Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Şubat '10

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
4587
 

Neden doçent olamadım...

Neden doçent olamadım...
 

Fazla takmadım ama, doçent olsaydım fena olmazdı hani!


Bloğumun başlığına bakarak, "Olamadıysan olamadın kardeşim; bundan bize ne" diyebilirsiniz...

Haklısınız, benim doçent olup olmamam sizi neden ilgilendirsin ki? Ama ben bu bloğumu kendimden söz etmek için yazmadım. Esas amacım, akademik kariyer yapmak isteyen genç arkadaşlarıma yabancı bir dil bilmenin ne kadar önemli olduğunu vurgulamak ve yabancı dilin akademik kariyer yapmak isteyenlerin önüne bir engel olarak çıkarılmamasının gerektiğini anlatmaktır...Ben ve Doçent Dr. Tamer Yıldırım yalnızca bire konu mankeniyiz o kadar...

DOÇENT OLAMADIM...ÇÜNKÜ İNGİLİZCEYE TAKILDIM...

Docent Dr. Tamer Yıldırım, şu anda yurtdışında yaşamaktadır. Doçentlik sınavına da yurtdışında girmiştir. 130'un üstünde İngilizce yayını bulunmaktadır. Çankaya'dan da "özel ödül" almıştır.

Kendisine soruyorlar :

-Türkiye'ye neden dönmüyorsun?

- Dönmek isterim ama, Türkiye'deki üniversitelerde "kadro sorunu" var...Bir de burada İngilizce'den sınava mı gireceğim? (Sabah Gazatesi, 26 Ararlık 2009, s.29)

Okuduğum bu haber, uzun süredir unuttuğum bir derdimi hatırlattı bana...

Kısaca anlatayım ki, yaşadığımız Türkiye'de, özellikle eğitim alanında, yabancı bir dil bilmenin ne kadar öneml olduğunu ve bazan da, bir insanın geleceğinin önüne nasıl bir set çektiğini herkes bilsin...Özellikle de akademik kariyer yapmak isteyen üniversite öğrencileri...

Doktora eğitimine başlarken girdiğimiz sınavlar arasında "İngilizce" de vardı ve ben bu sınavı kazandım...Doktora eğitimine başladım..."Tez süresi " dahil, bu eğitimim dört yıl sürdü...Sonra iki-üç yıl İstanbul Üniversitesi'ne bağlı bir yüksekokulda öğretim elemanı olarak çalıştım...Burası beni kesmedi...Sonra bir kamu kurumunda görev aldım...

Bu görevim sırasında, bazı dergi ve günlük gazetelere yazı ve makaleler yazdım...Bu arada doktora tezimi kitaplaştırarak yayımladım...Kitabım, Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu tarafından "okullara tavsiye edilen 100 kitap arasına sokuldu"...Sonra bir kitap daha yazdım; bu kitabım da, ilki gibi MEB'lığı tarafından "tavsiye edilen kitaplar arasına girdi"...

Aynı zamanda, gazete ve dergilere yazı ve makale yazmaya devam ediyordum...Ayrıca, çalıştığım kurumda iki kitap daha yazdım ve bu kitaplarım özel bir dağıtım listesi ile, çalıştığım kurumun ast ve üst kademelerine gönderildi...Doçent olanlar bilirler; bu çalışmalarım "doçentlik" için bilimsel altyapı niteliğindedir...Ve benim yayınlarım, doçentlik için aranan bilimsel yayınların çok daha fazlasıdır...

Şimdi geldik, "zurnanın zırt dediği yere"...Doçent olmak için bunlar yetmiyordu; bir de girmemiz ve kazanmamız gereken "yabancı dil sınavı" vardı...Biraz da bunun için çalışmam gerekiyordu...Doktora eğitimine başlarken bu sınavı kazanmıştım ama, bu yeterli görülmüyordu...

İngilizce bilgilerimi tazelemek için, önce küçükten başladım...İngilizce küçük hikaye kitapları tercüme ettim; hani şu bildiğiniz küçük "Ali kitapları" vardır ya işte onlardan...Sonra biraz daha ileri gittim ortaokullar için biraz dah kapsamlı olan "soru-cevaplı" İngilizce hikaye kitabı tercüme ettim...Daha sonra da, ortaokullar için bir İngilizce "Gramer Kitabı" yazdım....

Artık kıvama geldiğimi hissedince, Doçentlik için "İngilizce sınavı"na girdim...Sınav sorularını görünce, " Yuh olsun be!" dedim, kendi kendime...Meğerse ben hiç İngilizce bilmiyormuşum...

Bu benim ilk ve son sınavım oldu...Bir daha sınava girmedim...Doçentlik hikayemi de böylece sona erdi...İngilizce bilgimin yetersizliği, bilimsel kariyerimin "doktor"luktan öteye geçmesine izin vermedi...

Bugün, Türkiye'deki bütün bilimadamlarını, kitap yazarlarını, gazetelerin köşe yazarlarını, televizyonların haber spikerlerini, şairleri, öğretmenleri ve hatta Türkçe ve Edebiyat öğretmenlerini "Türkçe dilbilgisi" ve "Yazım kuralları" ve de "noktalama işaretleri" konusunda sınava soksunlar ve sonuca bir baksınlar...Görsünler bakalım, bu sınavı kaç kişi geçer...

İşte benim girdiğim İngilizce soruları da bana böyle geldi...İngilizceyi yazarım, okurum, tercüme ederim ama bu sorular bana o kadar zor geldi ki, sanki İngilizce gramer sınavına girmiş gibi sandım kendimi...Bloğuma konu olan doçent arkadaşımız "acaba" diyorum içimden, Türkiye'ye gelse ve böyle bir sınava girse kazanır mı?

Akademik kariyer yapmak isteyen arkadaşlarıma tavsiyem; "yabancı dil" konusuna ağrlık vermeleri ve yabancı dilin önlerini tıkamasına izin vermemeleridir...Bunun yanında, devlet ilgililerinin de bu konuda biraz daha esnek davranması gerekir diye düşünüyorum...

Bir yabancı dil bilmenin ne denli önemli olduğunun en güzel örneğini Başbakanımız Tayyip Erdoğan vermiştir...Biliyorsunuz, bir "one minüte" dedi bütün Ortadoğu ayağa kalktı, dünya medyasına manşet oldu...:))

cdenizkent

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hayret içinde okudum gerçekten...

Kerim Korkut 
 30.04.2017 20:01
Cevap :
Merhaba Kerim Bey...Bir gazetede ve bir dergide yayınlanan iki makale yazanlar, İngilizce bildikleri için şimdi birçoğu "doçent" ya da "profesör"...Ben, 4-5 büyük gazetede makaleler yazmama, birkaç bilimsel kitap yazmama ve bunlardan ötürü, Türkiye'in en büyük devlet kurumlarından biri tarafından, "bir bilim kurulu"nun "onur üyeliğine" seçilmeme rağmen(Fethullahçılar tarafından iptal edilmediyse) rağmen, "I'm going to bed" diyemediğim için "doçent" olamadım...Kara mizah!...Teşekkürler ve selamlar.  01.05.2017 12:30
 

Sayın Denizkent vay be, denilecek bir sorun da yaşamışsınız. İktidarların çarpıklı saymakla biter mi?Benzeri durumu özellikle Fransızca yüzünde Doç. Dr. olarak kalmaya mahkum iki akradaşımda gördüm. Burası mütemleke mi ki ol kişiler yabancı dil baraji gibi bir engel ile sınanmaktadırlar?Bence rezalet!Kişi eğer yurt dışına gidiyor ise orada en geç iki yıl içerisinde o dili öğrenmiyor mu? Bence Türkiye'nin bilim adamı yetiştirmek konusundaki yanılgılarını anlatmak için nice örnek olayları da içerecek olan ciltler dolusu bir yayında bulunmak gerek, düş de olsa!Prof. Dr. Mithat Enç'in Üstün Beyin Göçü adlı eserini okuyunca ve benim de Yük. L. sahibi olarak neden Dr. olamayışımı da bildiğimden iktidarların kime hizmet etmek için kurgulandıklarını az çok anlamış gibiyim.Bu yazınızdaki tespitleriniz ve yorumlarınız umarım kendinden menkul kimi makam sahipleri ile sözüm ona yanlış bir biçimde (NGO) yerine STK'larının yetkililerine de yol gösterici olur.Eğer anlayabilirlerse değil mi?Batmışız!

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 
 25.07.2013 20:49
Cevap :
Merhaba...Bu eski bloğumu da nereden buldunuz? şaşırdım. Ne zaman yazdığımı da unuttum. Herhalde 4 yıl falan olmuştur...Aslında O sınava girdiğimde İngilizcem fena değildi...Hatta sanırım liseler -ya da ortaokullar için gramer kitabı yazmış, tercümeler yapmış ve ilkokullar için de doğrudan İngilizce masal kitapları da yazmıştım...Ama girdiğim o sınav çok berbattı...O sınava, iyi konuşan bir İngiliz vatandaşı bile girse kazanamazdı sanırım...Ben de boş verdim. Ona harcayacağım zamanı kitap yazmaya verdim...O bir tepki yazısıydı...Geçmişte kaldı. Bu arada o sınava 15-16 yıl önce girdiğimi belirteyim de bazılarının hakkını yemiş olmayayım....İlginize teşekkür ederim. Selamalar.  26.07.2013 16:08
 

bi İngiliz kızı? Yabancı dil yerinde öğrenilir. Hem öğrenci, hem koca, hem baba... Bu sınavlardan geçtikten sonra diğerinden hayli hayli geçerdiniz. Ya da çocuğunuz hazır olurdu sınavlara. (Paylaşım için teşekkürler.)

Yüksel ÖNAÇAN 
 13.02.2010 13:59
Cevap :
Merhaba...Bulsaydım bile, ondan öğreneceğim İngilizce de girdiğim sınavı kazanmama için yeterli olmazdı sanırım...İlginize teşekkür ederim. Selamlar.  13.02.2010 17:05
 

Zaman yine 1990'ların başı. İTÜ'de bir öğrenci. Bilgisayar virüsleri konusunda uzmanlaşan bu öğrenci kendi bölümünün bilgisayar odasında çalışma imkanı bulamıyor. Kısıtlı imkanlar, doktora ve yüksek lisans öğrencilerinin ihtiyacına zor yetiyor. Öğrenci kendi bölümü olmadığı halde Elektronik Fakültesinin bilgisayar sistemlerine dadanıyor. Hem hocalar, hem de öğrenciler öğrencinin bilgilerinden yararlanıyor. O dönemde bilgisayar virüsleri ile ilgilenen hiçbir akademik birim yok. Elektronik fakültesi hocaları birkaç doktora öğrencisini bu öğrenci ile daha yakın olabilmeleri için bilgisayar laboratuarı haricinde bir oda icad ediyorlar. Burası bilgisayar kulubu olarak şekilleniyor. O doktora öğrencileri ile birlikte ilginç projeler yapılıyor. Makinelerin temel programlama dili olan Assembler ilk kez bu kadar sevilir hale geliyor. Bu öğrenci Türkiye tarihinin ilk anti virüs yazılımlarının da üreticisi. Yıllar geçiyor, kripto, şifre konusunda Türkiye hala 20 yıl önceki o seviyede deği!.

Murat SEVGİ 
 10.02.2010 3:13
Cevap :
Merhebe...Bir durm da şu; Türkiye, normalin üstünde ya da bilinenlerin üstünde bir yetenek karşısında ne yapacağını bilmiyor...O kişileri geliştirecekleri ya da onlardan yararlanacakları yerde onları köreltiyor...Hatırlarsınız bir zamanlar "zakkumcu doktor" vardı.Zakkum bitkisinde kansere karşı bir ilaç keşfetmişti..Başta profesörler olmak üzere adama bir yüklendiler adam soluğu Amerika'da aldı...Sanıyorum bulduğu ilaç orada yardımci bir tedavi aracı olarak patent aldı...Bizim ülkemizde, bir kişi de kok kömüründen petrol elde etti, adamın soluğunu kestiler...İşte böyle. Katkınız için teşekkür ederim. Selamlar.  10.02.2010 9:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 917
Toplam yorum
: 2414
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1371
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster