​ Vesikalık mı, boy resmi mi öğretmenim ? / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mayıs '07

 
Kategori
Eğitim
 

Vesikalık mı, boy resmi mi öğretmenim ?

Vesikalık mı, boy resmi mi öğretmenim ?
 

Şimdi geriye dönüp baktığımda gülümseyerek anımsadığım ama, o gün yaşadığım karmakarışık duyguları hiç unutmadığım, orta öğrenim hayatımın ilk gününün ilk dersinde, olaylı bir şekilde tanışmıştık kendisiyle…

Şöyle hareketli bir görüntü var zihnime kayıtlı; önce profilden, sonra önden çekilmiş peş peşe iki kare fotoğraf akıyor zihin albümümde; koyu kestane rengi saçlarını tepesinde bir topuzla toplamış, uzunca boylu, yapılı, asık suratlı bir kadın sınıf kapısından içeri giriyor, arkasından kapıyı kapatıp, hızlı ve yeri ezen adımlarla, öğretmen masasına yaklaşıyor. Masanın önünde durup, sınıfa doğru dönüyor. Evet, asık suratlı olduğu konusunda yanılmıyorum.. hatta daha da fazlası var.. çatık kaşlı, sert bakışlı.. Orta yaşın üzerinde olmalı ya da, iki kaş arasına, alnına, dudak kenarlarına yerleşmiş keskin çizgiler beni yanıltıyor.

Önce kendini tanıtmış ve ismini tahtaya yazmıştı yanlış hatırlamıyorsam. Zira diri ve tok bir ses, derken yeşil tahtayı tırmalayan ince ve tiz bir ses ve sonra, az önceki otoriter tonuyla:
- Hepinizin birer resmini istiyorum!!!!
derken çınlayan sesi, sırasıyla hala kulaklarımda… İlkokulda olmam gereken yaşta en ön sıraya oturmuş olan ben, diğerlerinden bir, bir buçuk yaş daha küçük olmanın getirdiği ekstra çocuklukla mı, yoksa kendimi her zaman rahat ifade edebilmemin doğallıyla mı bilmiyorum, “Vesikalık mı, boy resmi mi öğretmenim ?” diye sormamla, “ÇIK DIŞARIIII !!” diye gürleyen bir sesle, kendimi kapının önünde bulmuştum.

Orta öğrenime başladığım bu yeni okulda, üstelik ilk günün ilk dersinde, kendimi bir anda dışında bulduğum sınıf kapısının önünde beklerken, uzaktan gelen konuşmalar ve ayak sesleri duydum. Çevreye alıştırma programı çerçevesinde okul içinde gezdirilen bir başka 1.sınıfa ait olduğunu sonradan öğrendiğim bu ayak sesleri, gittikçe yaklaşıyordu. Sınıf kapısının önünde duruyor olmaktan utandığımı çok net anımsıyorum. Şaşkınlık duyguma bir de utanç eklenmişti. Oradan uzaklaşmak istedim ve o zamanlar gözüme çok uzun ve geniş gözüken koridor boyunca koşarak, birkaç merdiven inip çıkarak bir tuvalet kapısı buldum ve içeri girdim.

Sonradan rehberlik öğretmeni ve müdür yardımcısı olduklarını öğrendiğim iki kişinin ve Nesibe hanımın, beni öğretmenler tuvaletinde bulmalarından önce, okul içinde epeyce aradıklarını arkadaşlarım anlatmıştı. Nesibe öğretmen, 3-5 dakika sonra beni içeri almak için sınıf kapısını açıp, dışarıda göremeyince, - herhalde kendi sorumluluğunda olan bir 1.sınıf öğrencisinin kaybolmasından olsa gerek- telaşlanmış. Rehberlik öğretmenine haber vermiş, beni birlikte ararlarken, olayı müdür yardımcısı duymuş...

Meğer Nesibe öğretmen, kendisiyle dalga geçtiğimi düşünmüş. Oysa ben, gerçekten çocuk saflığıyla ve rahatlığıyla, konuyu daha fazla açıklamasını gerektiren bir soru sormuştum. O güne kadar alışık olduğum tek bir sınıf öğretmeni kavramı dışında, bir matematik öğretmeninin birden fazla sınıfa derse girebileceğini ve sınıf bazında öğrencileri tanımak için not defterine küçük birer resmini yapıştırmak isteyebileceğini tahmin edememiştim. Veli-rehberlik-öğrenci-öğretmen dörtgeninde olay çözümlendiğinde, duygularıma öfke ve nefret de eklenmişti. Dibe vuran duyguların yukarı çıkmasının ve şahlanan duyguların yere inmesinin belli bir süreç gerektirdiği oğlak burcu karakterinden mi desem, uzun süre matematik öğretmenimi sevmedim, sevemedim. Fakat, büyük nefretler, büyük aşkları doğurabiliyormuş gerçekten. Zamanla, o otoriter kabuğun altında çok farklı bir “insan” olduğunu gördükçe, yaşadıkça; çok sevdiğim, değer verdiğim, saygı duyduğum biri haline geldi Nesibe hanım.

Matematiği; sayılarla, grafiklerle, şekillerle oynadığımız bir oyun haline dönüştürürdü. Modern Matematikte o kümelere kah aşıklar isim, kah sınıfın en uzun boylusu silindire yükseklik olurdu. Bir denklem çözerken, eşit işaretinin (=) alt alta yazılmasının önemini, kümeler içindeki elemanların virgülle ayrılmamasının sonuçlarını hala anımsıyorum.

Nesibe Hanım, orta öğretim hayatım boyunca matematik öğretmenim oldu. Zaman içinde onu ve matematiği öylesine sevdim ki, lise 1. sınıfta fen bölümü kendi içinde biyoloji ve yüksek matematik olarak ikiye ayrıldığında, hiç biyoloji okumadan liseden mezun olmayı tercih ederek, yüksek matematiği seçmiştim. Üniversiteye başladığım ilk sene, biri ilkokul 5.sınıf, diğeri ortaokul 3.sınıf öğrencisine, haftada ikişer gün matematik dersi vererek, harçlığımı kazanmaya başlamıştım. Üniversitede okurken de, istatistik, finans, ekonometri v.b. matematik temelli dersler, benim için her zaman eğlenceli, kolay ve averaj yükselttiğim dersler oldu.

Nesibe öğretmen şimdi hayatta mıdır, bilmiyorum.. ve bir dergide gözüme çarpan şu sözleri okumuş mudur, onu da bilmiyorum.
“Çocuklar her zaman kendileri için önemli olan şeyleri öğrenirler. Kendileri için az önemli veya büsbütün önemsiz olan konularda pek başarı gösteremezler. Bu sebeple öğrenmeyi çocuklar için önemli hale getirmeli ve kendileri için neyin önemli olduğunu öğrenmelerine yardımcı olmalıyız”

İşte Nesibe öğretmen, tam da bunu yapmıştı.

 
Toplam blog
: 45
: 2228
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

"Artık makine ile değil, insanla iletişim kurma" kararımın ardından IT sektöründeki kariyerimi nokta..