Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '15

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
312
 

Öykünün çığlıkları

Öykünün çığlıkları
 

Özgürlükle barışa, barışla özgürlüğe.


Yaşamınızdaki acılar arttığında ne yaparsınız?
 
Acıyı anlamaya, tanımlamaya mı çalışırsınız? Acının nedenlerini mi araştırırsınız? "Altında ezilmeyeceğim, yeneceğim" deyip çözümü kendiniz mi ararsınız? Dostlarınızla paylaşıp yardım mı alırsınız? Başınıza dert olan konunun en iyi uzmanını bulup ona mı güvenirsiniz?
 
Yaşamınızda korkunç bir acı belirip geçmediğinde ne yaparsınız?
 
....
 
Dünya yaralı.
 
Yeni değil bu durum. Geçen yüzyıl da iki büyük sıcak savaşla, bir uzun soğuk savaşla, bitmeyen bölgesel çatışmalarla delik deşik olmuştu.
 
2014, Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasının yüzüncü yılıydı. Konuyla ilgili epey yeni yayın çıktı. Roman Kahramanları dergisinin Ekim/Aralık 2014 sayısında da bu konuda özel bir bölüm yer aldı. Editör İbrahim Dizman sunuş yazısında "dünya tarihinin o zamana değin gördüğü en kanlı, en acımasız bir savaşlar toplamı" olarak nitelediği bu savaş için şöyle yazmış:
 
"Dünyamızı kasıp kavuran düşmanlıklar, emperyalizmin milliyetçilikle iç içe geçtiği bir savaşın ortamını oluşturmakta gecikmedi. Daha sonra, çoğu yerde faşizme evrilecek olan milliyetçilik, halkların masumiyetine indirilen en ağır darbe oldu. Birinci Dünya Savaşı, birçok ülkenin ve halkın yazgısını da ne yazık ki kanla yeniden yazdı."
 
Hazırlanan dosyada savaşı işleyen romanlara, bu romanların kahramanlarına, insanların yaşadığı bu en büyük dramın romanlardaki yansımalarına yer verilmiş.
 
Mehmet Emin Özcan'ın editörlüğünü yaptığı dosya, editörün Fransız romancı Sebastien Japrisot'un "Nişanlıların Uzun Süren Bir Pazar Günü" adlı romanını incelediği "Savaş: Uzun Süren Bir Pazar" yazısıyla başlıyor. Romanı Fransız yönetmen Jean-Pierre Jeunet senaryolaştırarak 2004'te beyaz perdeye aktarmış, film aynı yıl Türkiye'de de "Kayıp Nişanlı" adıyla gösterime girmiş.
 
Dosyada daha sonra:
 
Ayten Er'in "Bir 1. Dünya Savaşı Destanı: Jean Giono'dan Büyük Sürü",
 
M. Osman Toklu'nun Erich Maria Remarque'ın "Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok" romanıyla ilgili "Savaşa Karşı Bir Savaş Romanı-Kendi Anlatısının Kahramanı Lawrence",
 
Bülent Ayyıldız'ın "1. Dünya Savaşı Dönemi İtalyan Edebiyatı'nın Güneyli Yazarı Emilio Lussu ve 'Un anno sull' Altipiano' Adlı Eseri",
 
Çağrı Eroğlu'nun Fransız yazar Alice Ferney'in başkişisi bir köpek olan 2003 tarihli "Savaşta" romanını konu alan "Prensin Yolculuğu",
 
Ahmet Özkan'ın Jean Giraudoux'nun "Savaş Güncesi" başlıklı kitabı için "Büyük Savaş'ın Canlı Tanığı Hümanist Bir Entelektüel: Jean Giraudoux",
 
Devrim Kılıçer'in Amerikan edebiyatındaki etkilere değindiği "1. Dünya Savaşı'na Suyun Öte Tarafından Bakmak: Büyük Koğuş",
 
Seda Pekşen'in Pat Barker'ın "Toby'nin Odası" kitabını konu aldığı "Geride Kalanlar",
 
Sadık Hacı'nın "Emilian Stanev'in Şeftali Hırsızı Romanı",
 
Sabire Arık'ın Stefan Zeromski'nin kitabını incelediği "Ülkesi Gibi Yönünü Bulmaya Çalışan Roman Kahramanı - Cezary Baryka" ve
 
Nuray Akdemir'in Takici Koyabashi'nin kitabını konu aldığı "Yengeç Gemisi"
 
başlıklı yazıları yer almış.
 
Ayten Er, savaşın gerçekliğiyle ilgili alıntılar yapmış:
 
"Savaş aleyhine konuştuğumda, dumanı tüten dehşetler hemen dudaklarımın ucuna geliyordu. Ölülerin kokusunu duyumsuyordum. Deşilmiş karınları gösteriyordum. Konuştuğum odayı, gözleri kuşlar tarafından oyulmuş çamurlu fantomlarla dolduruyordum. Kokan dostlarım, benimkiler ve beni dinleyenlerinkiler gözümün önüne geliyordu. Yaralılar dizlerimin dibinde ölüyorlardı."
 
"Askerler, sürü sürü toplar, yolların ortasında koyunlar gibi giderler. Muşambalı adamlar, koyunlar gibi toplanmış adamlar."
 
" 'Mezbahaya!" diyor Lapoule..."
 
"Kal burda, yanımda kal, artık gitme. Elimi tut bırakma elimi. Kal burda, yapayalnız korkuyorum. (...) Ölüyorum! Ne yaptım ki, günahım ne ki yapayalnız ölüyorum? Hayvanlar gibi. Yapayalnız.. Yerde (...)"
 
Giono'nun kişileştirme sanatını kullanarak bu ilk endüstriyel savaşın insanı ve doğayı nasıl yok ettiğini daha bir görünür kıldığını, doğanın da insan gibi savaşta acı çektiğini, mitralyözlerin demir tırnaklarıyla böğrünü parçaladığını, toprağın inlediğini gösterdiğini söylemiş.
 
"Sisin ötesinde, arabaların altında toprak durmamacasına boğuk boğuk inliyor, dalgalı denizler gibi uğulduyordu. (...) Derenin öte yanında iliklerine dek parçalanmış memleket, dümdüz uzanıyordu. (...) İnsansız ve ağaçsız. Top mermileri tarlaları oyuyordu."
 
"Ölüler kımıldıyorlardı. Kokmuş etlerin serinliğinde sinirler geriliyor ve şafağın içinde ağır ağır bir kol kalkıyordu. (...) Dünya etle, kanla fazla şişmanlamıştı."
 
Roman boyunca üzerinde ısrarla durulan görme, koklama ve işitme duyularının okuru savaşın içine çektiğini, insan mezbahası betimlemesiyle insanların nasıl değersizleştirilip nesnelere dönüştürüldüğüne vurgu yapıldığını belirtmiş.
 
Çağrı Eroğlu, köpek Prens'le ilgili bir alıntı yapmış:
 
"Yılmayan bir yürekle hiçbir şey imkansız değildir; köpek Prens, tüm duyuları uyarılmış olarak, içindeki sevginin sesini dinliyordu." (1) 
 
Geçen yüzyıl savaşlarıyla ilgili yazılar, araştırmalar, romanlar tüm dünyada herkesçe okunsa; 21. yüzyılın savaşları bu kadar kolay sürdürülebilir mi?
 
İnsanların içinde sevgi var mıdır? Kalmış mıdır? Savaşa giden yolları açanlar içlerindeki sevginin sesini dinlemeyi öğrenebilirler mi?
 
....
 
Şimdi dördüncü bir büyük savaş dönemine girdiğimiz söyleniyor. Tan Oral önce ilk üçünü tanımlamış, sonra dördüncüsüyle ilgili düşüncelerini yazmış:
 
"Büyük savaşların adı hep başladıktan sonra konulmuştur, bazen de sona erince. Yine savaşların tipik özelliklerinden biri de savaşı izleyenlerin duyarsızlaşmalarıdır."
 
"Birinci Dünya Savaşı, ilk adıyla Cihan Harbi. Sonra İkinci Dünya Savaşı. Bu iki savaş yirminci yüzyılın ilk yarısını doldurdu maaşallah! Yüzyılın diğer yarısı da savaşla geçti, ama sütten ağzı yanan insanlar bunu daha serin geçiştirmeye çalıştılar, adını Soğuk Savaş koydular; Üçüncü Dünya Savaşı."
 
"Bana göre Üçüncü Dünya (Soğuk) Savaşı 1961'de Berlin Duvarı'nın inşaası ile netlik kazanmış, 1969'da Filistinli Leylâ Halid'in ilk kez uçak kaçırmasıyla hızlanmış ve 1989'da duvarın yıkılmasıyla da sona ermişti. 'Nükleer Dengeye dayalı Soğuk Savaş' diye de anılıyordu."
 
"Dördüncü Dünya Savaşı! 2001'de New York'taki 'İkiz Ticaret Kuleleri'nin kaçırılan Amerikan yolcu uçaklarıyla vurulmasıyla da artık tarafları ve biçimi netlik kazanan 'Dördüncü Dünya Savaşı' başlamış oldu ve herkes yeniden duyarsızlaştı. Ortada dolaşan söylemler, 'teröre karşı savaş veriliyor' biçimindeydi."
 
Tan Oral terörün bir taraf değil yalnızca şiddet olaylarına verilen bir isim olduğunu belirterek Dördüncü Dünya Savaşı'nın kimler arasında sürdüğünü sormuş:
 
"Teröre karşı, Terörle Hür Dünya arasında, vs... deniliyor. Oysa savaş dediğin kılıçla da olur, terörle de olur, uçakla da, füzeyle de olur, soğuk da, sıcak da olur. Ama savaşın tarafları olur, terör taraf değildir, yöntemdir, dünyanın bir yarısının kullandığı acımasız bir yöntem!"
 
Artık bu savaşın taraflarının iyi kötü belirmeye başladığını yazmış:
 
"Yoksulluklarını, ezilmişliklerini, ikinci sınıf insan muamelesi görüyor olmalarını, demokratik haklarının kısıtlanmış olmasını, maddi varlıklarının çalınmış olmasını, işsizliklerini ya da sömürülmelerini aşmak veya bütün bunlara tahammül edebilmek ve de umudu zedelememek  için inanç sistemlerine tutunan ve canı yanan insanlar olarak, yerine göre göç etmeyi, yerine göre öç almayı, can yakmayı ve şiddeti de seçebileceklerdir. Hak ve adalet arayışı iddiasında bulunan ve terörü yol olarak seçenler, giderek tüm kıtalarda görülüyor ve izleniyor artık. Sosyal adaletsizlik, sosyal öfkeyi tetikliyor."
 
Konunun ekonomik temellerine de değinmiş:
 
"Bugün süper, gelişmiş, gelişmekte olan, az gelişmiş, geri kalmış gibi deyimlerle nitelenen ülkeler sıralamasının nedeni, uzun yıllar boyunca bedava ham madde ve ucuz işgücü'nün hep aynı ülkelerden diğerlerine akmış olması değil midir? Kalkınmanın ve varlıklı olmanın önde gelen nedeni diğerlerinin yoksul kalma nedeniyle aynıdır, eşdeğerlidir. Çok rahatsız edici olan bu gerçek, varlıklı olan tarafın daha akıllı olduğu, diğerlerinin de inançları nedeniyle gelişemeyip yoksul kaldıkları gibi yakıştırmalarla örtülmeye çalışılır."
 
Türkiye'de 2000'li ilk yıllarda gelen yeni dönemin başlangıcını şöyle yorumlamış:
 
"Sıra ile iktidar olan askeri ve bürokratik yönetimlerin, kitlelerin zenginleşmesine imkân tanımayan, üstelik inançlarını da küçümseyen vesayeti geriletildi. Zarar görenlere ilk kapıyı Özal aralamıştı, sonra onlar iktidar ortağı oldular, inançlarına sarılmış ezilenler demokratik yoldan iktidarı paylaştılar."
 
"Yine aynı yolda şiddet gören ve şiddet uygulamak zorunda bırakılan ve kendi  anaları ile kendi dillerinde konuşması yasak olan insanlarla otuz yıl  öldüresiye süren savaş, barışa meyletti, barış düşüncesinde buluşulmasına vardı."
 
Tan Oral, 27 Mart 2015 tarihli bu yazısında tarafların zafer peşinde olmasının barış düşüncesinin canlanmasını geciktireceğini söylemiş. (2)
 
10 Ekim 2015'te Ankara'da barış mitingine yapılan saldırının sorumluları barış düşüncesini öldürmek, savaşla kazanmak isteyenler midir?
 
....
 
Dördüncü savaş dönemiyle ilgili olarak, Alptekin Dursunoğlu'nun 2009'da yayımlanmış bir kitabı da varmış. Tanıtım yazısında şunlar söylenmiş:
 
"Yeni Muhafazakârların etkili isimlerinden Michael Ledeen ve CIA eski başkanı James Woolsey, 11 Eylül sonrası yaşanan süreci Dördüncü Dünya Savaşı kavramıyla ifâde ettiler. Onlara göre 11 Eylül'den sonra ABD 22 ülke ile savaş halindeydi ve Kuzey Kore istisna edilecek olursa bunların tümü İslâm ülkeleriydi. Bu durumda 11 Eylül'den sonra, önce Afganistan'a ardından da Irak'a yönelik askerî müdahale, Dördüncü Dünya Savaşı'nın ilk cepheleri olmaktaydı. 11 Eylül'den sonra 'Dördüncü Dünya Savaşı' sürecini yaşadığımıza göre, bu savaş sonrasında yeni bir dünya sisteminin gündeme gelmesi kaçınılmaz olmalıydı. 1993'te Pentagon için 'Sibernetik Savaş Doktrini' araştırma projesini geliştiren John Arquilla, 'Elinde çekiç bulunduran biri, her şeyi çivi olarak görür' diyor. ABD'nin Dördüncü Dünya Savaşı'nı başlatma motivasyonunu en iyi açıklayan cümle bu olsa gerek. Askerî harcamalar için ayırdığı bütçesi, kendisine bu konuda en yakın dokuz ülkenin toplamından daha fazla olan ABD, şu an elinde çekiç bulunduruyor ve baktığı her yeri de çivi olarak görüyor. Dünyanın 21. yüzyılın hemen başında girdiği bu savaş atmosferi, elinde çekiç bulunduran ABD'nin 20. yüzyılda kurulan dünya sistemini değiştirme irâdesinin tezâhürü olarak okunabilir." (3)
 
....
 
Acıları en çok savaşlar büyütmez mi? Birileri nefreti körükleyerek ölümle kazanmaya karar verse bile, yaşamlarını veya canlarından çok sevdikleri en yakınlarını tehlikeye atacak olanların nereye ve niçin gidildiğini sorgulaması, ölüme karşı yaşamı savunması gerekmez mi?
 
....
 
Ayşegül Kocabıçak'ın "Dilsiz Annelerin Sessiz Çocukları" (4) kitabının tanıtımında acının güçlü bir anlatımı var: 
 
"Geçenlerde karşı inşaatta oynarken dirseğimi çarpmıştım duvara. Öyle hızlı da değildi ama dirseğimden kalbime bir elektrik gitmişti de bir anda kalbimi ağlatmıştı sanki. Onun gibi bir acı var işte. Sadece dirseğimi değil her yerimi çarpmışım gibi; gözümden kalbime, karnımdan kalbime, dilimden kalbime, kalbimden her yanıma yayılan bir acı, bir elektrik var. Geçmiyor."
 
İnsanlığın yaraları büyüdükçe görüntüler, sesler, sözcükler yetersiz mi kalıyor acıyı anlatmaya?
 
....
 
Öykü yıllıklarının (5,6,7,8) üçüncüsü, Öykü Yıllığı 2014 (9) yayımlandı. Ne yazık ki öyle hızlı büyüyor ki bu toprakların, bu dünyanın acıları, öyküler yetişemiyor bir daha yaşanmasın diye onlarla tüm insanlığın yüreğine dokunmaya.
 
Kemal Gündüzalp, 10 Şubat 2015’te tamamladığı sunuş yazısının sonunda IŞİD Kobane’ye saldırdığı an yıllık çalışmasının onun için durduğunu, bir parçası Kobane’li olan bir kişi olarak 134 gün ve gece uykunun kendisine haram olduğunu, Kobane merkezi kurtulduğunda yıllığı bitirmenin daha kolay olduğunu yazmış.
 
Yıllık, Kemal Gündüzalp'in 2014 Dünya Öykü Günü Bildirisi'ni yazan Necati Tosuner'e; soruşturmaya katılan yayınevi temsilcileri Aydın Şimşek (Kanguru Yayınları), Ceyda Pırıl Köstem (Bencekitap), Faruk Duman (Can Yayınları), Levent Cantek (İletişim Yayınları), Murat Yalçın (Yapı Kredi Yayınları) ve Sedat Demir'e (Dedalus Kitap); 2014'te Kürtçe öyküyü değerlendiren Yakob Tilermeni'ye; dergilerde öyküyü ve öykü üzerine kitapları değerlendiren Kadir Yüksel'e; 2014'te öyküyü değerlendiren Ayşegül Tözeren'e; 2014'te yayımlanan öykü kitaplarını değerlendiren Aslı Solakoğlu, Hülya Soyşekerci, Mehmet Öztunç, Melisa Sürücü, Mine Hoşcan Bilge, Nazlı Karabıyıkoğlu, Necip Tosun ve Zeynep Sönmez'e; öyküleri seçilen Bahri Vardarlılar, Berna Durmaz, B. Nihan Eren, Buse Korkut, Cemal Şakar, Emine Batar, Erkut Özal, Fadime Uslu, Hande Gündüz, Mahir Ünsal Eriş, M. Özgür Mutlu, Neslihan Önderoğlu, Onur Çalı, Sevin İşleğen, Şenay Eroğlu Aksoy ve Yayla Karsan Boztaş'a; seçme yazıları yıllığa alınan Aykut Ertuğrul, Aysu Erden, Oylum Yılmaz, ve Semih Gümüş'e; yıllığın çıkmasını destekleyen ve seçme yazıları öneren Özcan Karabulut'la birlikte 14 Şubat Dünyanın Öyküsü Dergisi ve Uluslararası Ankara Öykü Günleri Derneği'ne teşekkürüyle başlıyor.
 
Kemal Gündüzalp sunuşunda toplam 115 kitabın değerlendirildiğini yazmış. Bu yıl yayımlanan bir ilk kitap olan Melisa Kesmez'in "Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz" kitabının kısa sürede ikinci baskı yapma şansını yakaladığını belirtmiş. Sıralamaların kitap adının anılma sayısına göre yapıldığını vurgulayarak beş kez anılan Cemil Kavukçu'nun "Üstü Kalsın"; dörder kez anılan Doğan Yarıcı'nın "İs Odası", Hakkı İnanç'ın "Ateş Etme Silahsızım", Nalan Barbarosoğlu'nun "Okur Postası", Nazlı Karabıyıkoğlu'nun Olivya Çıkmazı, Ülkü Tamer'in "Tarihte Yaşanmamış Olaylar" kitaplarıyla birlikte üçer kez alınan dokuz, ikişer kez anılan sekiz öykü kitabıyla birer kez anılan biri çeviri otuz üç kitabın yazarlarını ve adlarını vermiş. Anılan seçilmiş öyküler ve kolektif öykü kitaplarını da belirtmiş. Kadir Yüksel'le birlikte dergilerden pek çok öykü belirlediklerini, yıllıkta on altı öyküye yer verebildiklerini anlatarak 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Hece Öykü, Kitap-lık, Sarnıç Öykü, Sözcükler ve Varlık dergilerinden seçtikleri tüm öykülerin de listesini sunmuş.
 
Yıllıkta dergilerden  seçilmiş öykülerde Bahri Vardarlılar'ın "Baba Faik'in Son Vukuatı", Berna Durmaz'ın "Belli", B. Nihan Eren'in "Sepet", Buse Korkut'un "Bir Dilim Peynir", Cemal Şakar'ın "Kül", Emine Batar'ın "Yazgı", Erkut Özal'ın "Rüyanın Getirdiği", Fadime Uslu'nun "Kırlangıç Senfonisi", Hande Gündüz'ün "Islık", Mahir Ünsal Eriş'in "Çok Eski Bir Yonca", M. Özgür Mutlu'nun "Daire Yoktur", Neslihan Önderoğlu'nun "Suyun Altındaki Kız", Onur Çalı'nın "Karanlık Mavi", Sevin İşleğen'in "Lar", Şenay Eroğlu Aksoy'un "Çukur" ve Yayla Karsan Boztaş'ın "Gölgeler" başlıklı öyküleri yer alıyor.
 
"Yazılardan Seçmeler" bölümünde Aykut Ertuğrul'un "Hikayeyi Görmek", Aysu Erden'in "Güçlü ve Karşıt Kadın Kahramanların Yazarı Nedim Gürsel", Ayşegül Tözeren'in "Kıyıya Vuran Dalgalar ya da F Tipi Öyküler", Oylum Yılmaz'ın "Vicdana Dokunduğu Yerden Edebiyat", Semih Gümüş'ün "Üçüncü Kişi Anlatımı" başlıklı yazıları aktarılmış.
 
2014 yıllığı daha önce yayımlanan 2013 ve 2012 yıllıkları gibi çok önemli bir kaynak. Öyküye, edebiyata, insana ve yaşama geniş bir açıyla ve sınırları zorlayarak bakmak isteyenler için değerli bilgiler içeriyor, gidilebilecek yolları aydınlatacak kitapların ışığını yansıtıyor.
 
....
 
Türkiye'de Haziran seçimlerinin ardından yükseltilen çatışma ortamı, Suruç'ta ve Ankara'da barış için bir araya gelenlere yapılan akıl almaz saldırılar, Suriye ve Irak'ta yaşananlar, milyonlarca kişinin yerinden edilmesiyle sürekli büyüyen göçmen sorunu, Paris'te sıradan insanları günlük yaşamlarında hedef alan eylemler, yaşamı insanlığın giremediği bir savaş alanına çeviriyor.
 
Bu yazının yazıldığı günlerde Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi öldürüldü. (10) Diyarbakır'ın Sur ilçesinde, çatışmalarda zarar gören 4 ayaklı minare önünde bir grup avukat ile birlikte açıklama yaparken vurulmuş. Tahir Elçi, ölümünden dakikalar önce yaptığı basın açıklamasında "Silah, çatışma, operasyon istemiyoruz" mesajı vermiş.
 
 
Ne yazık ki yaşadığımız yıllar acıları dindirmiyor, büyütüyor. Dünyanın herhangi bir yerinde, bir anda, bedenlerinin bir parçasını, canlarını, canlarından çok sevdiklerini yitirebiliyor insanlar. Yaşayabilenler bu dayanılmaz acıyla yapayalnız kalıyorlar. Bir yerlerde ara vermeksizin yapılan hesaplar, sürüp giden oyunlar, çıkar çatışmaları, birilerinin kazanması için başkalarına ödetilen bedeller bugüne damgasını vuruyor, geleceğe yön veriyor. Sessiz çoğunluk olup bitenleri sessizce izliyor, yalnızca anlaması istenenleri anlıyor, geleceği için daha iyisini yapabileceğini, dünyayı değiştirebileceğini görmüyor, göremiyor, görenlerin yanında durmuyor, duramıyor.
 
Yaşam yine de ölüme karşı direniyor. Doğa soluk almaya, dünya ayakta kalmaya çalışıyor.
 
....
 
Öyküler insana insanlığını duyuracak çığlıklar atabilir mi? İnsan kalan tüm insanlara ulaşabilir, ölüme karşı yaşama sahip çıkabilir, bugünü ve geleceği savunabilir mi?
 
 
1. İbrahim Dizman, Savaş ve Edebiyat; Mehmet Emin Özcan, Dosya: 1.Dünya Savaşı; Roman Kahramanları Sayı 19 Ekim/Aralık 2014
2. Tan Oral, Dördüncü Dünya Savaşı ve Ülkemiz, http://t24.com.tr/yazarlar/tan-oral/dorduncu-dunya-savasi-ve-ulkemiz,11571
4. Ayşegül Kocabıçak, Dilsiz Annelerin Sessiz Çocukları, Nota Bene Yayınları, 2015
5. Mehmet Arat, Yaşamın Acı Tatlı Öyküleri, http://blog.milliyet.com.tr/Yasamin_aci_tatli_oykuleri/Blog/?BlogNo=481277
6. Mehmet Arat, 21. Yüzyılın Yükselen Sesi: Öykü (2012 Öykü Yıllığı Üzerine), http://www.sanatlog.com/sanat/21-yuzyilin-yukselen-sesi-oyku-2012-oyku-yilligi-uzerine/
7. Mehmet Arat, Öykünün Öyküsü (2013 Öykü Yıllığı Üzerine), http://www.sanatlog.com/sanat/oykunun-oykusu-2013-oyku-yilligi-uzerine/
8. Mehmet Arat, Barışın Öyküsü (2013 Öykü Yıllığı Üzerine), http://www.sanatlog.com/manset/barisin-oykusu-2014-oyku-yilligi-uzerine/
9. Kemal Gündüzalp, 2014 Öykü Yıllığı “Öykü Yağmuru 3”, http://www.idefix.com/kitap/2014-oyku-yilligi-kolektif/tanim.asp?sid=IX2UOGGEJ04YTZFJJK7T
10. Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi öldürüldü, http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/11/151128_diyarbakir_tahir_elci
Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 251
Kayıt tarihi
: 08.01.12
 
 

1958 doğumlu. Mühendislik eğitimi aldı. Teknik alanda çalışırken kültürel konulara ilgisini sürdü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster