06 Eylül '07
- Kategori
- Anılar
Üç büyük iki küçük adam
Ben Atatürk´e aşıktım. Söğüt´te iki katlı ahşap bir konakta, ilkokulumda, her teneffüste bütünü seyrederdim, geceleri rüyama girerdi. Sonra birgün evde gördüm onu, benim Atatürk´ümü, dedem. Sarı saçlıydı, gözleri gök mavisiydi, uzun dağınık kaşları vardı, böçmendi, Üsküp´lüydü, yakışıklıydı ama uzun boyluydu, upuzundu.
Dedem, benim dedem Atatürk´e benziyordu. O´nun yaptıklarını yapmadı biliyorum, ama yaptıklarını da biliyorum.
Otuz yaşına geldiğinde komünist Yugoslavya´nın eski polisi, üç çocuğunun babası, Havva´sının Adem´i ve İstanbulun yeni işçisiydi.
Kırk yaşına geldiğinde benim dedemdi, ağababamdı.
Kırkiki yaşına geldiğinde ilk kez gitmediği 1 Mayıs yürüyüşüne hayatını borçluydu.
Yetmişbir yaşına geldiğinde biricik Havva´sını kaybetmiş yalnız adamdı.
Yetmişsekiz yaşına geldiğinde yiğidimin, sekseninde efemin büyükdedesiydi.
Bugün sekseniki yaşında Lüleburgaz Devlet Hastanesi´nin 311 no´lu odasında yatan, zatürre olmuş, ateşi düşmeyen parkinsonlu hasta.
Ben iki gündür İstanbul´dan Lüleburgaz Devlet Hastanesi´ne gidiyorum, yiğidimle efem melek aytenlerinde. Benim Atatürk´ümün sarı saçları yok artık, uzun başına buyruk kaşları bembeyaz, gökmavisi gözleri kapalı, kollarıdan biri kaskatı serumu takılı, durmadan titreyen diğerinde iğnelerin izi mor bir kelebek, ayakları buz kesmiş, ağrı kesicilere rağmen sayıkladığı isimler inleme olmuş, çığlık olmuş.
Ben şimdi gök mavisi gözleri görmeyi öyle çok istiyorum ki; küçük bir aralıktan görünce bak ben geldim diyorum. Elini tutuyorum, başını okşuyorum, ağzından çıkan canımı yakan seslerle gözyaşlarımı içime akıtıyorum.
Hiç bu kadar uzun bakmadım o gözlere, hiç bukadar uzun tutmadım ellerini, başını hiç okşamadım yanağını kolunu yüzünü, hiç alnından öpmedimki daha önce niye, niye?
Ben, iki gündür İstanbul´dan Lüleburgaz´a gidiyor saatlerce yanında kalıp ağlayarak geri dönüyorum. Dua ediyorum; kolundaki mor kelebek sensen eğer babaanne al, al götür onu buradan yanına, algötür işte.
Yiğidimle efem melek aytenlerinde yanımda oğullarımın babası. Kara saçlı, kara kaşlı. Senin deden benim dedem diyen adam. Dedemin hayatında eksik, az, yaşanmamış ne kadar güzel şey varsa hepsi senin olsun.
Yanımdaki adam Atatürk´e hiç benzemiyor, olsun benzemesin. Zaten beinm Atatürk´ümün kendisine benzeyen oğlu 311 nolu odaya hiç gelmiyor.
Yiğidim efem siz, siz hangisine benzeyeceksiniz onların?