Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Eylül '11

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
Okunma Sayısı
206
 

12 Eylül amacına ulaşmıştır...

12 Eylül amacına ulaşmıştır...
 

12 Eylül darbesinin günümüze etkileri üzerine yazmayı düşünürken tembellik hakkımı kullanarak eski yazılarımı karıştırdım. Malum MB’de eskiyiz, arşivde onlarca 12 Eylülden söz eden yazım var.

“12 Eylül’ün nihai hedefi torba yasa” başlıklı yazıyı 2011 Ocak ayında yazarken bir bakıma yeni tartışma konumuzu, 12 Eylül’ün günümüze etkilerini işlemişim. Okurun sabrına güvenerek şimdi o yazıdan uzun bir bölümü paylaşıyorum.

 “Ecevit Başbakan, yıl 1978. İçeride sürekli para basılmakta, gelir dağılımındaki adaletsizlik sürekli artmakta, üretilen her mal iç piyasada tüketilmektedir. Türkiye’nin ihracatı düşük olduğu için döviz sıkıntısı çekilmektedir. IMF, OECD, Dünya Bankası ve yabancı bankaların kredi açmak için önkoşulları vardır.

*Enflasyonu yavaşlatmak için sıkı para politikası uygulanması, KİT sorununa çözüm, kamu ve özel sektörde ücret artışlarının denetim altına alınması.

*Devalüasyon yapılarak TL’nin dış değerinin gerçekçi düzeye çekilmesi.

*Yatırımlara fazla kaynak ayrılmaması ve kalkınma hızının düşürülmesi.

Ecevit hükümeti öne sürülen koşulları gerçekleştiremeyeceğini söylemesine rağmen 50 milyarlık bir zam paketi hazırladı. Kur 26 liradan 47 liraya çıkarıldı.

Muhalefet lideri Demirel, ”Bunun adına devalüasyon derler, parayı eskitmek derler. Türkiye’nin itibarıyla oynadınız. Şimdi yeniden IMF’ye niyet mektubu veriyorsunuz. Bu dışardan dikte edilmiştir. Zamlar seri olarak devam edecektir. Yatırım yapmak mümkün olmayacaktır.. Yeniden hükümet olursam devletten devlete kredi almak istemiyorum. Bu alanda yabancı bankalarla görüşeceğim.” der.

14 Ekim 1979’da Türkiye’de seçim olur, Demirel’in liderliğinde AP(Adalet Partisi) seçimlerden ikinci parti olarak çıktığı halde, Ecevit hükümeti istifa ettiği için hükümeti kurma görevi Demirel’e verilir.

O dönem yokluk ve sıkıntılar had safhada. Elektrikler günde sekiz saat veriliyor. Tüp, margarin yok. Benzin bulmak zor. Karaborsa almış başını gidiyor.

Türkiye tam anlamıyla yoklar ülkesidir.

Döviz olmadığı için hammadde ithal edilemiyor, üretim durmuş. İç piyasada talep yüksek ve fiyatlar sürekli artar.

Bu koşullar içinde Demirel hükümeti kuruyor.

En güvendiği adamlarını önemli makamlara getiriyor. Turgut Özal’ı Başbakanlık Müsteşarlığına atıyor. Özal’ı ekonomiden sorumlu kadronun başına getiriyor. Tam yetki ile işbaşına gelen Özal kadrolarını toplayıp gizlice sözde bir istikrar programı hazırlar. Program IMF reçetesinden başka bir şey değildir..

Ocak ayının ilk günlerinde açıklanması planlanan program, ekonominin kötü olduğu bir ortamda şiddetinde yükselmesi nedeniyle uygun olan zamanda açıklanmak üzere bekletilir.

Aralık ayının son günlerinde şiddetin artması nedeniyle dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, Çankaya köşkünde Cumhurbaşkanı’na bir mektup sunuyor;

Ülkemizin içinde bulunduğu son derece siyasi, ekonomik ve sosyal ortamda her geçen gün hızını biraz daha artıran anarşi, terör ve bölücülüğe karşı, milli birlik ve beraberliğin sağlanabilmesi için Türk Silahlı Kuvvetleri, ülke yönetiminde etkili ve sorumlu anayasal kuruluşları ve özellikle siyasi partileri göreve davet etmek mecburiyetinde kalmıştır… Türk Silahlı Kuvvetleri, ülkemizin siyasi, ekonomik sorunlarına bir çözüm getirmeyen anarşi ve bölücülüğün ülke bütünlüğünü tehdit eden boyutlara varmasını önleyemeyen, bölücü ve yıkıcı gruplara tavizler veren ve kısır siyasi çekişmeler nedeniyle uzlaşmaz tutumlarını sürdüren siyasi partileri uyarmaya davet etmiştir.

