- Kategori
- Doğal Hayat / Çevre
Yeni bir devir

Yine kıyametten söz edip, kafanızı ütülemiyeceğim. İşte gördünüz, o makus gün geldi geçti gitti… Hemen hemen … Ama, inanıyorum ki; “Çevresel Felaket” her zaman kapımızda. O konuda herkesin son derece uyanık olması gerekir. Bütün çevresel kirleticilere hayır demeliyiz!
Ben burada asıl dilden, iletişimden söz etmek istiyordum. Aslında pek fazla dikkat etmiyoruz ama bana öyle geliyor ki iletişim yönünden çok farklı bir döneme giriyoruz. Ve bunun araçları, biçimi de her gün değişiyor.
Daha derdimi anlatamadım değil mi? Biraz işte “bağlar gazeli…” deyip, konuya güdülenmenizi istiyorum. “Bu adam ne diyor yav…?” Ne mi diyorum…
Diyorum ki bir şeyin farkına vardım, bambaşka bir çağa giriyoruz. Ne çağı bu ? Belki , yeni “Sözlü İletişim” çağı… Ama konu tartışmalı, bazıları da “yok hocam sen yanlış biliyorsun, o çağın adı Dijital Çağdır…” diyebilirler. Hiçbir zaman, benim dediğim her zaman doğrudur diyenlerden, değilim. Kendi söylediklerime bile kuşkuyla yaklaşıyorum. Ya doğru değilse… Olur, olur… Bazı sözler söyleriz… “Şu laflara bakın yahu..” deyip kestirip atabilirler.
Durum şu merkezde:
Her gün gazete alırım. Bazı günler iki ya da üç gazete alırım. Ama son günlerde bu gazeteler biriktikçe birikiyor. … Biriktikçe birikiyor… Sonunda benim hanım çatladı : “Okumuyorsan ne diye bu gazeteleri alıyorsun?” diye bir çatmasın mı? Arkadaş, işe bak… Okumuyorum, okuyamıyorum yav… Oysa ben okumasını seven bir insandım; Gazete, Dergi, Kitap… okurdum… Ya şimdi… Hayda… İşte birikmişler duruyor. İşe bak be!
Ne oluyor bize böyle. Aslında galiba yalnız ben böyle değilim. İnsanların çoğu da okumaktan artık kesildiler. Niye?
Anladım ki aslında yeniden, yeni bir dönem başladı “SÖZLÜ İLETİŞİM DÖNEMİ”
Ne demek bu?
Eski devirleri düşünelim… 30-40 yıl öncesini değil, en aşağısından 3000- 4000 yıl öncesini… O zaman kağıt kalem, kitap, gazete… filan var mıydı? Ne gezer … Ama insanlar vardı. Çünkü insanlar ondan önce de vardı. Bilinen ya da tahmin edilen insanlık tarihi MÖ 50.000 yılı¬na kadar uzanıyor. Evrim kuramına ve genel bulgulara gö¬re ise Homo Erectus günümüzden 200 ile 500 bin yıl önce denizlerden karalara çıkarak iki ayağı üzerinde dikilmiş, sürecin devamında ise düşünebilen insan, yani Homo Sapiens oluşmuştur. Günümüzden 200 bin yıl önce düşünebildiği varsayılan insan, günümüzden sadece 6.000 yıl önce dev adımlar atmaya başlamış ve yeryüzünde geçmişi bilinen bir insanlık tarihi oluşmuştur. (historicalsense.com)
İmdi, 3000 yıl önceki insanın kalemi kağıdı var mıydı? Yoktu… Çünkü hiç belge yok. Ama o insanlar da kendi aralarında konuşarak anlaşıyorlardı ve sözlü dili keşfetmişlerdi. Gerçi hayvanlar da kendi dillerinde şu veya bu şekilde anlaşırlar ama onların dilini çözmeye şu andaki insan teknolojisi ve anlayışı yetmiyor. Kediler, köpekler, kuşlar bize bir şeyler söylüyorlar. Biz bakıp, sadece tahmin edebiliyoruz. Bu durum bile çok can sıkıcı değil mi?
Gazeteler, kitaplar yığılı önümde duruyor, ben okumuyorum. Niye? Anladık ki biz insanlık olarak yeni bir çağa (veya eski bir çağa ) geçtik. Nasıl mı?
İnsanlar önce konuşuyorlardı. Konuşarak anlaşmaya çalışıyorlardı. Öylece uzunca bir zaman geçti.
Sonra yazışmaya başladılar. Yazıyı keşfettiler. Bundan 2500 yıl öncesine uzanan bir tarih içinde insan, ister Hiyegrolif yazısıyla olsun, ister Çivi yazısıyla olsun artık birbirine yazılı iletişimde bulunmaya başladı. Yavaş yavaş şairler şiirlerini yazdı, sevgililer birbirlerine nameler yazarak gönderdiler. Kitaplar yazıldı, dergiler çıktı, gazeteler milyonlarca basıldı. Ve kütüphaneler oluştu. Bazı aklı ermezler de kütüphaneleri yaktılar. İskenderiye kütüphanesi olsun, diğer devrin ünlü kütüphaneleri olsun kaç kez yakıldı, kaç kez yağma edildi. Niye? Çünkü her zaman bilgiye düşman insanlar vardır. Onlar için tek kitap vardır, gerisi yalandır.
Şimdi öyle bir devire geldik ki; insanlar boş zamanlarında kendilerini televizyonlarının karşısına atıyorlar ; ha babam, de babam… O dizi senin, bu dizi benim saatlerce seyredip oturuyorlar. Sesleri gıkları çıkmıyor; arada kalktıkları zaman da mutfağa çerez almaya, ya da tuvalete çıkıyorlar. Ondan başka, kimse kimseyle konuşmuyor. Zaten evde 2-3 tane televizyon var; herkesin televizyonu ayrı … Ve bazı insanlar TV’den kalkıp, İnternet’in başına oturuyorlar… Yani bu devirde, acaip, sözlü iletişim bile azaldı. İnsanlar konuşsu konuşsa, günde 100-200 sözcükle anlaşıyor. Bu kadarı ona yetiyor. Mu?
Öte yandan, artık, kitap okumak, gerçek derin bilgi kaynaklarına gitmek diye bir şey yok. Hep yüzeyden bilgiler. Hep komprime, hap haline getirilmiş malumat… Millete yutturulmaya çalışılıyor. Biz de onlar ne verirse yutuyoruz.
Onun dışında. Hepimizin artık çok gelişmiş telefonlarımız var. Onlarla dostlarımızla güya KONUŞUYORUZ…
Peki, yazı nerede kaldı. İşte yazı benim masamın üzerinde durmuş beni bekliyor. Tam oturuyorum, okuyayım diye… Oradan, hanım sesleniyor : “Gel, Muhteşem Yüzyıl” başladı. Onbeş dakika seyrediyorsun, ondan sonra yarım saat reklam. İnsanı oyuncak yapıyorlar. Parmaklarında oynatıyorlar. İnsan bu devirde basın yayının oyuncağı halinde; tabii aslında onların arkasında olanların. Bir de demiyorlar mı “Bu yayında ürün yüklemece vardır.” Aslında anlamıyoruz, sanıyoruz ki, bazı ürünler arka arkaya geliyor! Hayır, arkadaş bu, “Biz senin bilinçaltını sen anlamadan, dinlemeden formatlıyoruz, demek. Sen de AVM’ye gidince, doğrudan o markaya gidip alıyorsun. Niye? Düşünsene niye…
Devrimiz SESLİ-SÖZLÜ bir devir. Artık yazı, kitap, filan hikaye… Artık insanlar okumuyorlar, yazmıyorlar. Bazıları okuyor gibi yapıyor; bazıları da yazıyor gibi…
Yoksa ben mi yanlışım. Bu bizim gibi, çok okumasını yazmasını sevmeyen ülkeler için mi geçerli olan bir “genelleme”, bilmiyorum. Siz takdir edin. Fakat hızla bir şeyler değişiyor. İnsanlar da değişiyor. Yeni bir çağ başlıyor.
Bu çağda kitap olacak mı? Yoksa bir kez daha, “bize bir tek kitap yeter” deyip öteki kitapları yakacak mıyız?
Yoksa bazı insanlar, önemli kitapları ezberleyip, yeni bir ÇAĞ için saklayacaklar mı?
Fakat şuna inanıyorum. Bu televizyon dizileri; yeni iletişim biçimleri, aslında insanlıktan kopuk yeni bir “geri zekalı” insan türünü geri getiriyor.
Çünkü yeni kuşak, okuyup yazamıyor. Doğru dürüst konuşamıyor, derdini anlatamıyor. Genel kültürü yok; hayatı bilmiyor. Niye? Çünkü hayat onlar için televizyondan ve internetten ibaret.
Eline bir kitap veriyorlar; onu ezberliyor; sınavda onu kusuyor… Sonra bitiyor. Belki yakıyor o kitabı. Çünkü kitap artık bir yerlere varmanın bir aleti. Yoksa gerçek bir kültürel değeri için kitap okumuyor.
Ama hayat o değil ki.. Şimdi hayatı burada size ben mi öğreteceğim. Hayatın ne olduğunu anlamak istiyor musunuz? Önce bir kere dışarı çıkın bakalım.. Sonra arkadaşınızı bir arayın. Deniz kıyısında buluşup bir güzel çay için, sohbet edin. Şunu bunu çekiştirin.
Bakın dünya ne kadar güzel. Ne o; bilgisayar karşısı… Televizyon karşısı… İnsanlığımızı unuttuk be.