- Kategori
- Edebiyat
Yüzünü ıslatmadan ağlayabilmek...

Yüzünü ıslatmadan ağlayabileniniz var mı? Atilla İlhan diyor ya hani:
Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin
Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç
Karanlık adamlar hüviyetini sordu mu
Ben senin olmadığını arıyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle öyle git
Hangi duygularla yazılmıştır bu şiir acaba? Atilla İlhan neleri gözünün önüne getirmiştir, kimbilir!
İki gün önce, çok sevdiğim bir arkadaşım, bir bakıma kader arkadaşımla tek bu cümle hakkında konuştuk. 'yuzunu islatmadan aglayabilir misin'
Tanımlamaya çalıştık o anda bu satır arası, kimsenin pek de dikkat etmediği cümleyi. Tabi beceremedim ben önce, nasıl açıklanabilir ki? Sevgili arkadaşıma göre sevgi idi bu satırın arkasındaki çıplaklık. Emek vermekti belki de.
Nasıl olabilir? Yüzünü ıslatmadan nasıl ağlayabilir insan? Ama olur işte, Atilla İlhan bu...
Her zaman da ağlamalar yüzü ıslatmaz ki, değil mi ama? İçten de ağlar yüreklerimiz. Gözyaşlarının, göz pınarlarından yanaklara süzülmesi gerekmez ki ağlayışlarımız için. İçimizde, en dipte bir yerlerde eminim gözyaşlarının saklandığı bir yer vardır.
Bir ayrılığın ardından, ya da ölümün ardından küçük bir çocuğun donması; kelimelerin bir türlü dökülememesi dudaklarından, gözyaşlarının akamaması gözlerinden... Ya da bir erkeğin 'erkekler ağlamaz' sözünün arkasına sığınması. Duyguların tam yaşanmaması hali yani...
Şair gibi düşünebilmek gerekir bir bakıma, açıklamak istiyorsak böylesi satır aralarını. Onun yaşadığı, ya da yaşatmaya çalıştığı o çıplaklığı anlamak için biraz da şair ruhlu mu olmak gerekir ne? Hayal gücünü çalıştırmak gerekir. Bazen olmaz şeyleri oldurmak.
Böylesine dışa vurulmalı duygular. Ünlü şair gibi... Öyle bir şey yazacaksın ki, açıklamak istenip açıklanmayacak. Biraz zeka ile yoğrulmuş, üzerine aşırı romantizm katılmış, yarı da hüznün eklenerek oluşturulduğu kelimelerin açıklanamaması hali... 'yüzünü ıslatmadan ağlamak' misali...
kkadak