- Kategori
- Sinema
Yaşamına bahse gir

Adamın biri, saati 100.000 dolar hesabına, 2, 4 milyon dolar için, 24 saatta öldürülmeyeceği üzerine bahse girer ve kazanır. (Spoiler)
Sonunda bunun bir ‘reality-show’ gibi her anı filme çekilen, bir kumar oyunu simülasyonu ve veri tabanı olduğu ortaya çıkar, daha önce ölenlerin ölme süreci de, orada kayıtlıdır.
Aslında şöyle olmalıydı:
Bu, başka bir tür bilgisayar simülasyonu olmalıydı, gerçek savaşçıları eğiten bir simülasyon. Gerçek uçuş tepkilerine benzer fizyolojik tepkiler verdirten uçuş simülasyonları gibi, gerçek çekimlerden yaratılmış ve gerçek kadar benzer tepkiler yaratan bir simülasyon.
Bu ne işe yarayacaktı?
Sinema, gerçek görüntüden yapay görüntüye geçişim yaraken çift yönlüydü: Stop-motion ve dijital efekt gibi tekniklerle, gerçeklik sanallaşırken, animelerden başlayarak dijital / sanal görüntü giderek gerçekleşti: Humprey Bogart ve Marylin Monroe’nun birlikte oynadıkları bir film yapıldı ve ama böyle bir film aslında yoktu. Sinema, Melies’nin başladığı noktaya 100 yıllık bir tur atarak geri dönmüş oldu: Trük sineması.
Ancak, bunun gerçekleştirildiği yerzamanda, artık beyne takılan kasklarla kötürüm insanlar bilgisayarları yönetip, motorlu araçlar kullanabiliyor. Güvercinlere uçarken takla atma devinimi, yine benzeri kaskla yapılıyor.
Doğruyu söylemek gerekirse: 5 duyumuzla algıladığımız ve gerçek dediğimiz dünyayla, beynimizdeki sanal dünya arasında beynimiz bir ayrım yapmıyor. Yapamıyor değil, zaten öyle bir fark yok.
İnsanların % 25’i bunu anlamadan, 2. Sanayileşme tamamlanmayacak ve bilgi toplumu gerçekleşmeyecek. Benim ‘devrim’ dediğim budur. 1. Sanayileşme zanaatı öldürdü, 2. Sanayileşme emeği öldürdü. Şimdi istisnalarda beyin var ve tarihöte ve evrimöte canlılığı ve beyni de (zekalılığı da) öldürecek, yani başkalaştıracak.
Bunun doğruluğu için yaşamıma, 47 küsur yılıma bahse girdim ve kazandım.
İşte, bu işe yarayacaktı.
Dipnot: Bu yaptığıma, ‘anti-katarsis’ ya da ‘özdeşleşerek yabancılaşma’ deniyor.