadar idare ederler. Yoksa kardeşim kolay değil, o kadar çocuğa tayalık etmek..!

Buradaki peşrevden sonraki sorun, peki, nedir şu senin toplumsallaşmak dediğin süreç?

Toplumsallaşma, kişinin bir toplumda yaşayabilmesi için gerekli olan becerileri ve alışkanlıkları ; o toplumda bizzat görerek ve  yaşayarak kendi toplumunun normlarını, geleneklerini, göreneklerini,  felsefesini ve öz değerlerini  kazandığı ve kazandırdığı ömür boyu süren bir süreçtir.

İnsan farklı toplumlara girerken , o toplumlardan farklı şeyler kazanacağını bilir; bu bilinçle o topluma katılır. İnsan bir topluumdan bir şeyler kazanırken aynı zamanda o toplumu zenginleştirir ve yeni şeyler katar. Tabii, bu karşılıklı etkileşim kişinin ve toplumun farklı değerlerine göre olur.

Bazen toplum kişiyi çok çabuk benimser ve onu bağrına basar, onda farklı ve iyi değerler bulur ve bu iyi değerleri kişiden kazanmaya çalışır. Bazen de bu süreç tersine işler ; kişi o toplum tarafından aforoz edilir; içine alınmak istenmez; bazen de o toplum kişiyi kusar, kendi içinden çıkarır atar.

Onun için kişinin farklı topluluklarda rahat etme derecesi değişir. Bir toplumda çok rahat ederken, orada kendini bulurken; bir başka toplumda “yabancı” kalabilir. Bu kişiyle , toplumun kültürel değerlerinin uyuşumuna bağlıdır. Kişi, toplumun kültürüne ve değerlerine bağlıysa, orada rahat edecektir; kabul görecektir. Fakat kişinin ve toplumun inançları farklı, kültürel değerleri  değişikse ; kişi ve toplum birbirine yabancı kalırlar. Çoğu kez kişinin sesi çıkmaz.

Bu bakımdan , toplumsal açıdan iki kavram çok önemlidir: “Kişi” ve “Birey”  Kişi , bir topluma girmekte zorlanan, henüz toplumsallaşması gerçekleşmemiş tek bir insanı gösterir. Daha doğrusu “Kişi” daha çok yalnızlığı işaret eder ve psikolojik bir kavramdır. Oysa “birey” dediğimiz zaman, aslında toplumsallaşmış, bir toplumun isteyerek bir parçası olmuş bir kişiden sözediyoruz, demektir. “Birey” aslında toplumsal bir kavramdır ve kişinin toplumsallaştığını  ve belli bir toplumun parçası olduğunu işaret eder.

Klaus Hurellman’a göre  toplumsallaşma , bireyin bir toplum içinde kişiliğinin gelişmesini işaret eder.

Lawrence Kohlberg’e göre kişi toplumsallaşırken üç adımdan geçer. Önce çocuklukta yaşanan “İlk Tanıtım” aşamasında, toplum içinde haz-ve ceza usulleriyle eğitilerek toplumun ilk değerlerini kaszanır;  Ergenlik çağlarında yaşadığı “İkinci Aşama”da ise, ergenler “Doğru-Yanlış” kavramlarını anne-babalarının düşünceleri tarzında kazanırlar; ayrıca kendi bencil değerlendirmelerinden kortularak toplumsal normları kazanmaya başlarlar. Üçüncü, “Olgunlaşma” döneminde ise kişi artık toplumun değerlerinin ötesine geçerek, kendi öz toplumsal ve ahlaki değerlerini yaratır ve bunları yaymaya çalışır.

Erik Erikson’a göre çocuğun toplumun törel değerlerini almasında üç aşama vardır. Önce,ilk aşamada “Güvenmek-Güvenmemek” ekseninde gider gelir. İkinci aşamada : “Bağımsızlık –Kuşku” arasında kalır. Üçüncü aşamada (okulöncesi çağ) , çocuk “Girişkenlikle-Suçluluk” arasında kalır. Dördüncü aşamada “Yaratıcılık- Aşağılık duygusu”  arasında kararsızdır. Ergenlik çağındaki Beşinci Aşamada  “Kişilik kazanma-Kafa karışıklığı” arasında gider gelir.  İlk Gençlik günlerinde  toplumsal hayata yavaş yavaş girerken “Yakınlık-Yabancıılık” duygularını çokca yaşar. Yedinci, ilk yetişkinlik çağında toplumda “Bir fark yaratmak- Uyum sağlamak” arasında kararsızdır. Sekizinci, ileri yaşlarda insan hala toplumda tamamen “Toplumun bir parçası olma- Umutsuzluk” arasında kararsızdır. (Macionis, Gerber, John, Linda, 2010).

Kişinin toplumsallaşma mekanları Aile’den başlar, diğerleri:  aile; din; arkadaş grupları; ekonomik sistemler; yasal kurumlar; ceza sistemleri , dil, medya, okul, eğitim… Kişi bu araçlar ve mekanlar vasıtasıyla çeşitli topluluklara girer çıkar. Ama bunlardan en önemlisi kuşkusuz  AİLE’dir. Sıfır- Altı yaş arasında , aileden aldığı ilk değerleri kişi kolay kolay unutamaz. Diğer önemli bir topluluk ise arkadaş gruplarıdır. Kişinin karakteri orada önemli ölçüde biçimlenir. Etkileri son derece önemlidir.

Çocuğun okulda toplumsallaşmasının en önemli devresi “Okul Öncesi Eğitim” çağıdır. Buradaki eğitim kurumları çocuğun toplumsal değerleri ve becerileri kazanmasında çok önemli rol oynarlar. “Okul Öncesi Eğitim” görmüş bir çocukla, görmemiş bir çocuk arasında bütün temel beceri alanlarında , çok önemli farklar görülür. “Okul Öncesi Eğitim” çağı hiç aksatılmaması gereken önemli bir eğitim çağıdır. Bizim topluluğumuzda bu eğitim aşamasının öneminin tam anlamıyla anlaşıldığına emin değiliz.

Kişi topluma girerken , geçireceği en önemli süreç kuşkusuz uyum sağlama sürecidir. Kişi bir topluma bazen isteyerek; bazen de istemeyerek katılır. Bu durumlarda kişinin toplumsal uyumu elbette farklı olacaktır. İnsan kaçacakmış gibi oturduğu bir topluma kolay kolay uyum sağlayamaz.

İnsan toplumun yarattığı bir varlıktır. Eğitim , doğrudan doğruya toplumun değerlerini öğrendiğimiz bir kültürleşme sürecidir.

İçinde bulunduğun toplumda ya toplumun değerlerini benimseyeceksin; yada büyük bir yabancılık duygusu içinde ömrünü harcıyacaksın.
O sana ve senin kişiliğine bağlı.

 

Yoksa, sabahtan akşama : “Bu ne…?” ; “Bu ne…?” diye sorup dolaşan bir sürü çocuğun arasında, önce annenin, sonra da babanın fırttırması gerekirdi. Oysaki okuldaki öğretmenler ne yapan, ne eder fırttırmazlar. Gerçi onlarda da epeyi fire verir ama emekli oluncaya kadar idare ederler. Yoksa kardeşim kolay değil, o kadar çocuğa tayalık etmek..!

Buradaki peşrevden sonraki sorun, peki, nedir şu senin toplumsallaşmak dediğin süreç?

Toplumsallaşma, kişinin bir toplumda yaşayabilmesi için gerekli olan becerileri ve alışkanlıkları ; o toplumda bizzat görerek ve  yaşayarak kendi toplumunun normlarını, geleneklerini, göreneklerini, felsefesini ve öz değerlerini  kazandığı ve kazandırdığı ömür boyu süren bir süreçtir.

İnsan farklı toplumlara girerken, o toplumlardan farklı şeyler kazanacağını bilir; bu bilinçle o topluma katılır. İnsan bir toplumdan bir şeyler kazanırken aynı zamanda o toplumu zenginleştirir ve yeni şeyler katar. Tabii, bu karşılıklı etkileşim kişinin ve toplumun farklı değerlerine göre olur.

Bazen toplum kişiyi çok çabuk benimser ve onu bağrına basar, onda farklı ve iyi değerler bulur ve bu iyi değerleri kişiden kazanmaya çalışır. Bazen de bu süreç tersine işler ; kişi o toplum tarafından aforoz edilir; içine alınmak istenmez; bazen de o toplum kişiyi kusar, kendi içinden çıkarır atar.rklı topluluklarda rahat etme derecesi değişir. Bir toplumda çok rahat ederken, orada kendini bulurken; bir başka toplumda “yabancı” kalabilir. Bu kişiyle , toplumun kültürel değerlerinin uyuşumuna bağlıdır. Kişi, toplumun kültürüne ve değerlerine bağlıysa, orada rahat edecektir; kabul görecektir. Fakat kişinin ve toplumun inançları farklı, kültürel değerleri  değişikse ; kişi ve toplum birbirine yabancı kalırlar. Çoğu kez kişinin sesi çıkmaz.

Bu bakımdan, toplumsal açıdan iki kavram çok önemlidir: “Kişi” ve “Birey”  Kişi , bir topluma girmekte zorlanan, henüz toplumsallaşması gerçekleşmemiş tek bir insanı gösterir. Daha doğrusu “Kişi” daha çok yalnızlığı işaret eder ve psikolojik bir kavramdır. Oysa “birey” dediğimiz zaman, aslında toplumsallaşmış, bir toplumun isteyerek bir parçası olmuş bir kişiden sözediyoruz, demektir. “Birey” aslında toplumsal bir kavramdır ve kişinin toplumsallaştığını  ve belli bir toplumun parçası olduğunu işaret eder.

Klaus Hurellman’a göre  toplumsallaşma, bireyin bir toplum içinde kişiliğinin gelişmesini işaret eder.

Lawrence Kohlberg’e göre kişi toplumsallaşırken üç adımdan geçer. Önce çocuklukta yaşanan “İlk Tanıtım” aşamasında, toplum içinde haz-ve ceza usulleriyle eğitilerek toplumun ilk değerlerini kaszanır;  Ergenlik çağlarında yaşadığı “İkinci Aşama”da ise, ergenler “Doğru-Yanlış” kavramlarını anne-babalarının düşünceleri tarzında kazanırlar; ayrıca kendi bencil değerlendirmelerinden kortularak toplumsal normları kazanmaya başlarlar. Üçüncü, “Olgunlaşma” döneminde ise kişi artık toplumun değerlerinin ötesine geçerek, kendi öz toplumsal ve ahlaki değerlerini yaratır ve bunları yaymaya çalışır.

Erik Erikson’a göre çocuğun toplumun törel değerlerini almasında sekiz aşama vardır. Önce,ilk aşamada “Güvenmek-Güvenmemek” ekseninde gider gelir. İkinci aşamada : “Bağımsızlık –Kuşku” arasında kalır. Üçüncü aşamada (okulöncesi çağ) , çocuk “Girişkenlikle-Suçluluk” arasında kalır. Dördüncü aşamada “Yaratıcılık- Aşağılık duygusu”  arasında kararsızdır. Ergenlik çağındaki Beşinci Aşamada  “Kişilik kazanma-Kafa karışıklığı” arasında gider gelir.  İlk Gençlik günlerinde  toplumsal hayata yavaş yavaş girerken “Yakınlık-Yabancıılık” duygularını çokca yaşar. Yedinci, ilk yetişkinlik çağında toplumda “Bir fark yaratmak- Uyum sağlamak” arasında kararsızdır. Sekizinci, ileri yaşlarda insan hala toplumda tamamen “Toplumun bir parçası olma- Umutsuzluk” arasında kararsızdır. (Macionis, Gerber, John, Linda, 2010).

Kişinin toplumsallaşma mekanları Aile’den başlar, diğerleri:  aile; din; arkadaş grupları; ekonomik sistemler; yasal kurumlar; ceza sistemleri, dil, medya, okul, eğitim… Kişi bu araçlar ve mekanlar vasıtasıyla çeşitli topluluklara girer çıkar. Ama bunlardan en önemlisi kuşkusuz  AİLE’dir. Sıfır- Altı yaş arasında , aileden aldığı ilk değerleri kişi kolay kolay unutamaz. Diğer önemli bir topluluk ise arkadaş gruplarıdır. Kişinin karakteri orada önemli ölçüde biçimlenir. Etkileri son derece önemlidir.

Çocuğun okulda toplumsallaşmasının en önemli devresi “Okul Öncesi Eğitim” çağıdır. Buradaki eğitim kurumları çocuğun toplumsal değerleri ve becerileri kazanmasında çok önemli rol oynarlar. “Okul Öncesi Eğitim” görmüş bir çocukla, görmemiş bir çocuk arasında bütün temel beceri alanlarında , çok önemli farklar görülür. “Okul Öncesi Eğitim” çağı hiç aksatılmaması gereken önemli bir eğitim çağıdır. Bizim topluluğumuzda bu eğitim aşamasının öneminin tam anlamıyla anlaşıldığına emin değiliz.

Kişi topluma girerken , geçireceği en önemli süreç kuşkusuz uyum sağlama sürecidir. Kişi bir topluma bazen isteyerek; bazen de istemeyerek katılır. Bu durumlarda kişinin toplumsal uyumu elbette farklı olacaktır. İnsan kaçacakmış gibi oturduğu bir topluma kolay kolay uyum sağlayamaz.

İnsan toplumun yarattığı bir varlıktır. Eğitim , doğrudan doğruya toplumun değerlerini öğrendiğimiz bir kültürleşme sürecidir.

İçinde bulunduğun toplumda ya toplumun değerlerini benimseyeceksin; ya da büyük bir yabancılık duygusu içinde ömrünü harcıyacaksın.
 O sana ve senin kişiliğine bağlı. 

“

 
Toplam blog
: 2579
: 848
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..