​ Tüketimden büyümeye (mi?) / Ekonomi - Finans / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Eylül '06

 
Kategori
Ekonomi - Finans
 

Tüketimden büyümeye (mi?)

Tüketimden büyümeye (mi?)
 

Son günlerde tüketimin, büyümenin ve dolayısıyla üretimin ana kaynağı olduğu, ancak Türkiye’de tüketimin tukaka ilan edildiğine işaret eden yazıları ekonomi sayfalarında görmekteyiz.

Türkiye’nin halihazırda tüketim, ithalat, üretim ve büyüme dörtgeninin içerisinde gezindiğini görmekteyiz. Peki üretim artıyor ve de büyüme yaşanıyorsa bu durumun istihdam ve gelir üzerindeki etkileri neden gözlenemiyor. Etrafınızdaki neredeyse tüm insanlar birkaç yıl öncesine kadar gelirlerinde büyüme oranlarıyla parelel bir artış göremezken işsiz sayısında da bir azalışa işaret eden veriye ulaşılamamaktadır. Bu durum büyümenin kaynağı olarak gösterilen tüketimi sorgulamamızı gerektiriyor. Tüketimden büyümeye giden süreçte bir sızıntı olduğu anlaşılmaktadır.

Tüketime ekonomi içerisinde farklı şekilde yer veren politikaları genelde ikiye ayırıyoruz. Büyük kriz ve durgunlukların yaşandığı, üretim ve istihdamda problemlerle yüzleşildiği dönemlerde harcamaları/tüketimi teşvik eden talep yönlü politikalar ön plana çıkmış ve 1970’lere kadar ekonomi ve istihdamı canlandıran bu politikalar egemen olmuştur. Keynes’e büyük ün kazandıran politikalar talebe hareket kazandırılarak üretim ve istihdamın arttırılmasını içeriyordu. 2. dünya savaşından sonra uygulama alanı bulan bu politikaları destekleyen ana faktörler ise, bu dönemde işgücüne duyulan ihtiyaç ve önceki dönemde ekonominin uzun yıllar süren durgunluğuydu. Organizma artık büyüme talep ediyordu. Kamunun desteğiyle yeterli talebin yaratılması ile klasik iktisadın çözüm bulamadığı eksik istihdam sorunu çözülecekti.

Ancak bir noktadan sonra bu talep artışının işsizlik ve enflasyonu beraberinde getirmesi, değişik iktisadi arayışları ve ABD ile İngiltere’de başlayan akabinde pek çok ülkede egemen olan arz yönlü politikaların güç kazanmasını sağladı. Bu politikalar arzın arttırılması ile talebin oluşacağını ve piyasaların kendiliğinden dengeye geleceğini öngörüyor, emeğin marjinal verimliliği ile ücretler arasındaki kopuklukların işsizliğe yol açtığını dile getiriyordu. Uygulanan politikalara karşın işsizlik bugün sorun olmaya devam etmektedir.

Zaman içerisinde başta teknolojik gelişmeler olmak üzere, ihtiyaç duyulan emeğin niteliğindeki değişmeler, sermayenin ve ürünlerin heterojenliği gibi son dönemde görülen gelişmeler; olması gereken istihdamın gerçekten hangi seviyeye kadar artırılabileceği ya da olağan eksik istihdam düzeyinin ne olduğunu belirsiz hale getirmiştir. Ekonomik gelişmişlik düzeyi, ekonomiyi taşıyan sektörlerin yapısı ve işgücünün niteliği gibi kriterlerde görülen farklılıklar ülkeler arasında da eksik istihdam düzeyini farklılaştırmaktadır.

Türkiye’de son 4 yılda kümülatif bazda %35’ler civarındaki büyümeye karşın istihdam düzeyinde olumlu gelişmelere tanık olamamaktayız. 2001 krizinin ardından işletmelerin verimlilik düzeyini arttırmak ve maliyetleri kısmak için daha az işgücüyle faaliyetlerini sürdürmeleri ile ithalata dayalı büyümenin bu duruma kaynaklık ettiğine dair düşünceler vardır. Yeni ürün ve pazarlar ile dış faktörler büyümeyi pozitif etkilerken istihdama olumlu yönde yansımamıştır.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun son yayınladığı istihdam, büyüme ve diğer istatistiki verilere aşağıda yer verilmiştir. (TÜİK tarafından yayınlanan istatistiki verilerin güvenilirliği ile diğer bazı kurumların verileriyle karşılaştırıldığında görülen tutarsızlıklar bu yazının konusunu oluşturmadığından, bu istatistiki verilerden hareketle değerlendirmelerde bulunulacaktır.)

Üretim yöntemi ile hesaplanan gayri safi milli hasıla tahminlerinde, 2006 yılının birinci üç aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre sabit fiyatlarla gayri safi milli hasıla %6.3 artmıştır.

Üretim yöntemine göre Gayri Safi Milli Hasıla özet sonuçları (Kaynak:TÜİK)


Cari fiyatlarla GSMH
Gelişme hızı
Cari fiyatlarla GSMH
Gelişme hızı
Sabit fiyatlarla GSMH
Gelişme hızı

Dönem
(YTL)
%
(000 000 ABD $)
%
(YTL)
%

2004
Yıllık
428 932 343 026
20.3
299 475
25.2
135 308 023
9.9

I
94 503 069 554
17.4
71 310
18.3
29 726 839
7.5

II
109 508 530 638
14.5
80 232
22.1
34 280 335
4.7

III
149 455 718 500
12.1
111 361
22.3
45 231 363
8.0

IV
132 933 713 582
11.2
97 974
18.8
36 412 065
10.2

2005
Yıllık
486 401 032 274
13.4
360 876
20.5
145 650 603
7.6

2006
I
107 049 902 742
13.3
80 309
12.6
31 591 717
6.3

Harcamalar yönteminden hareketle 2006 yılının birinci üç aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre GSYİH artışına ait veriler aşağıdaki gibidir.

Harcama bileşenlerine göre 2006 yılı birinci dönem gelişme hızları (%) (Kaynak:TÜİK)

Cari Fiyatlarla
Sabit Fiyatlarla

Harcama Grupları
I. Dönem
I. Dönem

Özel Nihai Tüketim Harcamaları
15,8
8,4

Devletin Nihai Tüketim Harcamaları
17,2
8,1

Gayri Safi Sabit Sermaye Oluşumu
31,8
30,5

Mal ve Hizmet İhracatı
6,8
3,5

Mal ve Hizmet İthalatı
14,6
8,2

Özel tüketim, ithalat ve milli gelirde görülen bu yüksek sıçramaların yaşandığı dönemdeki istihdam verileri ise şöyledir.

İstihdam edilenlerin sayısı 22.860.000’dir. İşsizlik oranı 2.215.000 kişi ile %8,8, işgücüne katılım oranı ise %48,6’dır. Önemli bir yapısal dönüşüm ise tarımda çalışanların 778.000 azalırken, diğer sektörlerde çalışanların 917.000 kişi artmış olmasıdır. İstihdamın %28,4’ü tarım, %18,7’si sanayi, %5,8’i inşaat ve %47,1’i hizmetler sektöründedir. İşgücüne dahil olanların istihdam edilenlerden daha fazla artması dolayısıyla işsizlikte bir azalma görülememektir.

TÜİK verilerine göre; 2004 yılında Türkiye’de yaklaşık olarak 909 bin kişi açlık sınırının; 17 milyon 991 bin kişi ise yoksulluk sınırının altındadır. 2003 yılında %1,29 olarak tahmin edilen açlık sınırının altında yaşayan fert oranı 2004 yılında da aynı kalmıştır. Buna karşın yoksul fert oranı %28,12’den %25,6’ya düşmüştür.

Türkiye’de gelir dağılımındaki adaletsizliğin yol açtığı diğer bir sonuç ise; gelirin daha az gelir sahibi olanlara aktarılmaması, marjinal tüketim eğiliminden dolayı gelirdeki artışın daha az oranda tüketime yansımasıdır.

2002’den bu yana ekonomi yıllık ortalama %7,5 ve bütün çeyrek dönemlerde büyüme yaşarken, tarım dışı işsizlik oranı %11,5’tur. TÜİK verilerine göre çalışabilir çağda olup, iş aramamaları nedeniyle işsizlik rakamlarına ilave edilmeyen, ancak iş bulmaları durumunda çalışacaklarını ifade edenlerin de hesaplama kapsamına alınması halinde işsizlik oranı %15’i aşmaktadır.

Türkiye’de ki büyüme ve istihdam artışı arasındaki makasın daraltılmasının önündeki en büyük engel, tüketimin ithalat destekli olarak artışıdır. Tüketim ithalat ile karşılandığı sürece bir anlamda milli gelir içerisindeki kaynaklar dışarıya akmakta ve istihdam olumsuz etkilenmektedir. Dışarıdan gelen ürünler (ki sadece tüketim malları değil, aynı zamanda yatırım ve ara malları) yerli ürünleri ikame ederek bir anlamda her tüketim artışı, ithalat artışına bu da yerli üreticinin kan kaybına yol açmaktadır. 2006 yılının ilk altı ayında, bir önceki yılın aynı dönemine göre ihracat %11,5, ithalat %18,3 artmış, dış ticaret hacmi ise %15,7 artmıştır. İthalat 2002 yılında %24,5, 2003 yılında %34,5, 2004 yılında %40,7, 2005 yılında %19,7 artmıştır. (İthalat ve sermaye hareketleri ile ilgili düşünce ve önerilerime Blog sayfalarında 29.08.2006 tarihinde çıkan “İthalat ve sermaye hareketleri” başlıklı yazımda yer verdim.)

Türkiye’de özel tüketim harcamaları büyümeden daha hızlı artmaktadır. Büyüme hızından fazla artan özel tüketim harcamaları, bir süre sonra ya kapasite yetersizliğinden dolayı, arzın talebi karşılayamaması sonucu, enflasyona yol açacak ya da tüketimin iç üretimden değil dış ticaretle sağlanmasına neden olacaktır. Yüksek sermaye girişleri sonucu YTL’nin değer kaybetmesiyle ülkemizde ikinci durum yaşanmış ve yukarıdaki TÜİK verilerinde de belirtildiği üzere ithalat patlaması yaşanmıştır. Yabancı sermaye, ki büyük kısmı portföy yatırımı şeklindedir, kur düzeyini düşük tutarak tüketimi arttırmakta, artan tüketim ithalatla karşılanmakta, buradan kaynaklanan büyüme istihdamı pozitif yönde etkilememekte, hatta yerli hammadde, ara madde ya da ürün imalatçı ve satıcıları darbe almaktadır.

Burada sorulacak soru ise; büyüme oranı ya da buna yakın bir düzeyde istihdam artışının görülmesi gerektiğidir. Ancak ithalatın iç üretimi tasfiye etmeye başlaması, ihracatcıların üretimlerini yabancı girdilerle sağlamaları bu beklentinin realize olmasını engellemektedir. Teknolojik yeniliklerin istihdama etkisi ise, aynı alanda eski teknolojilerin kapsamına giren istihdamı hangi yönde ve ne miktarda etkilediğiyle bağlantılıdır. Toplumsal refahı arttıran ve hayatı kolaylaştıran teknoloji belirli niteliklere sahip olan istihdamın tasfiyesine yol açabilmektedir. Teknolojinin verimliliği ve ardından geliri arttırması bunun da tüketimi kamçılayarak büyümeyi etkilemesi ise epey zaman alacak gibi görünmektedir. Tarımdan dışlanan kesimlerin istihdamı da apayrı bir sorun yaratmaktadır. Tarım kesimi milli gelirin %11’ini yaratırken istihdamdaki payı %28, bu oranlar sırasıyle sanayi de %29 ve 19, hizmette %56 ve %47’dir.

Diğer bir husus ise ekonomideki kaynak arayışı ve yapısıdır. Bankalarımız ve diğer özel sektör kuruluşlarının yurtdışından 2006 yılının ilk 6 ayında 19 milyar, son bir yılda ise 32 milyar dolar kaynak sağladıkları bilinmektedir. Kamu gelir-gider dengesinde olumlu sinyaller alınırken özel kesimin gelir-tasarruf dengesizliği dış açık yoluyla karşılanmaktadır. Ayrıca 2005 yılında bankaların kullandırdığı bireysel krediler %72, toplam krediler ise %35 civarında artmıştır. Temin edilen bu kaynakların; ya doğrudan ya da tüketimin bir adım sonrasında sağlayacağı kapasite artışına ve dolayısıyla istihdam artışına yol açması beklenmektedir. Ancak bu kredilerin ithal mallarına yönelmesi, reel sektör dışında kullanılması ya da yükselen teknoloji sektörleri dolayısıyla istihdama doğrudan bir katkısı olamayabilecektir.

www.tuik.gov.tr

 
Toplam blog
: 28
: 1654
Kayıt tarihi
: 22.08.06
 
 

İstanbul'dan tarih, ekonomi, siyaset ve kültüre ilgi duyan, güzel bir dille ifade edilen, edebi v..