Cumhurbaşkanına asker tarafından verilen mektup aslında eylül ayında gelecek olan darbenin habercisiydi. Hükümet telaşlanarak tarihte “24 Ocak Kararları” adıyla anılacak olan program ile ilgili Turgut Özal Kenan Evren’e brifing verir.

Kenan Evren’in desteğini alan Demirel hükümeti 24 Ocak 1980’de kararları meclisten geçirdi. Kemer sıkarak Türkiye’yi “Serbest Pazar” düzenine ulaştırma iddiasını taşıyordu.

24 Ocak kararlarının burada ayrıntısına girmeyeceğim. Ancak TBMM’den geçen bu kararları güçlü sendikalar ve siyasi partiler ve toplumsal muhalefetin olduğu bir ortamda uygulamak, sermayenin çıkarına düzenlemeleri hayata geçirmek olası görünmüyordu.

Şiddet sürekli arttı. Her gün tırmanan “anarşi” onlarca can alıyordu.

1970’li yıllara damgasını vuran kapitalist sistemin krizden çıkmak için liberal politikaları uygulayacak iklime gereksinimi vardı. Bugün yaşanan “küresel kriz ”de olduğu gibi emekçilere bedeli ödettirilmek için kurgulanan politikalar, küresel sermayenin ülke ekonomilerini biçimlendirme araçları olan IMF, OECD,G20 aracılığıyla gerçekleştiriliyordu.

Türkiye’den istenen düzenlemelerin önünde engel olan güçlü sendikaları ortadan kaldırmanın yolu, uygun ortam oluşsun diye bekleyen askerin yönetimi ele almasından, darbeden geçiyordu.

12 Eylül darbesine bahane edilen “terör, bölücülük”, kısaca “anarşi” vb. argümanlar uygulanmak istenen neoliberal politikaların önündeki engelleri kaldırmak için toplumun biçimlendirilmesinde acımasızca kullanılmıştır.

Koşulların uygun olduğuna kanaat getiren Evren darbe yapmış, ilginçtir 11 Eylül’de sağlanamayan “huzur ve güven ortamı” ne gariptir ki 12 Eylül’de askerin yönetimi ele almasıyla sağlanmıştır.

Siyasi partiler, sendikalar kapatılmış, muhalifler tutuklanarak işkenceden geçirilmiş adeta solkırım yapılarak toplumun vicdanı yok edilmiştir.

Türk İslam Sentezi” devletin resmi ideolojisi haline getirilmiştir. Küresel sermayenin çıkarları doğrultusunda SSCB’ne karşı “yeşil kuşak” teorisine uygun olarak din araç olarak kullanılmış, görülen o ki amacına ulaşmıştır.

Egemenler; vakıflar, düşünce kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve bunları besledikleri fonlarla yaşadıkları krizin bedelini her defasında yoksullara, emekçilere ödeteceği politikaları uygulayabilecekleri siyasi iklimi yaratmışlardır.”

Bugün geldiğimiz noktada sol vicdanı yok edilmiş, düzene muhalif sendikaları işlevsizleştirilmiş bir Türkiye tablosu var karşımızda. Yandaş veya sarı sendikalar iktidarlar ile kol kola; uygulanan liberal politikaların yansımalarını çalışma yaşamında acı bir biçimde görüyoruz.

Eğitimden sağlığa her şeyin piyasa koşullarına bırakıldığı vahşi bir ekonomik düzen bugünü, geleceği teslim almış durumda.

Uygulanan politikalara karşı seslerini yükseltenler bir biçimde oyundan atılıyor.

Muhalif sesler, gazeteciler, 12 Eylül düzeninin tekerine çomak sokanlar yanıyor…

 

Parasız eğitim” istediği için tutuklanıp neredeyse bir buçuk yıldır mahkemeye çıkmayı bekleyen üniversite öğrencilerine sorma olanağımız olsa, herhalde verecekleri yanıt “12 Eylül sürüyor!” olurdu.

Her şey satılık, dereler, ormanlar.

31 Yıl sonra geldiğimiz noktada Türkiye ucuz emek cenneti, yerli/yabancı sermayenin /iktidarın önünde engel yok.

 Hukuk hak getire.

 Zaten “demokrasi”  değil, “ileri demokrasi” diyorlar 12 Eylül’ün üzerinden onca yıl geçtikten sonra geldiğimiz aşamaya. O zaman bu yazıya noktayı koymak lazım; 12 Eylül amacına ulaştı, ”ileri demokrasi” ile taçlandık!

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1116
Toplam yorum
: 2289
Toplam mesaj
: 135
Ort. okunma sayısı
: 815
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Ankara'da yaşar, dünyalı,aynadaki görüntüsüne muhalif, vicdan hesapları yapmaktan yorgun, yaşanıl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster