​ Volga eğer vodka olarak aksa, Ruslar kutlamalara başlayınca debisinin düşmesi kaçınılmaz olur... / Dünya Şehirleri / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ağustos '12

 
Kategori
Dünya Şehirleri
 

Volga eğer vodka olarak aksa, Ruslar kutlamalara başlayınca debisinin düşmesi kaçınılmaz olur...

Volga eğer vodka olarak aksa, Ruslar kutlamalara başlayınca debisinin düşmesi kaçınılmaz olur...
 

Paraşütçülerin Moskova'daki 2 Ağustos kutlamalarından bir enstantane


Babamla beraber, Çeboksarı'da şehrin merkezindeki Edebiyat Müzesi'ni gezmek için bir süredir fırsat kolluyorduk. Dün, önceden planladığımız işlerimiz biraz erken bitince, ''Hadi'' dedim, ''Gel müzeye gidelim, önce sahilde gezer, sonra da bir yerlere oturup, belki iki lokma bir şeyler de atıştırırız.''

Daha şehrin merkezine yaklaşırken kafama dank etmişti ya, ''Bir yemin ettim ki dönemem'' diyerek yola devam ettim. Her yıl olduğu gibi bu yıl da yine paraşütçülerin günü aklımdan çıkmıştı. O, neredeyse her yerin maviye büründüğü, askeri geçitsiz asker bayramı...

Hava komando, paraşütçüler ya da en resmi adlarıyla Hava İndirme Birlikleri'nde eskiden askerliklerini yapmış olanların, Volga vodkaya dönse yine de yetmeyecek derecede alkol tüketip, şehrin altını üstüne getirdikleri bir gündür her yılın 2 ağustosu.

İçimde sebepsiz ve de gereksiz bir umut; güneş bu kadar parlak ve ortalık da alev alev yanarken, aklıma çocukluğumdan beri bildiğim bir sözü getiriyordu, ''Öğlen sıcağında sadece köpekler ile İngilizler ortalıkta gezinirler.''

Herhangi bir hakaret ya da aşağılama olmaksızın, sadece kırk dereceye yakın bir sıcakta, aklı başında kimsenin mecbur kalmadıkça sokağa çıkmayacağı varsayımı üzerine kurulmuş bu umut cümlesinin yetersiz olduğunu, sahile vardığımızda anlıyordum.

Mavi bereleri ve mavi çizgili atleriyle sabahtan, hatta belki de bir gün öncesinden içmeye başlamış paraşütçüler, akıllarını çoktan kaybetmiş ya da muhtemelen sabah evden çıkarlarken yanlarına bile almamış olmalılar ki, en az sarhoşu elinde bira ama genellikle de vodka ile bir kenarda, şişelerin diplerini bulmaya çalışıyorlardı.

Müzeye girdikten bir saat sonra dışarı çıkıp da kalabalığın arasına karıştığımızda değişen ; daha yüksek sesle söylenen ve sözlerini anlamanın artık iyiden iyiye zorlaştığı marşlar, havuzlara ya da Volga nehrine atlayıp serinlemeye çalışan paraşütçülerin sayısındaki belirgin artış ve çevreye yayılmış bira, vodka şişelerinin çoğalmasıydı.

Babam eski bir asker olarak büyük bir olasılıkla, kendi ülkesindeki kutlamalar ile kıyaslama yaparken, sahilde bir süredir ''Üzgünüz vodkamız kalmadı'' yazısı nedeniyle cazibe merkezi olmaktan çıkmış bir lokantanın önüne konulmuş boş masalardan birine, hafiften nehirden içerilere doğru esen rüzgarı, bizi en azından biraz da olsa serinletsin diye, cepheden alacak şekilde oturduk.

Kısa bir süre nefeslenip, siparişlerimizi de verdikten sonra; babam parkın hemen yanındaki tiyatroyu işaret ederek, ''Aferin adamlara, bak ne güzel kültürlerine sahip çıkıyorlar, hala en merkezi yerlerde tiyatro, opera binaları ve önlerindeki alanlarda da sanatçılarının heykelleri var. Bu, ülkelerinin geleceğinden umutlu olabilmeleri için bir umut ışığı'' deyince, ben de içinde bulunduğumuz ortamı biraz daha dikkatli incelemeye başladım.

İlk gözüme çarpan, çevredeki neredeyse tüm mekanların isimlerinin yabancı dillerde olduğuydu. Gelen menü ise, Japon mutfağı üzerine kurulmuş ve bin bir türlü suşi çeşidinden oluşuyordu. Suşi istemeyenlere de alternatif, bu kez İtalyan pizzasıydı.

Biralar, duvarlardaki reklamlar da dahil hep yabancı, alkolsüz içecekler ise hepimizin adını bildiği Amerikan firmalarına aitti. Masalardaki sigaralar da yine çoğunlukla Amerikan markasıydı.

Garson kızların ayakkabılarına baktığımda da, muhtemelen uzakdoğuda ucuza yapılmış ama batı Avrupaya ya da Amerikaya ait markalarının düşük fiyatlı numunelerinden başka bir şey göremiyordum. Üstlerindeki etek ve bluzlar ise, işim gereği kumaş ve kesimlerinden de kolayca anlayabileceğim şekilde, bizim ülkemizin bir kaç yıl öncesinin ürünleriydi...

Bunun dışında çevrede Rusya'ya ve Ruslar'a ait olarak kimisi dolu, kimisi de çoktan boşalıp çimlere atılmış vodka şişeleri görünüyordu.

1930'larda kurulan Hava İndirme Birlikleri'nde, yakın ya da uzak geçmişlerinde görev yapmış olan askerler, olabildiğince eğlenmeye çalışırken, başta OMON olmak üzere polislerin, belli ki bugün için seçilmiş en iri kıyımları da, olası bir sıkıntı yaşanmaması için her köşe başında hazır bekliyorlardı.

Özellikle 1980'lerin ortalarında Afganistan'da görev yapmış olanların büyük saygı gördüğü, herkesin birbirinin bayramını sarılarak ve şereflerine kadeh kaldırarak kutladıkları ortamdan, bence her şey henüz bozulmadan ayrılırken, kalanlar için uzun ve zorlu bir gecenin daha henüz başlamadığını ise bilecek kadar bir süredir bu ülkede yaşıyordum...

http://kaanakoba.blogspot.com/2012/08/hava-indirme-birlikleri.html

 
Toplam blog
: 344
: 1122
Kayıt tarihi
: 22.07.09
 
 

Okur yazarım. Okur yazarlıktan kastım, okuduklarımı yazmamdır ki, bu yazılarımı genellikle 'kitap..