Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Yumuşacık yatağından soğuk kara toprağa

Galiba hiçbir şey beklemiyoruz. Kanımca toplum olarak gerek magazin gerekse sürüyle yarışma programı seyrede seyrede, UYUYORUZ. Yönetimler bir bu UYUTMAYI bir de biz UYURKEN ceplerimizdekileri hortumlamayı beceriyorlar. Hani bir reklam vardır, galiba üçle beş arası bir şey yenir, o sırada hırsızlar elinizin altındaki lep topu bile götürürler işyerinde. Durum aynı o. Yani demek istediğim odur ki, boşuna parmak uçlarınıza nasır tutturmayın, yönetim kademesinde olanlar bu iki işten başkasını bilmezler. Trafik filan nedir ki.. bakın İstanbul emniyet müdürü, Beyolundaki taciz olayları oluştuktan sonra Cerrahi Müdaheleyi gerçekleştiriyor. Ne de olsa baba mesleği. Madem becerebiliyordun, neden önlem almadın önceden? Sevgiyle kalın....MR

03 Ocak 2008 18:58
Sihirli ve büyülü kitaplar-2

Duygu dolu bir öykü. Klavyenize sağlık, elinize de sağlık. Bana cocukluğumu hatırlattı. Ekmek arabasını çeken zayıf atı kırbaçlayan arabacı da çok zayıftı diye hatırlıyorum, eğer aynı arabacıdan bahsediliyorsa tabiii :) Teşekkürler, beni 50 sene gerilere götürdünüz-MR

16 Aralık 2007 00:01
Her temas bir iz bırakır: Locard prensibi (1)

Müstakbel bir kriminoloji doktoru olarak, savaş neydanlarındaki kriminel eylemler için de adlî gözetim ve kriminel laboratuar araştırmaları yapılmalı mı? diye sormak isterim size. Çünkü bu meydanlarda ortaya konan eylem kriminel suç olarak değil kahramanlık destanları olarak gösterilirken, maktulun bedeninde haddinden fazla ipucu bulunmakta. Bunlara bu sizin adlî tıp herhangi bir çözüm üretemiyor mu? :) Sevgilerimle.....

11 Aralık 2007 11:34
Hikmetler dünyası

Aziz hendeseci meslektaşım, Yazdıklarını okumak zevkli ve akıcı. Dahası hepsi gerçekiçi konular. Ben bir de şunu gördüm şu kısacık yaşamımda. İlim adamları aslında ilim filan yapmıyoruz. Sadece sebep-sonuç ilişkileri üzerine kurulmuş bu fiziki dünyada sadece sonuçları incelemekle yetinmekteyiz. Sebeplerin nedenlerini bilmeden. Bunun adına da ilim veya bilim diyoruz. Bizler aslında sadece birer gözlemciyiz, gözlemlemekle yetiniyoruz. Göremediğimize de gayri bilimsel deyip inanmıyoruz. Bizleri şekillendiren varlıktaki ilim asıl ilim, bizim görmediklerimiz de O'nda gizli. Heyhat! Diğer blogunuzu da merak ettim şimdi... ilginç yazılarınızı bekleriz. Hoştu..... Sevgiler

22 Kasım 2007 00:42
İkinci Âdem, H.Z Nuh (A.S)

Aziz Kardeşim, İ.Ü. Hititoloji bölümü öğrencisisin diyorsun. Hititoloji branşının tarihte mi yoksa arkeolojide mi? Nerede yeraldığını bilmiyorum. Ama şunu biliyorum, Kuran ne bir tarih kitabıdır ne de bir arkeoloji. Dahası, Kuran bir eser de değildir. Kuran bir kelamdır, bir sözdür, bir mesajdır. Ve o, bir resul tarafından aktarılmıştır. Dolayısıyla Nuh hakkında bilgiler verirken Kuranı referans göstermen beni oldukça şaşırttı. Şaşırttı, çünkü bir tarih veya arkeoloji öğreneni olarak kaynakları Kuran dışından ithal edebilmeni tercih ederdim. Bir de, Kuran mademki referans gösterilmek istenmektedir, mealini neden referans göstermektesiniz? Orijinalini göstermeniz ne kadar da ilginç olur idi. Ama belki ileri senelerde, Akadçayı, Aramiceyi, İbrancayı ve nihayetinde Arapçayı çözdüğünüz günlerde mesela?? Sevgiyle kalın

20 Kasım 2007 21:52
Yaşamın amacına dair bir giriş

İlgileniyoruz tabii ki, ah pardon, kendi adıma söyliyeyim, ilgileniyorum. Yanıldığımı en azından bana göstermelisiniz. Sevgiyle kalın.

15 Kasım 2007 18:06
Aşk üstüne, aşk olur mu?

Adı geçen kitabı okumadım, ama anlattığınız gibiyse okumak da istemem. Bana göre bu anlatılanlar, yazarın fantazilerinden ileri geçemez diye düşünüyorum. Diğer taraftan, biz erkeklerin pek kabul edemediği kadın üstünlüğü üzerindeki aşağılık kompleksinden de ileri geçemez diye düşünüyorum. Mösyö, diğer karşı cins oyuncularla oynaşmakta iken karısına da aşık olmak, karısının da bunu kabullenmesini istemekte. Paradoksal ve ütopik yaklaşımlar. Paylaştığınız için teşekkürler

07 Kasım 2007 12:51
Irak' ın düzenli ordusu (?)

Madem düzenli Irak ordusunda durum bu kadar vahim, bunların türevleri olan Pe-Ka-Ka askerleri nasıl oluyor da bizim mehmetçikle başa çıkabiliyor? Anlaşılması zor bir mesele... Yoksa bunlar, bizim eski, kendilerinin yeni müttefikleri tarafından eğitiliyor, üzerine de lojistik destek mi sağlanıyor (Uydu takip, nokta hedef belirleme, taktik güç, vs..)?

30 Ekim 2007 18:06
''Gel pisi pisi...''

Hahahahahaaaa... süper olmuş hocam, ellerinize sağlık :) Ahhh Ah.. ben de becerebilsem böyle inceden dokundurmayı, editörler salıverecekler, ben de geçecem de, tecrube işte ... ne yapabilirim ki ... yoksa Fransızca falan mı yazsam? O zaman olur belki ... Sevgiyle kalın... bir falaka eksik kalmış, o da umarım gelecek sefere

25 Ekim 2007 18:02
Siz beni anlayamadınız...

Mesut Hocam, Yüzler meşinden olunca, gidiyorlar işte her sene 10 Kasım'da Ata'nın huzuruna.. Bırakın yüzüne nasıl bakacaklarını düşünmeyi, hem çelenk bırakırlar hem de ziyaretçi defterine (özellikle miniskül ile yazdım) Ata'yı ne kadar özlediklerini yazarlar. Belki de bir nevi itiraflarıdır bu meşin yüzlü yönetiçilerin. Bu arada 3 adet yazımı editörlerimiz yasaklayıp duruyorlar. Size şikayet edeyim dedim, her halde milli çıkarlara aykırı satırlara imza atıyorum, kim bilir? Sevgi ve saygılarımla

24 Ekim 2007 21:58
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 55
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 2640
Kayıt tarihi
: 10.05.07
 
 

Rumî takvimin 1900+55 senesi sonunda nüfusa katkıları olsun diye annem ve babam oturmuşlar, benim il..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster