Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Temmuz '11

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

Yazmak- susmak...

Yazmak- susmak...
 

Bir çok internet sitesinde birbey rumuzu ile yazdığım yazı ve şiirlerde bu resmi kullanmaktayım.


Aslında ne yazmak istiyorum, ne de susmak. 

Bazı anlar vardır hani insanları boğar. İşte o anlardan birindeyim galiba. 

Yıllarca kimseye söyleyemediğim şeyleri yazmaya çalıştım. Ben buna hep sessiz çığlıklar dedim. 

Beni üzene yazdım, üzenlere yazdım. 

Sanki onlar benim yazdıklarımı okuyorlarmış, beni duyuyorlarmış gibi yazdım. 

Aslında ne okuyan vardı ne de duyan. 

Kah ağladım satırlarda, kah sitem ettim beni böyle yakana. 

Bazen kızdım adını anmam bir daha dedim, ama gene sözünü tutamayan ben oldum, gene yazdım. 

Bazen hayaller kurdum onun artık hayatımda olmadığını bile bile. 

Sanki kapı çaldığında gelen oymuşçasına heyecanla açtım kapıyı,  

her telefona onun sesini duyacakmış gibi alo dedim. 

Bazen yağmuru sevdim, içimdeki atlet ıslanana kadar yürüdüm sokaklarda. 

Bazende ilkbaharda açan çiçeği bile sevemedim bakmadım. 

Onunla yaptığım her şey bazen battı bana hatırladıkça. 

insan bir kaç günlük mutluluklar için bir ömür boyu acı çekmemeli diye düşündüğüm çok oldu. 

Alıp başımı gitmek istediğim anlar çok oldu kendi hayatımdan, olmadı beceremedim. 

Korkaklığımdan değil hep birileri engel oldu gitmelerime. 

Gideceğim yerde o olmayacaktı, fakat acı da olmayacaktı bundan emindim çünkü ölüler acı çekmezdi, özlemezdi. 

İnsanın nasıl insanlıktan çıktığını, duyguların nasıl anlamsız hale geldiğini bir de taş kalpli olamasan da öyle görünmenin gerektiğini öğrendim yokluğunda,  

sevda sözcüklerine inanmamayı. 

Beraberken bir çok şey öğrendik birbirimizden fakat benden gitmene rağmen bana her gün yeni bir şeyler öğretmeye devam ediyorsun, senin bende kalan en guzel yanın da bu oldu biliyor musun; 

Mesela artık sevdanın olmadığını öğrendim, edilen aşk yeminlerinin yalan olduğunu. 

Hiç bir sevmenin sonsuz olmadığını bir gun mutlaka biteceğinide. 

Aşk dolu bakan gözlerinde yalan söyleyebileceğini öğrendim, hani gözler yalan söylemezdi. 

O da yalanmış. 

Ha en önemlisi ayrılık ölüm değilmiş onu öğrendim sayende. 

Ama ölümün bin kat daha kolay olduğunuda. 

Kah Mevlanadan sözlerle teselli buldum yokluğunda, kah hayyamla lanet ettim sana. 

Bazı geceler içtim seni düşünerek zil zurna sarhoş oldum, bazen içmeden de ayyaş sandılar beni... 

Onlarda haklıydılar be gülüm, ne bilsinlerdi bende ki seni. 

Bazen bir deli ruzgar oldum estim senden yana , bazen yağmur yüklü bir bulut oldumda , seni bulamadımki üzerine yağayım. 

Geçmiş hayatım var mıydı benim hatırlamıyorum. O hayatta da sen var mıydın ? 

Zalim miydin gene böyle.? 

Hoyrat mıydın hep seni seven yüreğe. 

Hangi kötülük tanrıcası senin annen di biliyor musun? 

Hakkın yoktu... 

çünkü insan dediğin insan gibi olur özü, sözü yüreği bir olur, adının çıktığı ile
canı da çıkar. Böyle öğretilmişti bize 

Diyorsan ki bu hayatta bunu çek, bir daha dünyaya geldiğinde seninle olacağım, mutlu edeceğim seni....
ona da eyvallah. 

Umut denen şey hiç tükenmiyor besbelli. 

Aslında ne yazmak istiyorum, ne de susmak. 

Bazı anlar vardır hani insanları boğar. İşte o anlardan birindeyim galiba 

 

 
Toplam blog
: 104
: 618
Kayıt tarihi
: 01.08.07
 
 

Merhaba. Ben Mustafa Kaçan. Ankara'dayım. Doğayı, yaşamı, şiiri, güzel sözleri ve yalanı ..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara