Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mayıs '16

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
352
 

Bilim Tarihi ve Biz

Bilim Tarihi ve Biz
 

Bilimin Tarihi


Bilim tarihi, hem doğa bilimlerini hem sosyal bilimleri içeren bilimsel gelişmenin ve bilimsel bilgi birikimi üzerine yapılan çalışmalardır. Tarihçiler genellikle siyasal, ekonomik ve savaş ile ilgili cepheler üzerinde durur, bize evreni tanıtan, doğa kuvvetleri üzerinde egemen olmayı sağlayan, tüm düşünce ve yaşam koşullarımızı biçimleyen bilimin gelişmesi ile yeterimce ilgilenmemektedir. Bilim Tarihi; kısaca, bilimin doğuş ve gelişme hikâyesidir. Görevi, bir bakıma objektif bilginin, ortaya çıkma, yayılma ve kullanılma koşullarını incelemek, nitelikleri belli bir metodun, bir düşünme ürünün, hatta geniş anlamda bir bakış açısının oluşumunu saptamaktır. Bilim tarihinin amacı, olguların ve buluşların bir kataloğunu çıkarmaktan çok, bilimsel kavram teori ve anlayışın doğuş ve gelişimini izlemek açıklığa kavuşturmaktır. Düşüncenin özgürlüğe kavuşması, akılla batıl inançların çarpışması, insanoğlunun doğruyu araması ve giderek ona yaklaşması, hata ve akıl dışı saplantılarla savaşması... İşte bilim tarihinden öğrenebileceklerimiz şeylerden bazıları.

Modern bilimin gözlerimizin önünde yükselen yüce yapısı hiç şüphesiz insan kafasının uygarlığa kattığı en önemli üründür. Bilim tarihi kapsamı çok geniş bir disiplindir. Bilim ne Rönesans’tan sonra ne de batı dünyası ile ortaya çıkmıştır. Bilim, insanlığın ortak kafa ürünü olup, kökleri ilkel toplumların yaşamına kadar uzanır. Bu yüzden bilim tarihi, mitoloji, din, sanat ve metafizik konulara da, bilimle ilişkileri bakımından yer vermektedir.

Geniş bir perspektif içinde bakıldığında ise bilimin uzun ve çetin gelişimi dört aşama ile tanımlanabilir.

1-Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarına rastlayan ampirik bilgi toplama aşaması,

2-Eski yunanlıların evreni açıklamaya yönelik akılcı sistemlerinin kurulduğu aşama,

3-Ortaçağların yunan felsefesi ile dinsel dogmaları bağdaştırma çabası karşısında İslam dünyasındaki bilimsel çalışmaların parlak başarılarını kapsayan aşaması,

4-Rönesans sonrası gelişmelerin yer aldığı modern bilim aşaması.

Dün olduğu gibi bugün de bilim hiçbir ırkın, kültürün veya bölgenin tekelinde değildir. Bilim tarihi, bilimsel bilginin gelişim sürecini inceleyen bir araştırma etkinliğidir, tarihi bilgilerden yararlanarak bilimsel kuramların çeşitli dönemlerde doğuşu ve yayılışını, bilginlerin düşünce biçimlerini ve toplumsal kurumların gelişim sürecine etkilerini, felsefe, din ve sanat gibi diğer düşünsel etkinliklerle karşılıklı ilişkilerini, teknik bilginin oluşumundaki yerini, bireylerin günlük yaşamındaki değerini ve önemini sorgulayarak bilimsel etkinliği bütün yönleriyle tanımaya ve tanıtmaya çalışır. Bu nedenle bilim tarihi, matematik, astronomi ve fizik gibi belli bir bilimin gelişimini aydınlatmak yerine bütün bilimlerin gelişim sürecini aydınlatmayı amaçlar; ancak bunu yaparken elbette tek tek bilimlerin tarihinden yararlanma yoluna gider.

Dünyadaki bilimsel ilerleme, kalkınma yarışında, eski çağları bir tarafa bırakırsak, yakın zamanlarda batı doğuyu ne zaman geçmeye başlamıştır? Bu soruya Gutenberg’in 15.yüzyılda icat ettiği matbaayı İbrahim Müteferrika’nın Türkiye’ye ancak 18.yüzyılda getirmesi üç yüz yıllık bir gecikme doğurdu ve aramızdaki gelişmişlik farkı buradan doğdu diye yanıt verenler olabilir.

Bu yanıt doğru değildir, çünkü matbaa mevcut bilginin yayılmasını sağlar, bu bakımdan çok etkilidir. Ama asıl önemli olan, insanı doğaya egemen kılan bilginin üretilme yolunun bulunmasıdır. Bu ilerleme 1600’lü yıllarda orta ve batı Avrupa’da, gözleme ve deneye dayanan, matematiksel ifadelerden yararlanan bilimsel araştırma geliştirme birkaç araştırıcı tarafından uygulanmaya başlanması ile gerçekleşmiş ve tüm batı ülkelerine hızla yayılmıştır. Osmanlı dünyası ise bu yeni yöntemle hiç ilgilenmemiştir.

Bilimle ilgilenmek ve bilimsel araştırma yöntemi, bir devlet politikası olarak Ülkemize ancak Cumhuriyet döneminde 1930’lu yıllarda geldi. İşte 1600 ile 1900 arasındaki üç yüzyıllık gecikme, batının Osmanlı dünyası üzerindeki kesin üstünlüğünü kurmuş oldu ve biz hala üç yüzyıllık gecikmeyi kapatamadık, aksine aradaki makas gittikçe açıldı.

Eğitimimizi daha da niteliksiz hale getirdiğimiz halde; güya, lafla da olsa bu gecikmenin doğurduğu olumsuz etkileri ortadan kaldırmaya çalışıyoruz.

Nizamettin BİBER

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Her biri önemli bir konuyu anlatan sizin bu makalelerinizi mutlaka okumak gerekiyor.

Kerim Korkut 
 10.05.2016 18:55
Cevap :
Çok teşekkür ederim Kerim bey, teveccüh gösteriyorsunuz, var olun, selamlar.  10.05.2016 22:19
 

Kıymetli Nizamettin Biber: Önemli ve yazılması gerekli bir konuyu bizlerle paylaştınız. Sahi bizim tarihe mal olmuş bir buluşumuz var mı? Neden böyle geri kaldık.Bu konuda hangi buluşumuzla övünüyoruz.Hal bu ki bir tarihte dünyanın üçte ikisine sahiptik. Meğer bir adım dahi ileriye gitmemiş geri kalmışız.Boşuna böbürlenip duruyoruz.Saygılar sunuyorum.Sağlık ve mutluluk diliyorum.

Mehmet Burakgazi 
 09.05.2016 0:23
Cevap :
Sevgili Mehmet abim, bu coğrafyaya ait tarihe mal olmuş bir buluş ismini ben de hatırlayamadım doğrusu, sadece savaş ve talanın egemen olduğu dönemden sonra teknoloji ve bilime ayak uyduramayan toplumlar ya geri kalmış sömürge haline gelmişler ya da yok olmuşlardır. Tarihin boş böbürlenme nuvesi olmadığını ve yaşanılanlardan ders çıkarılarak projeksiyon geliştirilmesi gerektiği bir alan olduğunu bir türlü anlayamadık maalesef, sağlık, mutluluk ve esenlikler diliyorum, teşekkür ederim.  09.05.2016 8:41
 

Biber hocam, bilgi ve bilim biat-itaat-din ekseninden daima uzakta tutuldugu zaman uretir ve gelisir.Benim kisisel dusemcem sekuler bir ortam olmadigi muddetce bilim adami rahat degildir dusunemez ve uretemez!!!

Newyorker 
 08.05.2016 19:20
Cevap :
Çok haklısınız sevgili Newyorker dost, inanmak, belli bir dine sahip olmak insanlara bir çok şey için yetiyor hatta fazla bile geliyor, siz hiç bilim adamı özelliği taşıyan bir din adamı gördünüz mü, ışiddiniz mi? selamlar  09.05.2016 8:34
 

Bu arada gösterilen çaba bir rasathane macerası var. İstanbul'da uzayı gözlemek amacıyla kurulan rasathane, "cennetteki meleklerin bacaklarına bakıyorlar" iddiasıyla denizden bombalanarak yerle bir edilmiş. / Matbaanın geç gelmesi konusunda size kısmen katılıyorum. Gelemeyişinin nedeni de aynıdır çünkü. Kitaplar (özellikle Kuran)parşömen üzerine yazılırdı. İddia, "Kuran'ın yazılacağı kâğıt başka işlerde kullanılmış olabilir." ya da "başka işlerde kullanılabilir." Gerçek ise, "Millet okur, gözü açılır, okumasın." Ama görüldüğü gibi doğruya giden akım engellenemiyor, engellenemeyecek de. Saygılar.

Mehmet Sinan Gür 
 08.05.2016 18:12
Cevap :
Mehmet bey, tabii koca imparatorluk tarihe 600 küsur adını yazmış, bilim ve rasyonel akıl adına cılız, ufak tefek hamleler olacak doğal olarak. Bilime ve akla ilişkili olmayışımıza bir sürü absürt bahaneler uydurulabilir. Aslında devlet matbbayı alırken kuranı seri olarak basılmamasını ön koşul olarak koymuştu. Ama asl olan dünyaya hangi saik ile baktığımız konusudur Her şeye inanmanın yettiği eğitiminin niteliksiz olduğu toplumlarda da bilim gelişmiyor, gelişemiyor, teşekkür ederim, selam ve saygı ile.  09.05.2016 13:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 881
Toplam yorum
: 3742
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 2576
Kayıt tarihi
: 06.06.12
 
 

Yeni dünya düzensizliğinde insan olmaya çalışan ve okuyarak ne kadar cahil olduğunu gören, olayla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster