- Kategori
- İlişkiler
Yenemediğimiz egomuz

Bazı kavramları çok sık kullanıyoruz ama uygulamada başarılı değiliz. Sevgi, saygı, barış mesela.
Ama çoğu zaman taraf olmak ve karşımızda da bir düşman yaratmaktan, onu ezmeye çalışmaktan alıkoyamıyoruz kendimizi. Bilinçli ya da bilinçsiz...
Hayatın her alanında bu böyle... Evde, işte, stadda, politikada, inançta, cinsiyette, her şeyde...
En çok rahatsızlık veren şeyin de üslup olduğunu düşünüyorum. Dilimize, tarzımıza yerleşen bu tepeden bakma, değer vermeme, aşağılama, tahrik edici ve saygızca iletişim kurma, daha doğrusu kuramama özelliğimiz...
Bunun çözümü de karşındakini terbiyen ile terbiye etmek herhalde.
O zaman kendini terbiye etmekle başlanmalı.
Her yaşta düşünceleri putlaştırmamak, öfkeye yenilmemek, çok dinlemek, az konuşmak, saygılı olmak konusunda sürekli bir özdenetime ihtiyaç var.
"Sözünü tartmadan söyleyen kişi,incinmeyi de göze almalı" sözünü hiç akıldan çıkarmadan.
Genellikle tartışmaların büyümesi ve çözümsüz hale gelmesi bir süre sonra fikirlerin değil, insanların çatışmasından kaynaklanıyor.
Son sözü söyleyen olmak, altta kalmamak, hep haklı çıkmak ve yenilmemek isteği...
Herkesin aynı şeyi düşünmesinin, aynı şeyi sevmesinin, aynı tarafı tutmasının mümkün olmadığını ve hatta tehlikeli olduğunu unutmamak gerek. Bütün fikirlerin, karşıtı bir fikirle geliştiğini ve olgunlaştığını da...
Bütün hüner, farklı notalardan ahenkli bir melodiyi çıkarmakta.
Ayar bilmek, üslup bilmek, haddini bilmek... Her yerde ve her durumda...