- Kategori
- Gündelik Yaşam
Utanmalıyız!!!

Bugün Milliyet ana sayfada yer alan bir haberde 12 yaşındaki bir kız çocuğunun dramına tanık olduktan sonra bir kez daha anladım ne denli sahipsiz olduğumuzu, nedenli boş işlerle uğraştığımızı.
Nerdeyse 20 yıldır devam eden ve amaçlarına ulaştıktan sonra bile hala gündem oluşturmaya “hem de devletin en zirvesinde” devam eden olayın bir parçası olmaktan. Biz gündemi meşgul etmeye yarayan bu boş işlerle uğraşıp, beynimizi yorarken, ne dramlar yaşanıyor etrafımızda da haberimiz yok. Hemen yanı başımızda burnumuzun dibinde 12 yaşındaki kız çocuğuna tecavüz ediliyor da biz devlet olarak, millet olarak, fert olarak, sağlık kurumları olarak bir kız çocuğuna sahip çıkamıyoruz.
http://www.milliyet.com.tr/2007/09/01/yasam/axyas01.html
Vay beeee!!!
Dedim ya; olay yaşanıyor. Çocuk kendinden 31 yaş büyük bir adama satılıyor, “anne baba ne kadar rahat bilemem de” olaydan sonra günlük olağan yaşantısına devam ediyor. Ta ki; olay emniyete yansıyıncaya kadar. Biz ise olayı okuyup vah, vah, tüh, tüh demekten öte gidemiyoruz. Yazık bize. Yazık!
Onca bakanlık, “adına esirgeme kurumu” dediğimiz onca kurumun ve yurdun böyle bir olaydan haberi olmuyor. Biz ise yıllardır bir metre kara bez parçasının etrafında dolanıp duruyoruz hala. Ve buna benzer bunun gibi binlerce dramdan bi haber yaşıyor ya da seyirci kalıyoruz.
İşte gerçek ortada!!!
Gerçeğin en yalın, en tüyler ürpertici hali bu. Bu yalın gerçeğin, bu kara dramın üstünü hangi soytarılık kapatır bilemiyorum. Hangi söz yeterli kalır böyle bir dramı anlatmaya. İşte yüzde yüzünü Müslüman var saydığımız ülkemizin içinde bulunduğu gerçeğin ta kendisi bu; tablo bu. Var mı üstüne söyleyecek sözü olan. Buyurun, buyurun, buradan yakın, çekinmeyin. Meydan sizin. Sizler de alın.
Kendi adıma utanıyorum. Böyle bir olaya tanıklık etmekten!
Utanıyorum!
Sevgili arkadaşlar ve sevgili editörler, dün olayın stresiyle aklıma gelmeyen ama yaşı bu kadar küçük olmasa da 16 yaşlarında iken tecavüze uğrayan bir kızın ki; "bizim köyde yaşanmış bir olay" beni çok etkileyen hikayesinden esinlenerek yazdığım "bana göre şiirimi" olayı daha da pekiştirmek adına sizlerle paylaşmak istiyorum müsaadenizle. Ayrıca duyduğum, aileyi tanıdığım, hatta kaleme bile alıp da yayınlamadığım öz babasının tecavüzüne uğrayan bir hikaye daha var ki; gerçekten tüyler ürpertici, gerçekten nereye gidiyoruz’ un somut örnekleri. Yayınlamadım çünkü; olaydan sonra akli dengesini yitiren kızcağız gönderildiği akıl hastanesinde karnında 5-6 aylık bebeğiyle yaşama veda etti. Lütfen, lütfen artık kendimize gelelim, çevremizde ki olaylara seyirci kalmayalım. Ben kendi adıma bir şeyler yapmaya çalışıyorum, bazen hakaretleri, hatta tartaklanmayı bile göze alarak. Lütfen seyirci kalmayalım. Seyirci kaldığımız oranda suçluyuz çünkü. Saygılarımla...
Ve şiir...
O Dağların kızıydı!
Adı: Selver' di....
O; Toros dağlarının nazlı kızıydı,
Gözlerini denizden,
Yüreğini dağlardan...
Ormanlardan, sevgiden dermişti...
O dağların kızıydı
Adı: Selver’ di,
Bir namlunun gölgesin de
Zorla!...
Bekaretini verdi!
Kimseye anlatamazdı, söyleyemezdi
Anlatsa bile kimse ona inanmazdı
Yedi ay sonra anladılar!
Önce ağabeyleri, sonra babası;
Allah ne verdiyse...
Anlatamadı, dinlemediler!
Gözyaşları karıştı yüreğinden akan kana...
Satıldı sonra, babası yaşında adama
Babası yaşında; beş çocuklu adama!
Karnında 7 aylık bebeğiyle...
Şimdi onun çiftliklerinde köle!
O dağların kızıydı; adı:
Selver' di...
Umutlarını, hayallerini, yarınlarını...
Bir namlunun gölgesinde; zorla!
O namussuza verdi...
Ve bir kere bile göremeden;
Koklayamadan, saramadan bebeğini...
Bir kere bile!..
Onu da verdiler yaban ele
O namussuz mu?
Hala yaşıyor köyde!
Utanmadan, yüzü kızarmadan
Hala yaşatıyorlar onu
Bizim köyde!....
Selver' mi?
O hala köle!
Beş çocuklu adamın çiftliklerinde...
Hayvanlarla eşit muamelede!...
A. Sarıkaya