Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '12

 
Kategori
Hukuk
Okunma Sayısı
16056
 

Bilirkişi Raporu örneği (VUK Md. 359/b-1 359/a-2) Asliye Ceza.

Bilirkişi Raporu örneği (VUK Md. 359/b-1 359/a-2) Asliye Ceza.
 

Cici Kızım Meltem, avukat da olabilirdi. O şimdi biyomühendis adayı. (Foto:A.AK)


213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na muhalefet suçu ile "varsayımlı" örnek Bilirkişi raporu  hazırlamaya çalıştım.

Vergi Usul Kanununun 359/b-1 maddesinde yazılı 2006 yılında sahte belge kullanmak suretiyle vergi kaybına sebep olmak iddiası yanı sıra,

Defter ve belgeleri 2011 yılındaki tebligata rağmen ibraz etmemek suretiyle 359/a-2 maddesinde yazılı “gizleyerek” vergi SUÇU (kaçakçılık suçu) eylemlerinden ötürü, Asliye Ceza Mahkemelerinde Bilirkişi olarak görev alan meslekdaşlarıma yönelik;

Çalışmalarım öneri niteliğindedir.

Aşağıdadaki (*) kaynakçaya ek olarak, “Defter ve Belgelerin İnceleme Elemanına İbraz Edilmemesinin Sonuçları”  (Sakıp Şeker-YMM), 5811 sayılı Kanun’un VUK 359. Madde uygulamalarına etkisi konulu (Av. Dr. A. Bumin Doğrusöz)  makalelerinden de yararlandım, teşekkür ederim.

            KONU

           … Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/… Esas numaralı dava dosyası genel olarak tetkik edildiğinde;  Devlet Davalarının Takibi Usullerine Dair Kanun hükümleri gereğince, davada görevli ve yetkili .......... Muhakemat Müdürlüğü şikâyeti üzerine, adı geçen sanıkların vergi suçu (kaçakçılık suçu) işleyip işlemediklerinin tespitidir.

            TESBİT EDİLEN HUSUSLAR

            ……. Vergi Dairesi Müdürlüğünün ……… vergi kimlik numaralı mükellefi …… Ltd. Şti. hakkında yapılan inceleme sonucunda şirket müdürleri olan ….., ,,,,,,,  ve ……. Vergi Usul Kanununun 359/b-1 maddesinde yazılı 2006 yılında sahte belge kullanmak suretiyle vergi kaybına sebep olmak eyleminin yanı sıra 359/a-2 maddesinde yazılı 2011 yılında şirket müdürleri olan …… …….. …….. şirketin 2006 yılı defter ve belgelerini 2011 yılındaki tebligata karşın vergi inceleme elemanına ibraz etmedikleri iddiası üzerine;

            1 - Yapılan Tebligatın Tebligat Kanunu ve Vergi Usul Kanunu Hükümlerine Uygun Olup Olmadığı:

            Dava dosyasında mevcut "şirket hisselerine ilişkin belgeleri" inceledim.

            Dava dosyasında hisse devrine ilişkin Ticaret Sicil Gazetesi, hisse devri ticaret sicil kaydı, adı geçen sanıkların müdürü olduğu  şirkete ait……… sayılı Ticaret Sicili Gazetesi örnekleri. Sanıkların anılan şirkete, MÜDÜR olarak seçilmiş bulunmalarına ilişkin vergi dairesi sicil kayıtlarında bulunan Noter Senedi, Noter onaylı İmza Sirküleri, ikamet senedi, nüfus cüzdan örneği, imza beyannamesi onaylı örnekleri, sanık lehine ve aleyhine olan hususlarda ileri sürülen hususlar; şirketin ortaklık yapısını, şirket müdürlerinin temsil ve ilzam yetkileri ile sorumluluk ve ödevlerini ortaya koymakta, vergi dairesi dosyasında mevcut onaylı şirket sözleşmesi örneğinden ve ticaret sicil kaydından da anlaşılmaktadır.

            Bununla birlikte şirketin ana sözleşmesine göre 2006 ve 2011 yıllarında şirketin, adı geçen kanuni temsilci, yönetici ve sorumlularının; ayrı-ayrı atacakları imza ile şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili kılındıkları anlaşılmaktadır.

            Bu doğrultuda yapılan tebligatın, tebligat kanunu ve Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun olduğu anlaşılmıştır.

            Suçun failleri gerçek kişilerde vergi mükellefleri, tüzel kişilerde bunları idare eden yöneticileri veya varsa temsilcileri, mükelleflerin işlerinin idarelerini usulüne uygun olarak devrettiği kişilerdir.

            Sahte belgeyi kullanma eyleminde kullanan, mükellef ve diğerleri olabileceği gibi mükellef ve kanuni temsilci olmayanlarca da işlenebilir.

            Failler yeni Türk Ceza Kanunu sisteminde yalnızca gerçek kişiler olabileceğinden adli vergi suçu olan kaçakçılık suçunda da tüzel kişiler fail olamayacaktır. Tüzel kişilerin vergi işi ile ilgilenen kanuni temsilci ve sorumluları fail olacaktır.

            2 - İş Yerinde Defter ve Belgelerin İncelenmesinin Olanaklı Bulunup Bulunmadığının İrdelenmesi:

            Vergi incelemesi esas itibariyle mükellefin işyerinde yapılır. İş yerinin müsait olmaması, işin terk edilmesi gibi zaruri sebeplerle incelemenin yerinde yapılmasına olanak bulunmazsa veya incelemeye tabi olanın istemesi halinde inceleme dairede yapılabilir. Bu durumda incelemeye tabi olanın defter ve belgeleri daireye getirmesi yazılı olarak istenir. İnceleme dairede yapılacaksa istenilen defter ve belgeleri verilen sürede mazeretsiz olarak getirmeyenler, bunları ibraz etmemiş sayılır. Geçerli bir mazeret gösterenlere, defter ve belgelerini daireye getirmesi için münasip bir süre verilir. (VUK Md. 139)

            Dava dosyasında vergi incelemesine yetkili vergi müfettişi tarafından defter ve belge isteme yazısının 31.10.2011 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Buna karşın ……….. Şirketi olarak adı geçen sanıklar 2.11.2011 günü bağlı bulundukları …….. Vergi Dairesine başvurarak incelemenin işyerinde yapılmasını talep ettiklerini savunmaktadır.

            :…….. Vergi Dairesi, ödevli kurum hakkındaki incelemenin vergi müfettişi tarafından yürütülüp sonuçlandırıldığını, vergi dairesinde bu hususta bir işlem yapılmadığını bildirmiştir.

            İş yerinde defter ve belgelerin incelenmesinin olanaklı bulunduğu dava dosyasında mevcut iş yeri adresinde yapılan gerek vergi dairesi gerekse emniyet müdürlüğü araştırmaları sanık lehine bilhassa kuvvetlendirmektedir.

            Vergi müfettişi defter ve belgeleri isteme yazısında ayrıca, iş yerinin müsait olması şartıyla incelemenin iş yerinde yapılmasının mümkün olduğunu ancak bu husustaki talebin yazılı olarak bildirilmesi gerektiğini,

            Vergi suçu raporunda ise yasal sürenin geçmesine rağmen istenen defter ve belgelerin herhangi bir gerekçe olmaksızın vergi incelemesine ibraz edilmediğini belirtmiştir.

            Vergi incelemelerinde göz ardı edilmemesi gereken yasal kural; ödenmesi gereken verginin doğruluğunu tespit etmektir. Vergiye tabi gelir unsurlarını ve kurum kazancını oluşturan faaliyetler, maliyetsiz yürütülemez.

            Dava dosyasında mevcut vergi inceleme raporlarını okudum. İnceleme elemanı böyle bir durumda KDV indiriminin tümden reddedilmesi yerine mükelleften alınabilecek ek bilgi, belge ve ifadelerle en doğru sonuca ulaşmalıdır.

            Bu veriler ışığında iş yerinde defter ve belgelerin incelenmesinin olanaklı bulunduğunu değerlendirdim.

            3 - Sanık Eyleminin Defter ve Belgeleri Gizleme Olarak Değerlendirilip Değerlendirilemeyeceği:

            Vergi Usul Kanununun 256. Maddesi hükmüne göre, mükellefler defter ve belgelerini, vergi incelemesine yetkili olanlara ibraz etmek mecburiyetindedir. Bu mecburiyete uyulmaması halinde anılan Kanunun mükerrer 355. Maddesi uyarınca özel usulsüzlük cezası kesilir. Özel usulsüzlük cezası kesilmesine rağmen ibraz mecburiyetine uymayanlar hakkında yeniden süre verilerek bu mecburiyeti yerine getirmelerinin tebliğ olunması ve verilen sürede de ibraz mecburiyetine uyulmaması halinde özel usulsüzlük cezası bir kat artırılarak uygulanması gerekir.

            Uygulamada defter ibraz edilmemesi gibi sorunların bir kısmı inceleme elemanlarının Vergi Usul Kanunu’nun 139. maddesinde, “vergi incelemeleri esas itibariyle incelemeye tabi olanın işyerinde yapılır” hükmüne uymamasından kaynaklanmaktadır. Yasaya göre, işyerinin müsait olmaması, ölüm, işin terk edilmesi gibi zaruri sebeplerle veya mükellefin ve vergi sorumlusunun istemesi halinde inceleme dairede yapılabilir. Salt inceleme elemanının isteği üzerine inceleme dairede yapılamaz. Yasa koyucu incelemenin işyerinde yapılması halinde defter ve belgelerin ibraz edilmemesi gibi bir durum öngörmemiştir. İnceleme işyerinde yapılması halinde defter ve belgelerin süreye bağlı olmaksızın ibrazı gerekir. Ancak, bu halde de makul bir süre verilmelidir.

            Yukarıdaki koşulların bulunması halinde inceleme dairede yapılabilecektir. İncelemenin dairede yapılmasına mükellefle birlikte karar verildikten sonra “defter veya vesikaları belli edilen zamanda mazeretsiz olarak getirmeyenler, bunları ibraz etmemiş sayılır”      

            Özetle yasa koyucu, vergi incelemelerinde incelemenin dairede yapılması halinde (Hangi haller olduğu yasada sayılmıştır. Bunun mutlaka tutanağa bağlanması gerekir.) verilen sürede mazeretsiz olarak yerine getirilmemesini "ibraz etmeme" olarak kabul etmiştir. Ancak bu takdirde inceleme elemanına defterlerin ibraz edilmediğinden söz edilebilir.

            Bu konu VUK’nun 139. maddesi hükmü ile mükerrer 355. maddesinde ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Bu hükümler aynı zamanda suç duyurusunda bulunabilmek için işletilmesi gereken prosedüre de açıklık kazandırmaktadır. 

            Diğer bir ifadeyle inceleme elemanı idari mekanizmayı tamamlamadan mükellefin adli mercide yargılanmasını talep edemez. Amaç mükellefe ceza kesmek değil, defterlerin ibrazını sağlamak olduğuna göre ikinci kez artırımlı özel usulsüzlük cezasının kesilmesi üzerine mükellefin defter ve belgelerini yine de ibraz etmemesi halinde,  bu fiil "gizleme" olarak değerlendirilebilecektir. 

              Yukarda açıklamaya çalıştığım yöntem inceleme elemanlarının işini güçleştirmekte ve mükellefe zaman kazandırmaktadır. Bu uygulama "incelemenin etkinliğini zayıflatır" denilse bile yasanın öngördüğü kurallara uymak zorunludur.

            Bu şartlarda sanığın 2006 yılı defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmemesi "gizleme" olarak değerlendirilemez. Ceza mahkemeleri hüküm verebilmek için mükerrer 355. madde hükmünün tam olarak uygulanıp uygulanmadığını aramak durumundadır. Mükerrer 355. madde hükmü, mümkün olduğunca az sayıda dosyanın ceza mahkemelerine gitmesini, ihtilafların öncelikle idari aşamada çözümlenmesini öngörmektedir.

            4 - Sahte Fatura Kullanma Durumunun Olup Olmadığı:

            Sanıkların müdürü olduğu şirketin 2006 yılında sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullandığı tespit edilmiştir. Bu sahte faturalar A……. Tanıtım’dan ………. lira, Y……. İnşaat’tan ……... lira, ………….’dan ……….. lira tutarında (KDV hariç) 2006 yılında kullanıldığı ve bu sahte faturalarda yer alan tutara ilişkin katma değer vergileri ilgili dönem beyannamelerinde indirim konusu yapılarak vergi ZİYAINA da sebebiyet verildiği anlaşılmıştır.

            Sanıklarca Mahkeme'ye sunulan dava dosyasındaki .../.....2012 tarihli dilekçe muhteviyatı AÇIKLAMALAR doğrultusunda sanıkların müdürü olduğu şirket namına vergi mahkemesinde açılan davalarla şirkete isnat olunan vergi cezalarının iptalini istedikleri öne sürülmüştür.

            Bununla birlikte 5811 sayılı Yasa kapsamında şirketin  ., ..., ..., ..., - lira varlık barışından faydalanmış olduğunu, vergi idaresinin 5811 sayılı yasa kapsamından faydalanan vergi mükelleflerine cezalı tarhiyat yapma olanağı bulunmadığını, bu nedenle inceleme elemanından kaçınma sebeplerinin olmadığını savunmuşlardır.

            5 - 5811 sayılı Varlık Barışı Kanunu'ndan yararlanarak bildirimde bulunulan veya beyan edilen değer ve varlıkların, hürriyeti bağlayıcı cezayı önleyip önlemeyeceği:

            Uygulamada, Varlık Barışı Kanunu kapsamında beyan edilen ve vergilendirilmiş değerlerin 1.1.2008 öncesi dönemlere ilişkin olarak bulunan matrah veya vergi farklarında dikkate alınabilmesi için; 5811 sayılı Kanun zamanında yani 28.2.2009'dan önce beyan olunan değerlerde incelemenin 22 Kasım 2008 tarihinde başlamış olması gerekmekteydi.

            5811 sayılı kanunun 5917 sayılı kanunla yapılan süre uzatımından sonra beyan edilen değerlerde ise incelemenin 25 Haziran 2009'dan sonra başlamış olması gerekir.

            Dolayısıyla bu Kanuna göre varlık beyan etmenin, bitmiş veya sürmekte olan incelemeler neticesi oluşan veya oluşacak matrah yahut vergi farklarına etkisi yoktur.

            Vergi Usul Kanunu’nda hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırılan fiiller 359. maddede sayılmıştır. Bu fiiller kısaca, yanıltıcı veya sahte belge düzenlemek veya kullanmak, muhasebe hilesi yapmak, defter ve belgeleri ibrazdan kaçınmak, defter sayfalarını veya belgeleri tahrif etmek veya yok etmek, olmayan şahıslar adına hesaplar açmak gibi fiillerdir.

            Bu fiillerin suç oluşturması, maddede "vergi ziyaı"nın varlığı koşuluna, vergi ziyaı sebebiyle cezalı tarhiyat yapılmış olunması gibi bir koşula bağlanmamıştır. Bu nedenle, bu fiiller neticesinde vergi ziyaı olmasa veya Varlık Barışı Kanunu uyarınca beyan edilen değer veya varlıkların mahsubu neticesinde vergi ziyaı yok sayılsa dahi, maddenin yaptırıma bağladığı fiiller neticesinde suç yine oluşmuş olacaktır. Bu nedenle vergi incelemesinde, varlık beyanı sebebiyle tarhiyat önerilmese dahi, suç duyurusunda bulunulabileceklerdir.

            Bu durumda sahte veya yanıltıcı belge kullananlar hakkında, Varlık Barışı Kanunu'ndan yararlanılması dolayısıyla cezalı vergi tarhiyatı yapılamasa dahi, yine suç duyurusunda bulunulacak ve hürriyeti bağlayıcı ceza yine söz konusu olacaktır.

            Görüldüğü gibi 5811 sayılı Kanun, çok fazla bir hak sağlamamaktadır. Üstelik halen vergi, ceza ve faiz borcu altında olanlara da bir avantaj getirmiyor. İhtilaflı borçlarda ihtilafları da ortadan kaldırmıyor.

            Sanık vekilince lehe karar verilmesi talebini detaylıca bir kez daha inceledim ve dava dosyasında bulunan vergi inceleme raporları ile vergi dairesi kayıtlarında da görülen mükellefin 2006 yılındaki mal ve hizmet alışlarını karşılaştırdım. Bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin mal ve hizmet alımlarına ilişkin bildirim (Ba) formu üzerinden gerekli karşılaştırmaları da yaptım. Dava dosyasına sunulan vergi inceleme raporlarında da tespit edilen,  kullanılan belgeler üzerinde gerekli kontrolleri yaptım.

            Dava konusu olaya bir bütün olarak baktığımızda;

            Gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi belgeler düzenlemek. Defter, kayıt ve belgeleri gizlemek veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlemek veya bu belgeleri kullanmak vergi ceza hukukumuzda vergi suçu olarak değerlendirilmektedir.  

            6 - Vergi ZİYAI Cezalarını Uygulayacak Makam ve Mercilerce Verilecek Kararların Ceza Mahkemesini Bağlamayacağı.

            Ceza mahkemesi kararları, vergi ZİYAI cezalarını uygulayacak makam ve mercilerin işlem ve kararlarına etkili olmadığı gibi, bu makam ve mercilerce verilecek kararlar da ceza mahkemesini bağlamamaktadır. (VUK Md. 367)

            7 - Sanıkların bu faturalarla ve işlemle ilgili olarak "bilip bilemeyeceği" hususunun değerlendirilmesi.

            Adı geçen sanıkların eylemiyle ilgili olarak VERGİ ZİYAI da söz konusu olduğuna göre sayılan diğer suç unsurlarının yanı sıra kastın varlığı kabul edilmesi gerekir. Kaldı ki sahte belge kullanma fiilinin işlenmesi kastın başlı başına bir karinesini teşkil eder. Bu surette maddi menfaat elde edilmesi ve kullanıcılar yönü ile vergi ZİYAINA sebebiyet verilmesi işlenen bu fiillerde kastı ve bilerek işlendiğini ortaya koymaktadır.

Dava dosyası ile birlikte vergi dairesi kayıtları incelendiğinde gerek sahte faturaları kullanan sanıkların müdürü oldukları ……. şirketi, gerekse dava dosyasına yapılan AÇIKLAMALAR ve vergi inceleme raporları muvacehesinde sahte faturaları düzenleyenler vergi ödevlerini yerine getirmediği, adreslerinde bulunamadığı, halihazırda vermeleri gereken bildirim ve beyannamelerini yükümlü bulundukları vergi dairelerine vermedikleri anlaşılmaktadır.  Bu durum adı geçen sanıkların işlediği vergi suçunu (vergi kaçakçılığı) AYRICA KUVVETLENDİRMEKTEDİR.

            8 - 4369 sayılı Kanunla yapılan değişiklik ve Kanunda belirlenen hareketin icrası.

            Kaçakçılık suçlarının sonucu harekete bitişiktir. Bu sebeple, sırf hareket suçu, şekli suç ve tehlike suçu kategorisindedir. Kaçakçılık suçunun neticesi, kamu düzeninin bozulmasıdır. Bu fiiller neticesinde vergi zıyaı da doğabilir. Ancak bu durum zorunlu bir sonuç değildir. Yargıtay'ın da kararlarında bu husus istikrarlı biçimde belirtilmektedir. Yargıtay Onbirinci Ceza Dairesinin 15.06.2005 tarih ve E.2004/9137, K.2005/3387 sayılı kararı; Yargıtay Yedinci Ceza Dairesinin 7/2/2008 E.2005/4041, K.2008/800 sayılı kararı, bu yöndedir.

            Suç teşkil eden neticenin cezalandırılabilmesi için, bunun kişilerin hareketine bağlanması gerekmektedir.

            Dava dosyasında incelenen vergi suçunda, bu suçun neticesi harekete bitişik suçlardan olması sebebiyle, başka bir ilişki aranmaksızın adı geçen sanıkların fiili gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır. Vergi zıyaına yol açan suç fiilleri bakımından illiyet bağı kurulmuş vergi kaçakçılığı fiilleri, hareketi sonuca bitişik olduklarından, illiyet bağı açısından bir özellik arz etmezler. Kanunla yasaklanmış sonuç, yine kanunda tanımlanan hareketten kaynaklanıyorsa illiyet bağı var demektir. Bu konuda genel hükümler geçerlidir.

            9  -  Suçun failleri gerçek kişilerde vergi mükellefleri, tüzel kişilerde bunları idare eden yöneticileri veya varsa temsilcileri, mükelleflerin işlerinin idarelerini usulüne uygun olarak devrettiği kişilerdir.

            10 - Mağdur olan Devlet olduğu için Devlet Davalarının Takibi Usullerine Dair Kanun hükümleri gereğince, davada görevli ve yetkili ........ Muhakemat Müdürlüğü“katılan” olabilmekte ve Avukatları aracılığı ile temsil edilmektedir.

            Kamu hizmetlerinin finansmanı açısından zorunlu bir araç olan vergilere ilişkin çeşitli yükümlülüklerin yerine getirilmemesi ve yasaklara uyulmaması neticesinde ortaya çıkan vergi suçlarının, toplumun temel ve ortak ihtiyaçları için zorunlu kaynakları azalttığı veya bunların azalması tehlikesi yarattığı ve mağdurun her zaman Devlet ve dolayısıyla bütün toplum olduğu kabul edilmektedir. Vergi kaçakçılığı suçu zarar değil, tehlike suçu olduğu için devletin zarara uğraması suçun oluşumu açısından zorunlu değildir. Bununla birlikte dava konusu olayda zarar da meydana gelmiştir, vergi zıyaı cezası da kesilmiştir.

            Genel bir değerlendirme yapacak olursak;

            TCK’deki cezalandırma rejiminde öngörülmüş olan yeni unsurların etkileri dikkate alınarak, vergi cezalarının etkinliğinin korunabilmesi amacıyla yeni düzenlemede vergi cezalarında artış yönünde bir eğilim sergilenmiştir. Buna paralel olarak, hapis cezalarının paraya çevrilmesi ve ertelenmesinin kapsamı daraltılırken; HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASINA olanak tanınmıştır.

            Devletin uğradığı zararın giderilmesi gerekir.

            Suç neticesinde vergi zıyaı ortaya çıkmıştır.“Hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kurumunun uygulanabilmesi açısından Devletin uğradığı zarar olan vergi zıyaı giderilmelidir. Ekonomik suça ekonomik ceza düşüncesine rağmen vergi kaçakçılığı suçunun Devlete karşı işlenmiş olması ve Devletin düzeninde meydana getirdiği zarar nedeniyle hapis cezası ile cezalandırılması düzenleme altına alınmıştır. Bu şekilde vergi kaçakçılığı ile etkin mücadele sağlanacaktır.

            Dava dosyası ve işlenen fiil, tarafımdan bir kez daha etraflıca incelendi.

            Devletin zararının giderilmesi suretiyle TCK ve CMK’deki sanık lehine hükümlerin uygulanmasında fayda vardır.

            SONUÇ:

            Yukarıda arz ve izahına çalıştığım nedenlerle ve DAVA DOSYASINDA MEVCUT BİLGİ ve BELGELER; ilaveten vergi dairesi bilgi işlem(e-VDO) kayıtlarında yaptığım araştırma ve incelemeler sonucu;

1-      Sahte belge kullanmak suretiyle vergi suçu (kaçakçılık suçu) unsurlarının oluştuğu,

2-      Kanunen muhafazası ve vergi incelemesine yetkili olanlarca istendiğinde ibrazı gereken yasanın zorunlu kıldığı defter ve belgeleri incelemeye ibraz etmemek suretiyle vergi suçu (kaçakçılık suçu) unsurlarının tam olmadığı kanaatine vardım.

            Takdir Yüce Mahkemelere aittir. …./12/ 2012                       Ahmet AK - Mali Bilrkişi  

 

(*) Kaynakça: 

Bilici, Nurettin; (2005), Vergi Hukuku, 11. bası, Ankara, Seçkin. 

Çomaklı, Şafak Ertan; (2008), Vergi Hukukunda Fail Kavramı, Ankara, Savaş. 

Ercan, İsmail; (2005), Ceza Hukuku, Ankara, Savaş. 

Gündüz, Remzi; Gültaş, Veysel; (2008), 5237 sayılı TCK ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda Belgelerde ve Faturalarda Sahtecilik Suçları, 2. bası, Ankara, Bilge. 

İçel Kayıhan; Sokullu Akıncı Füsun; Özgenç İzzet; Sözüer, Adem; Mahmutoğlu Fatih Selami; Ünver Yener; (2002), İçel Yaptırım Teorisi, 2. bası, İstanbul, Beta. 

Kırbaş, Sadık; (2008), Vergi Hukuku, 18. bası, İstanbul, Siyasal Kitabevi. 

Öncel, Mualla; Kumrulu, Ahmet; Çağan, Nami; (2008),  Vergi Hukuku, Ankara,  16. bası, Turhan.

Özgenç, İzzet; (2006), Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, 3. bası, Ankara, Adalet Bakanlığı Yayınları. 

Şenyüz, Doğan; (2005), Vergi Ceza Hukuku, 3. bası, Bursa, Ekin. 

Toroslu, Nevzat; (2005), Ceza Hukuku, Ankara, Savaş. 

 

KÖŞŞEKOĞLU, Abdulah, Çat Cumhuriyet Savcısı VERGİ USUL KANUNU'NUN 359/b MADDESİNDE    

DÜZENLENEN VERGİ KAÇAKÇILIĞI SUÇU, Makale, Adalet Bakanlığı Yayınları.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ahmet Bey raporunuzdaki emek ve paylaşımınız için teşekkür ederim. Ülkemizde maalesef bilirkişilik kurumu da yargının karmaşık ağı arasında kendi sistemini üretmiş durumda. 4 bin den fazla SMMM bilirkişinin %10 u ancak aktif dosya alabiliyor. yılda 800 dosya bakanını duydum (hatta gördüm). Ben 30 yaşındayım SMMM bilirkişi olarak, listeye yazıldım ve Asliye ticaret mahkemeleri için rapor yazmaya yeni başladım. Ancak rapor formatı, yazım şekli gibi konularda kaynak çok kısıtlı. Ulusal ortak bir veri tabanı bulunmuyor, zaten raporlarda yorum / görüş (en azından benim denk geldiklerimde) yok gibi, kopyala/yapıştır etliye sütlüye dokunmadan, iddia ve savunmanın detayını yapıp bırakıyorlar. İşte bu nedenden dolayı, bir konudaki yaklaşımınız ve bunu meslektaş/mesleğe ilgi duyanlarla paylaşmanız memmuniyet verici. Bloğunuza şans eseri denk geldim, zamanım el verdiğinde diğer yazılarını da okumaya gayret göstereceğim. Saygılarımla.

Live goodname 
 31.05.2013 14:02
Cevap :
İlginize çok teşekkür ederim. Görüş ve önerilerinize katılıyorum. Umarım daha iyi olacak. Syg, svg, slm... A.AK  31.05.2013 18:56
 

Ahmet Bey Bilir Kişi olarak incelemiş olduğunuz bu karmaşık işten dolayı sizi kutlarım.Kalkınmamız için verginin çok büyük bir yeri var,bu açık.Japon arkadaşım 1970'de tanıştığımızda ülkesini tanıtırken en büyük cezanın vergi ve mal kaçakçılığı olduğunu söylemişti.Bir Devlet için bundan daha sağlam bir dayanak olduğunu ben bulamadım.Bildiğiniz gibi Osmanlı Avrupalı devletlere Kapitülasyonlar ile ikili Tic.Anlaşmaları bahş'ederken(!) vergileri,rüsumları indirirerek iki yüzlülük yapar.Kaçakçılık da alır başını gider.Genç bir Alman gemi tüccarının anılarında da 1574-77 arasında Magosa ile Lübnan çevresinde neler döndüğünü öğrenmiştim.Duyunu Umumiye ise Batı'nın savunması uğruna 1853-56'daki Kırım Savaşı için alınan milyonlarca altının Dolmabahçe Sarayının yapımında kullanılması hovardalığı ise affedilecek gibi değildir.Hesapsızlık,kitapsızlık bu.Azınlıkların adli oyunları,çifte pasaportlar ve çok zengin HristiyanveYahudi kökenli Teba-i Osmani'nin yıkım çalışmaları da biliniyor.Peki bugün?

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 
 25.12.2012 19:17
Cevap :
Sayın YILMAZ; katkınız için yine teşekkür ederim. Hadisenin sosyolojik boyutu gözünüzden kaçmamış, tebrik ederim. Maalesef gerçek bu yönde tecelli etmektedir ve sahte belge kullanımı, haksız vergi düzenlemeleri, çarpık ve yetersiz vergi idaresi yapısı sonucu asıl vergi ödemesi gereken mutlu bir azınlık ile onunla karşılıklı işbirliği içinde olan KÜRESEL SERMAYE; Gelir ya da Kurumlar vergisi ödemediğinden bugün vergi yükünün tamamı, orta ve dar gelirli vatandaşı dolaylı vergiler (ÖTV, KDV) vasıtasıyla "elim bir ızdıraba duçar" etmektedir. 2005 yılında ihdas olunan Gelir İdaresi Başkanlığı (5345 sayılı Yasa) 7 yıl geçmesine rağmen Maliyedeki kast sistemince neden hâlâ uygulanmamaktadır? Maliyedeki bu bürokratik oligarşinin dayatması kimin ve hangi menfaat birliklerinin işine yaramaktadır? Asıl sorulması gereken ve mutlaka yanıtlanması gereken soru budur. Saygılarımla. A.AK   25.12.2012 23:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 178
Toplam yorum
: 119
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 379
Kayıt tarihi
: 19.11.12
 
 

Evli, 2 evlat babası, 1965'te doğdu, inançlı, müziksever, insansever, yurtsever, iyi yüzer, ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster