Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

18 Nisan '07

 
Kategori
Anılar
 

Yatcaz, kalkcaz, bitcek (8)

Yatcaz, kalkcaz, bitcek (8)
 

Sabah, kahvaltıdan önce, sıcak duş kadar rahatlatıcı bir şey yok. Yandaki duştan gelen yanık ses, Maraş’ın son haftalardaki ikliminin yanına askerlerin ruh iklimini ekler gibiydi:

‘Pencereden kar geliyor, aman anam gurbet bana zor geliyor...’

Son zamanlarda, daha sık Çarşı’ya çıkar olduk. Tabi, Çarşı’ya giderkenki ruh halimle dönerkenki arasında dağlar kadar fark var. Ferah’ta su böreği, Dondurmacı’da profiterol yemek; Arif’te çifte kavrulmuş lokuma sarılmak; internete dalıp çıkmak, birkaç dost sesi duymak ve Orman 2 dolmuşuyla geri dönmek... Maraş elinden geldiği kadar bizi rahatlamaya çalışıyor gibi. Dışarda hayat güzel, dışarda hayat var...

Askerlik aslında, bir anda suların kesilmesi gibi... Suyun hayatınızdaki rolünü ve kıymetini bilmeniz için bazen kendini hatırlatması gerekir. Özgürlük te öyle...Askerdeyken kendini bol bol hatırlatıyor. Mesela, aylak aylak sokakta dolaşma özgürlüğü, kumanda aleti elinde kafandaki meselenin yoğunluğundan televizyonu görmeme özgürlüğü, sağ elinde poşet taşıyarak, muhtemel bir selam merasiminden kurtulma özgürlüğü...

Askerdeyken insan, dışardaki hayatının kıymetini daha iyi anlıyor. ‘Bir daha hiç şikayet etmeyeceğim, elimdekinin kıymetini bileceğim’ gibi sözler veriyor, kendi kendine. İki gün sonra unutacağını bile bile...

Bu garip dönemin sonuna yaklaştığımızdan olacak, askerlikle ilgili gerçekleri kendime daha dürüstçe ifade ediyorum. Bugüne kadar uydurduğum bütün oyunları son dönemde tüketmiş gibiyim. Polyannacılık, boşvercilik, sabretcilik, hepsi-geçecekcilik... Zorunlu olarak burada tutulmak bile yeterince boğucu; ama bugünlerde yeni bir oyun ürettim: ‘Bak az kaldı- geçti- bitticilik...’

Askerlik, ortadirek ahlakına sahip, üniversite mezunu bir adamın kişiliğine maalesef çok az olumlu katkı yapıyor. Ona arazi olmayı, yalan söylemeyi, durumu idare etmeyi ve verilen işi sallamayı öğretiyor. Verimlilik kaygısı olmayan sistemde, çalışanların tek bir amacı var; o da vakit doldurmak... Genç bir kafanın yaratıcı, mücadeleci, inatçı, katılımcı, dinamik yanlarını kemiren bir dönem. Umarım, kendimizi en kısa zamanda toparlarız ve sorgulayan kafalarımızı, nizamiyedeki emanetçiden salimen geri alırız. Bildiğin bir şeye, ‘bilmiyorum’ demek ne kadar onursuzca aslında ama buradaki makbuk tavır bu. İyi çalışan bir adamın tepesine daha fazla çullanıyorlar. Sanki ceza verir gibi. İş bilmek burada enayilik. Çalışkanlık enayilik. Sivilde, yalanla, dolanla, torpille gemisini yürüten adamlar burada en fazla rahat edenler. Sistemin özü hakkında başkalarının anlayamadığı bir şeyi anlamış gibiler. Ama umarım yanılan onlardır.

Herşeye rağmen, hayata karşı tutumunuz biraz muzipçe olmalı, hayatla dalga geçmeyi bilmek lazım ama tadını kaçırmadan. Hafife alındığını hissettiğinde hayat öyle bir tokat atıyor ki, feleğiniz şaşıyor. Yani, çok oynamamak lazım. Dürüst olalım: ‘Askerliğin sevilecek tarafı yok’. Ağlanacak haline gülüyorsun en fazla. Yine de biliyorum ki, ben de döndükten sonra herşeyi iyi hatırlayacağım. Çünkü tel örgülerin dışına çıkınca herşey matrak bir oyunmuş gibi geliyor insana. Hep iyi şeyleri hatırlıyor numaracı insan aklı. Keyfini kaçıran konuları ustaca atlayıveriyor. Unutmakla alışmak Edi’yle Büdü gibi. Alışamadığın zaman unutman lazım, unutamadığın zaman alışman... Bu ikili insanın yaşayakalma şifresi...

Yemekhanede tezkereci askerlerin çatallarını vurarak gürlediği gibi: ‘Şimdi, Ses kes! Şafak dinle! Onikiden sonra 16, Başka Yok!’

Yatcaz, kalkcaz, bitcek...

01.01.2006

 
Toplam blog
: 37
: 1055
Kayıt tarihi
: 25.12.06
 
 

Bosphorus Investments, Atiye Residence, Gayrimenkul İçin Strateji Platformu (GİSP),  ODTÜ Şehir P..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara