- Kategori
- Gündelik Yaşam
Tüm günler böyle işte...

Tüm günler böyle geçiyor. Bir sandalye üzerinde böyle dalgın ve bıkkın oturarak. Kapı, pencere, duvar ve yüzler... Tüm günler böyle geçiyor.
İçli bir şarkı çalıyor bu sabah. Henüz uyanamamış gözlerimde kontrolden çıkmış bir kaç damla yaş. Yaşlı ve duygusal birine mi dönüşüyorum ne? Kızıyorum kendime. Başkalarının yanında bu şekilde kontrolsüz olduğum için, açıklamak zorunda kalacağım sebepler için ve o damlaları gizlemek için takınmak zorunda olduğum aptal gülümseme için. Kızıyorum...
Herkes gitsin istiyorum bu sabah. Bir başıma kapı, pencere, duvar ve ben kalayım. Hafif bir rüzgar essin istiyorum bir de. Sonbaharı getirsin o rüzgar. Ben yeniden ben olayım istiyorum. Bu tanımadığım bilmediğim sersem değil. O rüzgar içimi yakan ne varsa süpürsün istiyorum. Dünya yeniden dünya, gökyüzü yeniden mavi ve ben yine ben olmayı becerebileyim. Birden bir yağmur başlasın istiyorum. Sakladığım gözyaşı yerine gökten yağsın çılgın gibi ve ben ona bakarak atayım içimdeki tüm zehri. Yeniden beyaz bir kağıt olsun aklım istiyorum bildiğim herşeyi unutayım. Ruhum ise denizde yüzen dalgın bir beyaz yelken...
Omurgam kırıldı sanki. Neden? Neden? Neden? Bıktım sorular sormaktan. Her soru bir balta darbesi kendi omurgama. Kendini parçalayan eller kendine yeniden merhem olur mu?
Şöyle bir sahne var çok sevdiğim; Çılgına dönmüş bir kadın arabasına atladığı gibi soluğu bir dağ başında alıyor. Ve deliler gibi ciğerlerini yırtarcasına bağırmaya başlıyor. İşte içindeki acıyı kusmanın en iyi yolu. Karşındaki dağ, ağaçlar sana "deli herhalde" diye cık cık yapmaz. İyi bir yol, kimseye bir zararı da yok. Çok olsa ağaçların dallarındaki bir kaç kuşu korkutursun. Onlarda havalanıp kendilerine başka bir ağaç bulurlar. Bu ara hep o kadın geliyor aklıma. "Bağırmasından, deli gibi ağlayışından bulduğu taşları tekmeleyişinden sonra kimbilir ne kadar rahatlamıştır." diyorum kendi kendime. Aslında böyle bir şey yapmam gerek. Kendime bir dağ ve bir de araba bulmalıyım.Ama ne yazık ki bir arabam yok, arabam olsa bile kullanmayı bilmiyorum. Böyle bir şeyi de bir taksi şoförünün tanıklığında yapmam olası değil. Bütün bunları buldum diyelim bir dağı nereden bulacağım.Evet pek çok dağ var ama hepsi yaylacıların istilası altında. Yani bir dağ bulup bağırmaya başladığım zaman biri bana "kes sesini seni aptal uyumaya çalışıyorum." diyebilir.Demek ki bu şekilde kendime bir iyilik yapma olasılığım yok.
Tüm günler böyle işte. Yeni bir mevsim lazım bana. Herşeyi unutturan bir mevsim. Bol yağmurlu, bulutlu ve soğuk bir mevsim. Sokaklardan koştura koştura geçeceğim telaşlı bir kent lazım bana bir de. Sokaklarından yapraklar toplayacağım...Tüm günler böyle işte. Kapı, pencere, duvar ve yüzler...Ah keşke bir dağım olsa çığlık çığlık kederimi dökeceğim...Her yer kapı, pencere, duvar...Dağ yok...
RESİM: Herbert Draper
İçli bir şarkı çalıyor bu sabah. Henüz uyanamamış gözlerimde kontrolden çıkmış bir kaç damla yaş. Yaşlı ve duygusal birine mi dönüşüyorum ne? Kızıyorum kendime. Başkalarının yanında bu şekilde kontrolsüz olduğum için, açıklamak zorunda kalacağım sebepler için ve o damlaları gizlemek için takınmak zorunda olduğum aptal gülümseme için. Kızıyorum...
Herkes gitsin istiyorum bu sabah. Bir başıma kapı, pencere, duvar ve ben kalayım. Hafif bir rüzgar essin istiyorum bir de. Sonbaharı getirsin o rüzgar. Ben yeniden ben olayım istiyorum. Bu tanımadığım bilmediğim sersem değil. O rüzgar içimi yakan ne varsa süpürsün istiyorum. Dünya yeniden dünya, gökyüzü yeniden mavi ve ben yine ben olmayı becerebileyim. Birden bir yağmur başlasın istiyorum. Sakladığım gözyaşı yerine gökten yağsın çılgın gibi ve ben ona bakarak atayım içimdeki tüm zehri. Yeniden beyaz bir kağıt olsun aklım istiyorum bildiğim herşeyi unutayım. Ruhum ise denizde yüzen dalgın bir beyaz yelken...
Omurgam kırıldı sanki. Neden? Neden? Neden? Bıktım sorular sormaktan. Her soru bir balta darbesi kendi omurgama. Kendini parçalayan eller kendine yeniden merhem olur mu?
Şöyle bir sahne var çok sevdiğim; Çılgına dönmüş bir kadın arabasına atladığı gibi soluğu bir dağ başında alıyor. Ve deliler gibi ciğerlerini yırtarcasına bağırmaya başlıyor. İşte içindeki acıyı kusmanın en iyi yolu. Karşındaki dağ, ağaçlar sana "deli herhalde" diye cık cık yapmaz. İyi bir yol, kimseye bir zararı da yok. Çok olsa ağaçların dallarındaki bir kaç kuşu korkutursun. Onlarda havalanıp kendilerine başka bir ağaç bulurlar. Bu ara hep o kadın geliyor aklıma. "Bağırmasından, deli gibi ağlayışından bulduğu taşları tekmeleyişinden sonra kimbilir ne kadar rahatlamıştır." diyorum kendi kendime. Aslında böyle bir şey yapmam gerek. Kendime bir dağ ve bir de araba bulmalıyım.Ama ne yazık ki bir arabam yok, arabam olsa bile kullanmayı bilmiyorum. Böyle bir şeyi de bir taksi şoförünün tanıklığında yapmam olası değil. Bütün bunları buldum diyelim bir dağı nereden bulacağım.Evet pek çok dağ var ama hepsi yaylacıların istilası altında. Yani bir dağ bulup bağırmaya başladığım zaman biri bana "kes sesini seni aptal uyumaya çalışıyorum." diyebilir.Demek ki bu şekilde kendime bir iyilik yapma olasılığım yok.
Tüm günler böyle işte. Yeni bir mevsim lazım bana. Herşeyi unutturan bir mevsim. Bol yağmurlu, bulutlu ve soğuk bir mevsim. Sokaklardan koştura koştura geçeceğim telaşlı bir kent lazım bana bir de. Sokaklarından yapraklar toplayacağım...Tüm günler böyle işte. Kapı, pencere, duvar ve yüzler...Ah keşke bir dağım olsa çığlık çığlık kederimi dökeceğim...Her yer kapı, pencere, duvar...Dağ yok...
RESİM: Herbert Draper