- Kategori
- Gündelik Yaşam
Türban
Ey eşsiz ülkemin güzel insanları: Hani atalarımızın güzel bir sözü vardır ya; neydik te ne olduk diye, bugünlerde genel gidişata şöyle bir bakınca bu özlü söze hak vermekten kendimi alamıyorum.
Bu gün ki konumuz, güzel ülkemizin birbirinden önemli aciliyet gerektiren konuları değil, Şalvar, fistan, eşarp hiç değil, bugünkü konumuz sadece türban, evet yanlış duymadınız bu gün ki konumuz türban ve bu yazımızda türban konusunu farklı bir bakışla inceleyeceğiz.
İslam dini ilk bakışta Arap coğrafyasında ve Arap milletine gelmiş gibi gözükse de, gerek son din olması ve gerekse de evrensel (Bütün herkese hitap eden) bir din olması nedeniyle, değişik milletlerin yaşadığı, farklı farklı coğrafyalara yayılmıştır. Ve yine bu niteliğinden ötürü çok farklı coğrafyalarda yer etmiştir.
Arap coğrafyası bu dinin doğup geliştiği yer olması açısından ve gerek bu dinin öncülerinin (Peygamberi ve Sahabelerinin vs.) doğup yaşadıkları yer olması ve gerekse de bu değerlilerin türbelerinin ( kutsal kabe nin de) orada bulunması nedenlerinden, Arap coğrafyası özellikle, Müslümanlar açısından cazibe merkezi konumuna yükselmiştir. Ve yine aynı şekilde, Araplarda bir nevi gözde insanlar olma konumu elde etmişlerdir.
Şimdi bu noktada şu tespitlerin altını çizmek istiyorum:
(*) Rivayete göre, Resullulah (S.V.A) efendimizin, Ben, Arabım ama beni takip edenler (izleyenler), Arap değildir, dedikleri birçok kaynakta belirtilmektedir.
(*)Yine okuduğum güzel bir kitapta profösör ün biri şöyle bir tespit yapmaktaydı; Yüce Allah dinleri ve peygamberleri özellikle yoldan tam anlamıyla çıkmış yerlere ve milletlere göndermektedir, demekteydi ve bu iddasına da kutsal metinleri (kutsal kitapları) dayanak göstermekteydi.
Bu tespitlerden yola çıkarak (bunların örneklerini çoğaltmak mümkündür) Yukarıda da belirttiğim üzere, İslam dini sırf, Arap coğrafyasına ve arap milletine gelmiş gibi gözükse de, aslında herkese hitap eden (evrensel) son din olması nedeniyle farklı coğrafyalarda ve farklı milletlerde de yeretmiştir. Yani özetle islam dini ne Arap coğrafyasının malıdır, ve ne de, Arap milletinin.
Şimdi buradan hareketle, yukarıda, İslam dininin herkese hitap eden son din olduğunu belirtmiştik. bunun doğal bir sonucu olarak ta bu dinin mensubu birçok farklı ülke ve millet bulunduğundan bahsetmiştik. İşte bu noktada şunu önemle belirtmek gerekir ki; İslam dini gittiği her (coğrafyada) ülke ve insanında farklı sentezler oluşturarak oturmuş yeretmiştir.
Bu arada islamiyet öncesi Arap ilkellikleri ve vahşetinin boyutunu da az çok islam tarihini okumuş herkes bilmektedir.İslamiyetin, Arap toplumuna kattığı birçok değer olmasına karşın, arap toplumundan etkilendiği yönleri de göz önönde bulundurmak gerekmektedir.İşte daha da açık ve özetle sormadan edemiyorum; Acaba islam dinimi Arapları düze çıkardı, yoksa Arap ilkelliklerimi islam dinini günbe gün tüketti, bilinmez.
Tarihte savaşçı, cesur ve göçebe yaşantılarıyla ön plana çıkan türkler, İslam dinini tek tanrı inancına yakın bir akımdan geldiklerinden dolayı hemen kabul etmişlerdir. Bir çok zaman İslam dininin deyim yerindeyse kılıcı, koruyucusu olma rolünü üslenmişlerdir.
Türklerde diğer toplumlar gibi türklüğün değerleriyle, İslamiyeti harmanlamış ve bugünlere, İslamiyeti böyle getirmiş ve bugünlere böyle gelmişlerdir. Türk büyüklerinden Ahmet Yesevi Hazretlerinin, Mevlana Celalettini Rumi Hazretlerinin, Hünkar Hacı Bektaşı Veli Hazretlerinin, Yunus'ların, Taptuk'ların ve daha adını tek tek sayamayacağımız daha bir çok türk büyüğünün yapmış oldukları (ortaya koydukları akımlar) tamda bu gerçeğin ta kendisi değil midir?
Türkler bu din ve değerler harm anını, oluştururken titiz davranmış ve ne türk kültüründen ve nede, İslam dininin esaslı değerlerinden ödünler vermemişlerdir. Ve belkide, İslamiyet in bu güne kadar en tatlı ve esaslı (aslına uygun) yer edip yaşadığı nadir toplumlardan biri olagelmişlerdir. Ve işte yine Atatürk Türkiyesi toplumu da, bu bahsettiğim toplumun ta kendisi değil midir?
Lakin gelin görün ki, nice uzun yılların oluşturduğu bu doğal kemikleşmiş değerler harmanını, bugün halla zedelemeye çalışan, Arap ilkelliği hayranı kesimler vardır. İşte Arap ilkelliği hayranı olan bu kesim, her şeyiyle miskin ve medeni dünyanın hemen hemen, en gerisinden giden arap toplumu ve ilkelliklerini yukarıda bahsettiğim bin bir emekle yoğrulmuş olan o, değerler harmanına değişmektedirler. Arap ilkelliğinden ithal uygulamalarla güzelim ülkemizi ve ülkemiz insanını günbegün karanlıklara, kutuplaşmalara ve kavgalara doğru sürüklemektedirler.
Yeter artık yapmayın etmeyin beyler, Yüce Allah'ın dini; ne kara çarşaftır, ne Arap türbanı ve ne de kız çocuklarını diri diri, toprağa gömme geleneğinin bir devamı olan elmanın diğer yarısı, peyg amberleri dahi doğurmuş olan analarımızı, bacılarımızı, bayanlarımızı gerinin en gerisine atma saçmalığı hiçmihiç değildir.Kendimize gelelim.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Çağdaş, Laik, Sosyal bir Hukuk Devletidir. Ve yine yüce Türk Milleti de, aynen bu iz üzerindedir. Çağdaş uygarlık düzeyi çabasında ve dimdik duruşuyla.Sevgili milletim bu tür yapmacık senaryolara (oyunlara) gelmeyelim. Kendimize ters düşmeyelim. Gerçek anlamda bizi biz yapan değerler bütününe geç kalmadan dört elle sarılalım.
<ı>25/08/2008 - 13:28ı>