Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

01 Nisan '13

 
Kategori
Felsefe
 

Ussal sezgilerin öngörülemeyen başkalaşımları !

Ussal sezgilerin öngörülemeyen başkalaşımları !
 

 

"Jon! Sen misin?"

"Evet."

"Geleceğini biliyordum. Dün seni gördüm uzakta. Bizi izliyordun. Yorgo ne dedi biliyor musun? Jon'ı fark etmenden korkuyordum. Seni görmüştü; ama bana söylememişti ! Çünkü benim göremediğim gerçekleri sen görüyordun. Neyse, boşver sen beni de neden geldin martısız şehre?"

"Sen neden geldiysen maviye! Biliyorum ki çıkartmak istiyorsun yüreğini sonra da basmak tuza! Sanır mısın ki umursar bu çirkin huylu şehir! Sana geleceğimi söylemedim. Çünkü seni böyle üzgün görmemi istemezdin!"

"Ee, beni özlediğin için mi geldin?"

"Hayır, ben sana dememiş miydim demek için geldim. Yorgo sana dememiş miydi demek için geldim. Bıktım artık senin bu laf dinlemezliğinden. Sana bunu öğretmedim ben! Hayattaki tüm zorları denemek zorunda değilsin? Hayattaki tüm zorlukları aşabilirsin de demedim! Neden devamlı imkansızı istiyorsun?

"Ya da imkansız neden beni istiyor!”

"Yüce Chiang adına!! Kırk yıldır yanındayım, yaptığın bir tane olağan şey söyle bana!"

"O kadar mı şikayetçisin benden?"

"Laf dinlememenden, evet."

"Jon, ben senden hayattaki zorlukları var olan gücümle aşmayı öğrendim. Zor görünen şeylerin aslında inançla aşılabileceğini öğrettin bana. Şimdi de kalkmış, o kadar da demedim, aşılamayacak zorluklar da vardır diyorsun! Neler oluyor dostum, yoksa yaşlanıyor musun? Bak Fletcher'a da kötü örnek oluyorsun ve Chiang duymasın bu sözlerini."

"Sana zirvenin sahibinin sen olduğunu söylemedim, öyle hissetmeni istedim. Çünkü bu acı gerçeği yaşayarak görmeliydin! Çok üzgünüm senin için; ama bu yumruğu yemeli ve zirveden öyle bir atılmalıydın ki yaraların uzun yıllar kapanmasın, o kör gözlerin de çarpmanın etkisiyle açılsın!"

"Öff, yine mi zirve savaşı!! Rüyalar aleminde gezmiyorum Jon. Ben de fark ediyorum bir şeylerin yolunda gitmediğini; ama ona çok güveniyordum. Bana elini uzattığını düşünüyordum. Aslında uzatıyordu da; ama diğer elinin de başka tarafa tutunduğunu göremedim! Belki de görmek istemedim."

"Ahh ah!! Bir türlü anlamıyorsun saf oğlum. O diğer taraf diye bahsettiğin zaten hep vardı. Asıl sen onlar için diğer tarafsın. Sen dağı sadece zirveden ibaret sanıyorsun. Senin sadece başın mı var? Onun da yamaçları, kayaları, çalıları, ağaçları ve etekleri var. Ben bir tek zirveye bakarım, gerisi teferruat diyemezsin. Sen desen, o demez. Attığı her adımda onu zirve yapan değerleri düşünür. O değerlere bir zarar geleceğini düşündüğü anda da seni fırlatır atar. İşte şu anda sana olan da bu. Sen onun için vazgeçilmez değilsin. Onun mevcut değerlerinde varsan varsındır yoksa hiç gözünün yaşına bakmaz."

"Ben bir tek zirveye bakarım, gerisi teferruat demedim. Onu o yapan tüm değerleri kabul ettim, saygı gösterdim; onların varlığını inkar etmedim; ama madem konuyu bu noktaya getirdin: Zirve artık benim hakkım!"

"Bu kadar katı değildin geçmişte! Belki de aşırı kabullenişin rahatsız etti onu. Öyle çok seviyordun ki -sen onu her şartta kabullendikçe- kendi bölünemeyişi ortaya çıkmaya başladı. Senin kadar verici olamazdı, seni özel kılamazdı, seni gerçek parçası yapamazdı ve bunu sana söyleyemezdi de. Çünkü senin ona tırmanışını, onu sevişini, bağlılığını seviyordu ve senin büyük sevgin karşısında ezik hissetmeye başladı kendini. Yerini kabullenmiyordun ve sana sımsıkı sarılmasını istiyordun. Artık bir karar vermesi gerektiğini biliyordu. Sana sarılmaktansa seni aşağı itmeyi tercih etti. Bu, kendi huzur anlayışını beslemenin en kolay yoluydu."

"Belki de tırmanırken düşmelerimi, yaralanmalarımı dikkate almalı; zirvenin aslında beni istemediğini, sadece onun için çabalamamı, onu isteyişimi sevdiğini anlamalıydım."

"Daha önce söyledim, yine söyleyeceğim: O senin yanında değildi zaten. O hep oradaydı. Yanında kalmana izin verdi sadece."

"Çıkmama izin vermeyebilirdi ama! Onun için bunca acıyı çekmeme nasıl göz yumdu?"

"Göz yumabileceğini sen öğrettin ona! Sen ısrarla tırmanan ve sonunda kerhen kabul edilensin; zirvenin elini uzattığı değil ! Neden hâlâ anlamıyorsun bunu aptal çocuk!"

"Ne dağlar, ne tepeler gördüm; eteklerinden döndüm. Beni isteyene değil, istediğime tırmanmak istedim. Zoru başarabilirdim. Aylarca bekledim, hadi tırman bana dedi. Tırmandım. İtti. Yine tırman dedi. Tırmandım. Yine itti. Tamam, sevdim seni, bir kez daha tırman; seni bekliyorum dedi. Tırmandım. Olmaz, sen zirvede kalma; sadece tırman ve in. İnmezsen ben atarım seni dedi. Attı. Yok, ben seni atmadım, severim seni, hadi yine tırman dedi. Hayır, bir daha asla tırmanmayacağım dedim."

"Ben sana düşmemeyi değil, düştükten sonra nasıl daha güçlü kalkacağını öğrettim! Beni dinleseydin şimdi bu halde olmazdın. Sen zirveye sevdiğin için tırmandın ve uzağa değil, hemen önüne baktın! Zirve de senin sevmeni sevdi. O nedenle, defalarca da düşsen yılmadın. Vazgeçmeni o da istemedi; ama sonsuza kadar zirvede kalabileceğin düşüncesi korkuttu onu. Çünkü, bir tek senin olamazdı, sahip olduğu değerleri senin için kaybetmeyi göze alamazdı. Tercihini yaptı ve seni yine itti. Belki hatası, senin itildikçe yine tırmanacağını düşünmesiydi. Seni tamamen kaybettiğini anladığında eminim hayat onun için de kolay olmayacaktır!"

"O beni kaybetmedi Jon. Zirveden ömrümün sonuna dek vazgeçmeyeceğim! Sadece, bir daha tırmanmayacağım. Beni eteklerinde göremeyecek, nefesimi duyamayacak. Kendisiyle kalmalı. Ben artık onun için çabalamayacağım. Dizlerimi, kalbimi yaralamayacağım. Acılarımı, yaralarımı sizin sarmanızı istemeyeceğim. Beni istiyorsa, artık o bana gelmeli, aşağıya! Böylece kendi değerlerimizle kendi dağımızı yaratır kendi zirvemize tırmanırız."

"Sen iyice zirve sarhoşu olmuşsun! Bak yine söylüyorum. Bunu asla yapmayacaktır. Sahip olduğu hiçbir şeyden senin için vazgeçmeyecektir. O da seni senin gibi istese bunları yapar; ama senin arzuna teslim olmamak için elinden geleni yapacaktır ve bugüne dek yaptığı da o zaten! Sana kaymaya başladığını hissettiği anda seni aşağı itecektir! Onu ister unut istersen sonsuza dek gönlünde tut; ama asla senin zirven olmayacağını da kabul et."

"Bir şeyi kabul edip etmeme noktasında değilim Jon. Çok uğraştım ona ulaşmak için, çünkü layıktı. O benim zirvemdi; ama benim değildi. Belki de hiç tırmanmamalı, bu yaraları almamalıydım! Yaşam öğretilerine son vermek mümkün değil ki dostum!“

“Hadi dön gri şehrine! Gelme bir daha da maviye!”

 
Toplam blog
: 462
: 1159
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara