Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Temmuz '10

 
Kategori
Söyleşi
Okunma Sayısı
517
 

Yeşilkale'den mektup var 2

Sevgili arkadaşım (……)

Bu akşam sana; yeni bir şeyler daha anlatayım istedim. Son birkaç gündür izin telaşı içindeyim, eksik kalan işlerimi tamamlamak için acele ediyorum.

Şevket Süreyya Aydemir; <ı>‘Suyu Arayan Adam’ romanında; 20.yüzyıl başlarında, savaştan ve yoksulluktan perişan olmuş Anadolu köylerinden bir köy’de, görev yapan tecrübeli bir öğretmenin hayatını anlatır.

Ben dört ay evvel Yeşilkale’ye geldiğimde, tıpkı bu öğretmeni çağrıştıracak bir ruh hali içindeydim, romanın kahramanından etkilenmiş olabilirdim, büyük bir metropol’de görev yapmıştım, insanları tanıdığımı zannetmiştim, inançlıydım, bilgi doluydum ve kararlıydım. İnsanlara bildiğim doğruları anlatmalıydım, mesleki konularda bilgilerimi aktaracak, kanun ve mevzuatın vazettiği dairede hareket ederek hukukun genel ilkelerini, - kurallarını- mantığını ifade etmeye çalışacaktım, doğrusuda, beynim bu doğrultuda işliyordu.

Ancak kıyıların hukuku farklıydı, ezilmiş, örselenmiş, ötelenmiş insanların kanun manun dinleme gibi bir niyetleri yoktu, çünkü karnını doyurmakla sorumlu oldukları çoluk çocukları vardı hatta çok fazla çocukları vardı, bir hanede, beş çocuk, dokuz çocuk, on dört çocuk…

Aile reisi idiler, bu yüzden acele ediyorlardı, bu yüzden, dediklerimin, bildiklerimin beş para değeri yoktu, çıfıt çarşısına düşmüş gibi hissettim kendimi.

Bu insanlar, babalarından, dedelerinden gördükleri inanıyorlar ve yaşıyorlardı -öğrendiklerini de tatbik ediyorlardı-

Bir gün görevimin başındayım, muhatabıma şu soruları soruyorum:

-“Her gün Yurt dışına çıkıyorsunuz, ‘Doblo’nu benzin dolduruyor, çay, şeker, sakız, yağ, pirinç getirip bunları satıyorsun, kazanç elde ediyorsun, nereye kadar?

-“Ölene kadar” -“Tarlan, bağın bahçen var mı?

-“Var”

-“Tarlada çalışır mısın?”

-“Bu işte çalışan adamlarımız var”

-“Hayatında hiç meyve ağacı diktin mi?”

-“Hayır” -“Buralarda ağaç yetişmez!”

-“Neden” -“Su yok” -“Şimdi geldi”

-“Meyve’de para yok.”

-“Günübirlikçi” olarak yurt dışından getirmekte olduğunuz eşyaların yasal bir dayanağı var mı?

-“Bizim getirdiklerimiz tamamen muaf şeyler”

-“ Bak! Önümde Resmi Gazete var” ( <ı>07.10.2009 tarihli, 27369 sayılı Resmi Gazete’yi işaret ediyorum)

-“Ne diyor gazete” -“ 2009/15481 sayılı ‘’4458 Sayılı Gümrük Kanununun Bazı Maddelerinin Uygulanması Hakkında Karar’’ın ‘Yolcu Beraberi Eşya’ başlıklı 59 ncu maddesinde; transit yolcular hariç olmak üzere, yolcu beraberinde getirilip, serbest dolaşıma sokulan, gayri ticari nitelikteki, kişisel ve ailevi kullanıma mahsus veya hediye edilmek üzere, getirilen eşyaya muafiyet tanınır.” Diyor.

-“Bizim getirdiklerimiz tamamen kişisel ve ailevi kullanıma mahsus!”

-“Peki, üç gün kısıtı var”

-“Üç (3) gün kısıtı nedir?

-" Kara hudut kapısından diğer ülkelere giden ve geri gelen yolcular ile diğer ülkelerden ülkemize gelen ve giden yolcular, seyahat ettikleri ülkede, en az üç gün geçmeden geldikleri ülkeye dönmeleri halinde, yolcular için öngörülen muafiyet hakkından yararlandırılmazlar” Deniliyor.

-“Bu itibarla, Sizde yolcular gibi muafiyetten faydalanabilmeniz için, 3 gün kısıtına uymanız gerekmektedir. Yolcuların, muafiyet kapsamında, yolcu beraberi eşya getirebilmesi için, yurt dışında 3 gün kalmaları gerekiyor. Aksi takdirde muafiyetin şartları oluşmaz.”

-“Seyahat edilen ülkede en az üç gün kalma şartı aranmaktadır.”

-“İşsizim… Dokuz çocuğum, var, namusumuzla, terbiyemizle gidip geliyoruz, Yurtdışında kalacak paramız mı var! -“Mevzuatımız bunu emrediyor.”

-“Dağa mı çıkalım, hırsızlık mı yapalım?”

-“Tarla daha emniyetli, tarlaya git bence!”

-“Bu kanun ve yönetmelik sizi himaye etmiyor, mevcut durumunuzla ilgili, Gümrük Kanunu ve Yönetmeliğinde hakkınızda olumlu her hangi bir izah ya da tanım bulunmuyor, ayrıca gümrük hukuku açısından da her hangi bir himaye görmemektesiniz. Getirmekte olduğunuz eşya ticari mahiyette olup, muafiyet kapsamı diye saymak doğru değil.

-“Müdürüm, ben! bu yaşıma geldim, karakol yolu bilmem, adliye bilmem, alnım açık, yüzüm pak! Biz sınır ticareti yapıyoruz.” -“Sen sınır ticaretini bilmiyorsun, sınır ticareti yapmıyorsun, Suriye’ye Sınır ticareti için de gitmiyorsun!,

-“Ya ne için gidiyorum!” —“Doblo aracınla benzin taşımak, iki kilo çay, beş kilo şeker, bir düzine poşu ve bazı şeyler daha getirmeye sınır ticareti denmez.”

-“Sınır Ticareti; Türkiye’nin komşu ülkeleri ile sınırı bulunan illerde ikamet eden vatandaşlarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere, karşılıklı ülke halklarının yaptıkları özel bir ticaret türüdür, Daha basit bir şekilde izah edecek olursak; Sınır ticareti, vergi bağışıklığı ile desteklenmiş ve bir çok gümrük formalitesinden arındırılmış, ithalat benzeri ancak ithalat rejimine girmeyen yönü ile, ana arterlerden uzak, kıyıda köşede kalmış kasaba ve şehirlerinde ya da yurdun hudut bölgelerinde yaşayan vatandaşımızın, ekonomik anlamda gelişmesini sağlamak için düşünülmüş özel bir ticaret türüdür.

Kanundaki metne göre; Türkiye’nin yaşam standartlarının düşük ve işsizliğin ciddi boyutlarda olduğu, Doğu ve Güneydoğu coğrafi bölgelerinde ekonomik, sınaî ve ticari gelişmenin hızlandırılmasını teminen, komşu ülkelere sınırı bulunan Artvin, Kars, Iğdır, Ağrı, Van, Hakkâri, Şirnak, Mardin Şanlıurfa, Kilis, Gaziantep ve Hatay illerinde kurulan “Sınır Ticaret Merkezleri” aracılığıyla yapılan ticarete denir.

-“Vali, bizim de Suriye’ye çıkıp girdiğimizi bilmiyor mu?” -”Kanunlara nizamlara uymadığınızı bilmiyor.” -“Sen! Yolcu da sayılmazsın”

-“Peki ne sayılıyorum?

-“Kaçakçı”

Çekememezlik çok, insanlar birbirlerini ihbar ediyorlar, asıllı, asılsız, isim veriyor, plaka veriyor, suç isnat ediyor, bazen yazılan ihbarın altına kendi imzasını atıyor. Aslında ihbarda bulunmanın kötü bir tarafı yok, devlet mekanizmasını çalıştırır, yanlış yapanlara “dur!” denir, sistem rayına oturur.. Bir de olayın iftira boyutu var ki, namussuz ve şerefsiz insanların en çok başvurduğu silahtır, bu nedenle iftiracı namussuz(!) ve şerefsizdir(!). Allah iftiracının şerrinden korusun!

Havalar çok sıcak, dışarı çıkmak mümkün değil, atmosferin tansiyonu yüksek! Mektubumu burada sonlandırırken selam ve sevgilerimi iletir, iyi haftalar dilerim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 136
Toplam yorum
: 133
Toplam mesaj
: 41
Ort. okunma sayısı
: 1305
Kayıt tarihi
: 29.09.07
 
 

Ali Emir KARAALİ, 1961 Rize Doğumlu, 1978 Rize Lisesi Mezunu, (1988)T.C. Anodolu Üniversitesi   '..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster