- Kategori
- Edebiyat
Yorgo Seferis ile körler ve küller üzerine konuşmalar

Taştan kitap okuyan o zeytin yeşili gözlerin ateşi içimi titretmeseydi durup dururken hiç eşeler miydim yüreğimin mangalını.
Çöldeki Lysistrata beni büyüledi, kandırdı; kendimden bile kaçtığımı unutup mangalı eşeledim.
Ateş sönmüş, köz küllenmiş, kül soğumuştu.
Umutsuzluğun soğuğu daha fazla üşütmesin diye yüreğimi bir kez daha eşeledim,
gene soğuk küller. Küller…
“Bize yeneceksiniz, dediler, boyun eğdiğinizde/ Sevdik ve küllerle karşılaştık./ Boyun eğdik ve küllerle karşılaştık./ Bize yeneceksiniz dediler, sevdiğinizde./ Bize yeneceksiniz dediler, hayatınızdan vazgeçtiğinizde./ Vazgeçtik hayatımızdan ve küllerle karşılaştık.”
Dedi, kitaplığın orada unuttuğum yakın mı yakın, uzak mı uzak komşu.
Evet, küllerle karşılaştık, dedim ben de, tıpkı sizin gibi; ama sanırım siz güçlü belleğinizle:
Yeniden bulmak düşüyor bize hayatımızı, artık bir şey kalmadığına göre elimizde… diyerek yeniden bulmuşsunuz.
Ya biz ne yapacağız?
Beyinler boş çuvallara dönmüş, gün gün yitiyor bellekler.
Bu belleksizliğimizle nasıl bulacağız hayatımızı?
Komşum (dünya döndükçe adı anılası Yorgo Seferis) yerinden doğruldu, kendini bilmeze acıyan bakışlarla dedi:
…Bunlar kendi kendilerinin gözlerini oymuş körler/ Hiçbir şeyin hiçbir tanığı kalmamış artık…