- Kategori
- Şiir
Zehmeri gülü

NE SAVAŞLAR GÖRDÜM AHİR ÖMRÜMDE BARIŞ SANDIĞIM NE İŞKECEYDİ Kİ ONLAR HAYATI DOYULMAZ KILAN
Zehmeri gülü…!
Ay mavisi gözlerin vardı
Sarı buğdayların tanesinde ipek saçların
Açardın altın sarısı sevdamdın
Hani her şubat mevsiminde
Çalardın kapımı bahardan önce
Güneşin parçalardı kendini
Sana göstermek için günü
Ay yıldızı kandırırdı süzülerek
Sevdan vardı her gece mehtap da
Derelerin ışıltısındaydı gölgen
Sense ne sakin ne nazlıydın
Zemheri gülü
Çınarlar sana
Söğütler sana yol verirdi
Eğilirdi pınarlar doğa eğilirdi
Yüreğin ne coşkulu dilin ne cilveliydi
Aklınsa hep asiydi dillerin asi
Kaderimin tek ebruli kokusu
Sen zemheri gülü
Eserdin karda boranda
Hırçındın rüzgarı görünce
Savrulurdu uğrunda koca dağlar
Eğilirdi susardı dallar
Yağardın bahardan önce
Toprak nemlenir
Keyfinde demlenirdi mevsimler
Sarardı her akşam üstü narin kolların
Mor öfkeli ufuğu
Ve ben ağlardım yalnızlığıma
Utanırdım kıskançlığıma
Bende şubat hep kısa zaman
Eskir hep nedense bedenim
Yırtılır her şubatta yüreğim
Ahkam kesemez olur susar dilim
Sen se ah
Ah sen
Yeniden yüklenirsin umudun sırtında
Çıka gelirsin bir şubat vakti kapıma
Yağarsın ben ağlarım
Boy verir gözyaşımda umutların
Açarsın gök mavi gözlerinle
Başak rengi tenin
Buğday tanesi saçların
Aşk savrulurken rüzgarda yanarım
Sen ordasın aklımda
Kokuna önünde eğilir dağlar
Canım yanar eririm gülüm açtığın goncalarda
Akarım nehirlere
Yüreğim köpük köpük
Kanar sular derinliğinde köklerini bedenim
Yağan acılarda kaybolurum
Beklerim yolunu
Hangi şubat
Kaç mevsimde geleceksin
Şimdi zemheri gülü
Feriha Ceylan