Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Benim başım kel mi?

Severiz güzel denizi ve içindekilerle birlikte sevmeyi ne çok isteriz. Ama ne yazık ki karalarla birlikte bir yarışa girmiş denizlerimiz. Kıyılar, daha doğrusu liman niteliğindeki barınaklar dolduruluyor ve üzerine birer tesis ya da büfe iyi güzel hoş .Haydi gel de bu büfelerin üzerinden sen dalgalara koş. Olmadı bir de tekneni koy bakalım. O sıcacık barınaklar yok artık otopark gibi kooperatifler revaçta iyi hoş da Bir yat ile bir teknenin kapladığı ve kapsadığı alan neci ki. Yat turizmi adı altında liman sahil kalmadı. Yatlar 30 katlı katlar gibi kapladı ve kirletti kıyıları Nereye gidiyor buranın alt yapısı arıtması yok ki. En bakir açıkta tam buldum dediğiniz yere paat salıveriyorlar eh deniz pislik tutmaz. Teknede hayat pek de rahat aç da kalmaz insan hiç bulamazsa oltayı suya at. Bunun için elli pasaportun olsun yer yok tekneni korusun. Buldun mu da aidat ödüyorsun. Hadi bizim ki keyif ama ya bu işten ekmek yiyenler. Trollerle kazınan yuvalardan arta kalanı nasıl tutsun. Bir de aç acımız var kıyılarda. Mazi denizim sararmış solmuş neden mi. Elbette oltacılıktan bıkan sabırsız zalimler yüzünden atıyorlar ilacı denizde yunuslarla yarışmak yerine ölülerini topluyoruz zehirlenmiş baygın halde. bir de utanmadan satarak yediriyorlar bu yolla tuttukları balıkları satarak daha nelere şahit oldum denizleri aşıp ta gezerken çok dertliyiim çook .Anlatacağım birer birer belki birilerinin kulağına gider. Sevgiyle kalın mutluluk denizinde sevgi dalgalarıyla boğşun efendim.

16 Eylül 2012 22:22
Benim başım kel mi?

Şehir balıkçılığı ve sahil balıkçılığı, deniz balıkçılığı ortamını solladı gibi. Balıkçılığın kategorilerini yazsak epey hikaye çıkar. Galiba bu konuda motive ettiniz yorum olarak uzun sürer blogh halinde yazmam gerekecek gibi. Teşekkürler balık pardon Deniz dostu arkadaş yazınız için.

14 Eylül 2012 07:12
Geyikli'den manzaralar; yazlıkçı mısın, yerleşik misin?

İstanbula yakın olması, hafta sonu için ideal gezi odağı oluyor.Böyle güzel ve temiz bir doğayla buluşmak için onca trafik ve yol telaşı bile zevkle geçiyor. İnsan her güzel bulduğu yerde yerleşik kalsa o güzelliğin gizemi alışkanlığa dönüşebiliyor. En önemlisi de diğer güzelliklerden mahrum kalıyor. Göçebe olalım demiyorum ama gezmek ve görmek harekette bereket vardır derim. İyi kötü herkesin başını sokacak bir çatısı vardır. Ama bir ağaç kökü bile yer altında sürer .İnsanlar birbirlerini değil yerlisi yabancısı , aynı sitede bile bizden sizden, hemşerim diye ayırıyorlar.Türkiyede sokakta birini gördüğünde selam bile vermeyenler, bir Avrupa ülkesinde karşılaşınca ancak "Vay Hemşerim!" diye sarılıyorlar.İnsan ilişkilerinde bir tuhaflık yerleşmiş böyle işte.

14 Eylül 2012 05:45
II. Selim – Şemsi Paşa - Şahkulu

Tarihi olayları değişik açılardan sunarken ilginç manzaralar aksettirmeniz çok güzel. Osman Bey den bu yana incelenecek o kadar stratejik ve değişik öyküler var ki, bunların içinde doğruluk payının hangi tarihçiye ve yazıcıya göre olacağı, ancak karşılaştırmalı belgelerle bilinebiliyor. O dönemin basın özgürlüğünün pek fazla olduğu söylenemez.İbrahim Müteferrika nın bile akibeti belli olduktan geri. Ancak tarafsız yorum ve gerçek belgelere dayalı olayları zamanla daha iyi anlamamızı sağlayan araştırmacı yazarlarımız ve tarih bilimcilerimiz var. Bizlere tarihi sevdirip düşündürdüğünüz için elinize sağlık.

22 Haziran 2012 14:37
Haburadan aşağı

Elinize sağlık güzel yazı.

14 Haziran 2012 21:59
Gülün adı mı?

"Gülün Adı" adlı okuduğunuz kitap, gerçekten Ortaçağ skolastik felsefesine ışık tutan ve bir dönemi anlamamızı sağlayan bilimsel nitelik taşıyan bir kitaptır. Şayet içinde bulunduğumuz zamanı iyi anlamak istiyorsak, bu geçiş dönemini anlayıp karşılaştıracak çok malzeme buluruz. Hala bu zihniyetin türlü versiyonlarıyla karşılaşıyoruz.Hatırlatmanız ve paylaşımınız için teşekkürler.

14 Haziran 2012 21:57
Şu Edebiyat eğitimi. 7: Edebiyatın dilin gelişiminden haberi yok.

Dil sorunlarımız hiç bitmeyecek gibi. Edebiyat ve Türk dili birbirinden bağımsız olamıyor. Türk dili Arap ve Fars melezliğinden pek kolay kurtulamıyacak gibi. Yelpazenin genişliği dilin zenginliğiyle paralel. Öztürkçe kelimelere alışamadık. Ben farklı bir dilden tedirginim. Bir zamanlar konuşurken ağzını burnunu yamultanlara ağzını topla, düzgün konuş derdik.Şimdilerde ekranlarda ağız burun dil eğenler,sözcükleri katledenler ödül alacak derecede takdir ediliyor.Çocuklarımız ve gençlerimiz çarpılmış gibi yamulmayı makbul zannedip taklide gidiyor. Bunların sanatsal olarak ne komedi niteliği var ne beceri.Daha ne kadar alkışlayacağız böyle tipleri.Bu hale nasıl getirildik. Elinize sağlık.

14 Haziran 2012 21:51
Hallac-ı Mansur ve “Ene’l Hakk

Tasavvuf ile tasavvurlar hem hal olunca hayal ve gerçek arasında kalınır. Velilik ve şehadet insani hükümlerle anlatılmaya kalkılsa bile hüküm Hakim olanındır. Allah'ı bilen bulamaz, bulan tarif edemez.Bize düşen Hakk ın huzurunda haklı işlerle kulluk etmektir. Ay bile dolunaydan sonra incelir, Allah ,Allahlığını kimseye vermez.(Allah allem) bana göre üstadım. Allah dostlarını sevdirmek ve onları sevmek gerekir. Bunu yaptığınız için Allahın sevgili kulu olun efendim.Saygılarımla.

08 Haziran 2012 18:56
İskender Pala - OD

Bizim Yunusumuz, Dertli Yunusumuz, Çalabımız, dertli dolabımız, Sn. İskender Pala tarafından "Od" ile öyle bir yakılmış ki alevleri hala avuçlarımda duruyor. Yunus ve Taptuğu çok farklı bir yorumla seneler önce yazmıştım. Ama "Od" adlı kitap kadar kalemim elimi yakmamıştı. Zilliyet ,zulüm ve zıtlığın bir arada yılan dansı yapar gibi kıvrılarak bütünleştiği düşüncelerde, bir zamanlar işkenceyi, acıyı bizzat tatbik ederken, 360 dereceyle nasıl bu kadar aşka dönüşüp ışk verdiğini bundan iyi anlatamazdı kimse. Yazarın arkasında duranı kendini ortadan kaldırarak aktarması olağanüstü ve okunası kıldırıyor kendini.Ekleyen de yazan da sağolsun. Yüreklerinize sağlık.Sn. İskender Pala adıyla değil gerçekten yazılarıyla aranan biridir. Kutluyorum.

08 Haziran 2012 18:31
Venüs Gezegeni

Harika bir seyirle tasavvura dalmışken yazınızla uyandım.Kainatın dilini anlamasak da o kendini bize türlü şekilde anlatıyor. Mikro teknolojinin henüz kullanılmadığı dönemlerde İslam alimlerinin ya gözleri ya görüşleri farklıydı ama aynı neticeyi doğuran bilimselliği o devirlerde iğne deliği denilen bir deneyle kanıtlamaya çalışmalarıı ve bunun doğrulanması olağanüstü bir gayreti gösteriyor. Sonsuz olanın bilgisi sonluyla sonlanmıyor. Bizler hep geriden yetişiyoruz. Elinize sağlık. Saygılar.

08 Haziran 2012 18:04
Toplam blog
: 165
Toplam yorum
: 409
Toplam mesaj
: 136
Ort. okunma sayısı
: 841
Kayıt tarihi
: 17.10.07
 
 

Edebiyet fakültesi  mezunuyum. Öğrenmenin yaşı yoktur diyerek çeşitli kurslardan da el sanatları ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster