Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Temmuz '19

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
49
 

Demokrasi Mezarı İngiltere (2)

Toplumun sosyal refahı: Maddi kaynakların çokluğuna değil, halkın yüksek bilincine bağlıdır. Bu sebeple Monarşi veya Cumhuriyet, sosyal refaha ulaşmada etken değildir.

Sorgulanması gereken: Sosyal refah düzeyleri yüksek, örneğin; İsveç, Norveç, Finlandiya, Belçika, Danimarka, Hollanda, İspanya, İngiltere, Kanada ve Japonya gibi ülkelerdeki Parlamenter Monarşi yönetimleri, toplumun refah seviyesini yükseltmede hangi noktada ve hangi derecede etken olabildiğidir.

Konu ile ilgili Fransa Merkezli “euronews.com” kanalından yaptığımız kısa bir alıntıyı aktardıktan sonra geçen bölüme kaldığımız yerden devam edeceğiz.

...

Demokrasinin beşiği olarak kabul edilen Avrupa, köklü bir monarşi tarihine sahip. Dünyadaki 29 monarşiden 10’u Avrupa’da yer alıyor. Tarihteki güçlerini kaybeden krallar ve kraliçeler günümüzde sadece sembolik bir misyon ifa ediyor. Hollanda Krallığı’nda 75 yaşındaki Kraliçe Beatrix, 1983’te çıktığı tahtı 46 yaşındaki oğlu Willem-Alexander’a bıraktı. Ülkede her yıl Kraliçe Günü, yapılan etkinliklerle kutlanıyor.

1952 yılından bu yana Britanya’da tahta oturan 87 yaşındaki Kraliçe 2. Elizabeth’in varisi olarak 64 yaşındaki oğlu Prens Charles bulunuyor. İngiltere tahtının ikinci varisi Prens William ve Kate Middleton, 2011 yılında Londra’da düzenlenen görkemli bir törenle evlendi. Tüm dünyanın yakından izlediği tören, ülkedeki geleneklerin gücünü bir kez daha göstermiş oldu.

...Monarşi geleneğinin sürdüğü yerlerden İskandinavya’da İsveç Kralı 16’ncı Carl Gustav, 1973 yılından bu yana aynı koltuğa oturuyor... Avrupa’nın en uzun süredir monarşiyle yönetilen ülkesi Danimarka’da tahtın sahibi Kraliçe 2. Margrethe. 73 yaşındaki kraliçe 1972 yılında bu göreve geldi. Ülkede yapılan anketler halkın yüzde 70’inden fazlasının monarşiden memnun olduğunu ortaya koyuyor...” (1)

İlk bölümde İngilizlerin monarşi ile ilgili memnuniyetlerinin sebeplerini sıralarken; Kraliçeyi görmek için ülkelerine gelen turistlerden elde edilen gelir ile, Kral-Kraliçelerinin kişisel masraflarının (devlete yük getirmeden) kendi gelirlerinden karşıladıklarını öne çıkardıkları ifade edilmişti.

Bunlarla birlikte, Parlamenter Monarşi yönetimlerinin arka plandaki yararlarına, Örneğin: Ülkenin ekonomik kalkınması-sürdürülmesi için gerekli olan istikrarın korunması; asırların getirdiği devlet yönetim deneyimlerinin (Hanedanlıkların şahsında) uluslararası ilişkilerde değerlendirilmesidir.

Bu noktada bizlerle ilgili bir husus da değerlendirilmelidir. Ülkemiz, son 15 yıl hariç  yakın geçmişte yaşadığı hükümet krizleri, koalisyonlar nedeniyle büyük ekonomik kayıplar yaşamıştır. Konuya meraklı olanları bilecektir, Parlamenter Monarşilerde bu sorunlar çok yaşanmamaktadır.

...

Geçen bölümden kaldığımız yerden devamla:

İngiltere’nin çok uzun monarşi geçmişinin yanında, 11 yıllık cumhuriyet deneyimi vardır. Bunun nedenleri aşağıda aktarılmaktadır.

Genel kanaate göre “İngilizlerin Anayasası yoktur.” Ancak, bu çok da doğru değildir.

İngilizler, yaşadıkları tüm siyasi olaylardan birer ders çıkarmış ve bunlardan: Yasalar, mahkeme kararları, (uzmanların yaptıkları) yorumlar ve ilkeler hazırlamışlardır. Bunlarla birlikte ilgili örf ve adetlerin bütününe “İngiliz Anayasası” demek yanlış olmayacaktır.

Ve yaklaşık son bin yılda İngilizlerin yaşadıkları siyasi olaylar :

-Yıl, 1215 : Soylular ve İngiliz Kralı arasında, kralın yetkileri nedeniyle sorunlar çıkar, savaş sonunda kralın yetkileri kısıtlanır. İmzalanan belgenin orijinal adı, Magna Carta’dır. Kral bu belgeyi imzalamakla: -Toprak sahibi soyluların onayı olmadıkça yeni vergiler salmamayı taahhüt etmektedir.

-Yıl, 1295: İngiliz Meclisi’nin hak ve yetkileri 13.yüzyılın sonlarına gelindiğinde adamakıllı artmıştı. 1295’te Kral I. Edward’ın düzenlediği toplantıda parlamentoya katılanlar arasında baronların yanı sıra, şövalyeleri, din adamlarını ve bir anlamda burjuvaziyi görmemiz de mümkündü. Zaten bu meclise “Örnek Parlamento” adı verilmişti.

-Yıl, 1381: Bu dönemde Köylü Ayaklanmaları yaşanmıştır. Bu ayaklanma İngiliz Feodalizminin sonu olmuş ve topraksız köylülerin kentlere doğu olan göçlerini de çok önemli ölçüde hızlandırmıştır.

-Yıl, 1485: Tahta çıkan Tudor (VII Henry) hanedanı döneminde İngiltere hızlı bir kapitalistleşme dönemine girdi. Bu dönemde İngiltere’nin dışa açılması önemli ölçüde tekstille olduğu için, devlet koyunculuğu desteklemeye başlamıştı. Bu dönemdeki bir başka önemli gelişme İngiltere’nin Katolik kilisesinden, yani Papalıktan kopmasıdır.

-Yıl, 1536: Impeachment yasası çıkarıldı (Engelleme). Böylece kralın danışmanları yapmış oldukları siyasi eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmaya başlanmıştır.

-Yıl, 1628: Parlamento 1628 yılında çıkardığı “Haklar Bildirisi” ile parlamento kararı olmaksızın vergilendirmenin ve yasadışı tutuklamaların olamayacağını ilan etmiş, bunu Krala onaylatmışsa da, I. Charles’in yasadışı davranışlarını engellemek mümkün olamıyordu. Zaten I. Charles haklar bildirisini, “Petition of Rights”, onayladıktan çok kısa bir süre sonra parlamentoyu kapatarak kendi başkanlığında bir hükümet oluşturacak ve Anglikan kilisesinin de desteğiyle on bir yıl sürecek olan bir baskı rejimi uygulayacaktır.

-Yıl, 1640: Bu baskı döneminde İngiltere’nin özellikle parasal sorunlarına çözüm bulma konusunda yetersiz kalan Kral, 1640 ilkbaharında parlamentoyu yeniden toplamak zorunda kaldı. Fakat toplanan bu parlamentonun istediği vergi yasalarını çıkarma konusundaki olumsuz tutumu üzerine bu parlamentoyu dağıttı. Üç hafta kadar açık kalan bu parlamentoya "Kısa Parlamento" adı verilir. Aynı yılın kasım ayında parlamentoyu yeniden toplamak zorunda kalan I. Charles ve hükümeti, bu kez daha uzlaşmacı bir tutum içine girdiler. Ve 3 Kasım 1640’ta açılan bu parlamento, 8 yıl sürdüğü için “uzun parlamento” olarak adlandırılır. Ve bu sekiz yılın ilk 6-7 ayı sırasındaki gelişmelerin toplamı İngiliz Devrimi’ni oluşturur.

-Yıl, 1646: Cromwell, ismini ilk kez “uzun parlamento”da duyurmuştu. İç savaş başlayınca Doğu kontluklarının savunulması görevini üstlendi... Cromwell’in “ironsides-demir saflar” ismi verilen kıtaları bu saldırıları engellediği gibi, yıldızı gitgide parlayan Cromwell’in komutası altında kralcı kıtaları püskürtmeye başladı. 1646 Naseby Savaşı’nı Parlamento ve Cromwell kazanmıştı.

Yıl, 1649: İç savaşın başlaması ordunun ve Cromwell’in durumunu güçlendirdi. Kralcılara karşı savaşı gene kazanan parlamento, bu kez yakaladığı I. Charles’i yargılayarak 30 Ocak 1649’da boynunu vurdurdu. Ve bunun ardından İngiltere “özgür bir Cumhuriyet” olarak ilan edildi. Ancak bu, salt lafta kalan bir cumhuriyet olacak ve asıl güç Cromwell’in ellerinde toplanacaktır. Bu gelişmeler Oliver Cromwell’i “İngiltere’nin efendisi, orduyu da en güçlü siyasi kurum” yaptı. Cromwell’in dikta yönetimi, öldüğü 1658 yılına dek sürdü.

Yıl, 1660: II. Charles yeniden İngiliz tahtına çıktı. Bunu engelleyebilecek tek güç olan ordu, kendi iç karışıklıklarıyla uğraşmakta olduğundan, herhangi bir biçimde müdahale edememişti.  Stuartlar yeniden tahta çıkınca, Cromwell’in adamlarını yönetimden temizlemekle birlikte, parlamentoya karşı çok saygılı davrandılar. Zaten İngiliz demokrasisinin sarsılması çok güç olan temelleri de bu arada atıldı.

Yıl, 1679: “Habeas Corpus Act” çıkartıldı. Bireysel hak ve özgürlüklerin güvencesi olan bu yasa, yargı gücüyle, yürütme arasındaki dengeyi kuruyor ve tüm İngiliz vatandaşlarının yargıç kararı olmadan tutuklanmalarını ve uzun süre gözaltında tutulmalarını yasaklıyordu... İlk Siyasi Partiler, 1679’da Whigs (Liberaller) ve Troy (Muhafazakarlar) Bundan sonra Avam Kamarası ikiye bölünmüş olacaktır.

-Yıl, 1689: Bu yıl çıkartılacak olan “Bill of Rights” ile de siyasal sistem içinde, parlamentonun ağırlıklı yeri belirleniyor ve Kral tarafından onaylanıyordu. Bu ilkeler, bağımsız bir yasama gücünün isteyebileceği ve bekleyebileceği tüm noktaları ve ayrıntıları kapsamaktadır. Zaten bu temeller ve bu denge üzerine oturmuş olan İngiliz demokrasisi günümüze dek, ciddi sayılabilecek hiçbir buhran ve zorlama girişimi olmaksızın yaşamını sürdürebilmiştir.

-Kralların Etkinliği Azalıyor : İlk kabine 1679 seçimlerinden sonra Whigs’lerin Kont Shafterbury etrafında toplanması ile oluşacaktır. Bundan böyle kabine, Avam Kamarası önünde sorumlu tutulacaktır. Krallar toplantılara başkanlık etmemişler ve bu kralların siyasi etkilerinin azalmasına yol açmıştır. Sonuç olarak önceden kabul edilmiş bir doktrin olmadan, pragmatik bir davranış ile parlamenter rejim ortaya çıkmış olur.

Parlamenter Rejimin Demokratikleşme Süreci

Sistem, liberal olmakla birlikte oy veren seçmenler önceleri dar çerçeveyi yansıtıyordu. Önce dar çerçeve (Sınıf farklarına dayalı, zenginlik, fakirlik) hâkimdi. Bundan sonra sanayi devrimi etkili oldu.

Kentleşme İngiltere’nin demografik ve ekonomik dengesini alt üst etti. Bu demokratikleşme süreci bir tarafta genel oy, diğer tarafta siyasi partileri şekillendirmiştir.

Sorun, halkın seçim mekanizmasıyla geçerli ve tam bir şekilde temsil edilebilmesinin sağlanmasıdır. Bugün İngiliz demokrasisi genel oy-serbest seçim ilkesi üzerine kurulmuştur.

Reform Süreçleri:

-1832 Lord Grey tarafından ilk reform yapılıyor. Seçmen sayısı 1 milyon. Çok vergiveren oy verebiliyor.

-1867 (II. Dalga) Disraeli’nin seçim reformuyla bu defa vergilerin indirilmesiyle, seçmen sayısında artış gözleniyor.

-1872 Liberal Gladstone tarafından yapılan reform. İlk defa gizli oy verme yöntemi getirildi.

 -1883 Gladstone; daha önce sadece kentlilerin oy vermesini düzenleyen yasaya köylülerin de oy verebileceğini ekliyor.

-1918 Represantation of People Act yasası ile kadınlara 30 yaş, erkeklere 21 yaş genel oy hakkı tanınıyor.

-1928’de son nokta koyuluyor. Kadın-erkek oy verme yaşı 21’e çekiliyor.

Siyasi Sorumluğu Olmayan Kral veya Kraliçeler

19.yy sonuna kadar Muhafazakârlar (Troy) ile Liberaller (Whigs) bulunurken, 20.yy’da Troy (Muhafazakârlar) ve Labor (İşçi Partisi) bulunmaktadır.

2.Dünya Savaşından sonra çift parti sistemi sağlam bir yapı üstüne oturtulmuştur. Hükümet ve kabine eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. İngiltere’de kabine hükümeti söz konusu olmaktadır. Klasik parlamenter rejimde yürütme organının iki başı vardır:

-Siyasi sorumluluğu olmayan, temsili işlevini sembolik yürüten devlet şefi karşılığındaki Kral veya Kraliçe

-Seçilmiş meclis önünde siyasi sorumluluğu olan yetkileri fiilen elinde toplayan hükümet veya kabine hükümeti

-Sonuç: İngiltere Kişilere Değil Kurallara Bağlıdır...” (2)

 

Yukarıda yazılanların satır aralarından anlaşılan “Demokrasinin Beşiği!”  İngiltere’de demokrasi bir aldatmacadır?

Peki, neden?

Yukarıda sıralanan olaylar (savaşlar) büyük toprak sahipleri, tüccarlar, kilise ile Kral arasında geçmekte, tavizi alan taraf ülkede güç sahipleri olmaktadır. Halk, kraldan alınan tavizlerden bir yarar görmemektedir. Hatta çok yakın tarihe kadar halkın İngiltere’de seçme-seçilme hakkı dahi yoktur.

Peki, gerçekte demokrasi, Parlamenter Monarşi’de demokrasi yok da, Cumhuriyet yönetimlerinde var mıdır?

Bu yönetimlerde de güç sahipleri, herhangi bir siyasal partiyi (örneğin ABD) iktidara taşıdığına göre şimdilik düşünülen manada “demokrasi” sade vatandaş için sadece bir ham hayaldir.

Çıplak gerçek: Dünyanın her tarafında iktidarları belirleyenler: Küresel Şirketler, Medya İmparatorları ve Bankerlerdir. Halkın ne yazık ki bunlar gibi iktidarlar ile pazarlık yapacak (yasa çıkartacak) bir gücü bulunmamaktadır.

 

www.canmehmet.com

 

Kaynaklar:

(1) https://tr.euronews.com/2013/04/30/avrupa-nin-monarsi-haritasi

(2) Daha fazlası için bakınız: https://onedio.com/haber/bir-ingiliz-e-aslinda-sizi-krallik-yonetiyor-dediginizde-alacaginiz-19-yanit-446560

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1055
Toplam yorum
: 2673
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1718
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster