Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ağustos '13

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1972
 

Paranın (şimdilik) satın alamadığı iki şey!

Paranın (şimdilik) satın alamadığı iki şey!
 

"Geçmiş zaman" ve "ölümsüzlük" nasıl resmedilebilir ki?


Para ile satın alınamayacak şeylerin varlığının kişiyi hayata -gerçekten- bağladığını hem kendi yaşamımdan hem de çevremde görüp duyduklarından tecrübe etmiş biri olarak son zamanlarda bu aşina soruyu kendime yeniden sorup durmaktayım. O türden değerlerin varlığının soluk alışın nedenlerini artırdığı, hatta insanın kendi yaşamı için yeterli amaçlar bulamaması durumunda onu hayata bağladığını bile düşünenlerdenim. Ne de olsa kişiliğimiz, aşkın, sevdaların, dostlukların, mutluluk, huzur, dürüstlük ve adaletin, oyların, karakterlerin, vatan, millet, devrimler ve bu konudaki dayanışmanın -yanısıra bir çok benzeri değerin- asla satın alınamayacağına olan inancın hakim olduğu yıllarda oluşmuştu!

Şimdi ise, yaşanan onca değişim karşısında soğukkanlı bir şekilde yeniden düşünme zamanı...

Ama soruya günümüzde doğru yanıtlar bulabilmek için bir varsayımlar setine ihtiyaç olduğunu gördüm.

1) Bu soru paranın (M.Ö. 6. yy.da Lidyalılar tarafından) kullanılmaya başlandığı zamandan sonrası ve onu kullanmaya ehil olanlar (diğer canlılar, bebekler, çocuklar, akıl hastaları, meczup ve ağır hastalıkları olanlar, aşırı dindarlar vb. dışında kalanlar) için geçerli. Bir de aile-akrabalık bağları çerçevesinde elde edilen her şey bunun dışında...

2) Para yerine para benzeri her türlü değer, çıkar ve menfaat beklentisi-sağlanması da para gibi düşünülmelidir.

3) Her ödemede elde edilen şey üzerinde mülkiyet/ patent/ süreli kullanım hakkı/rehin hakkı vb. kurma ilişkisi olmayabilir. O değerin para yoluyla-yararlanma amaçlı-süreli ya da süresiz ele geçirilmesi (hukuken "kabzı", sonra serbest bırakılsa bile) esas alınmıştır.

4) Değerli bir şeyin, mal-hizmet ya da özelliğin satın alınabiliyor olması, bunun her zaman ve herkes için böyle olduğu anlamına gelmez! Bir kişinin dahi onu satın alması alınıp satılabildiği anlamı taşır!

Bu durumda;

Tarihin içinde bulunduğu konjonktür ve teknolojinin ulaştığı düzey her türlü ilişkinin doğasını büyük ölçüde belirlemekte. O nedenle  "Bu durumda" başlığı altında bir ayraç açmak mecburi...

Küreselleşme yoluyla her şeyin metalaştırıldığı bir süreçte, paranın totalitarizmi altında, Bu amaçla din, milliyetçilik, etnisite, demokrasi, insan hakları, insani değerler (ahlâ k,erdem, dayanışma, sadakat, iyilik vb.) tüm kutsal ve ulvi değerlerle ideolojilerin pervasızca –aksi yönde- kullanıldığı bir dönemde…

Evrenin görünen karmaşıklığı, çıkarların çeşitliliği ve tutkuların düzensizliği temelinde ekonomiyle siyasa, pazarla devlet ve değiş tokuşlarla (alışverişlerle) kimlikler arasında bölünmüş bir dünyada…

İktisadi etkinlikle kişisel ve toplumsal kimliği bir arada tutabilecek bağlar oldukça zayıflamışken…Tarihe, toplumsal bilince ve kolektif dayanışmaya vurgu yerine, mekâna, yerele, somut olana, görünene ve para ile alınıp satılabilen her şeye vurgu son derece ön plana çıkmışken…

Uluslar ötesi kapitalizm, Çok Uluslu Şirketler (ÇUŞ) aracılığıyla üretim ve kârlarını dünya yüzeyinde genişletmiş, finansal piyasalar arasında sınırlar ortadan kalkmış ve bu yolla uluslararası finans hareketleri hemen her şeyi etkilerken.., Ulusal politikalar artık neredeyse tümüyle uluslararası piyasalara bağımlıyken… Üretim ve fiyatlarda ani artış ve düşüş hareketleri, Ar-Ge teknolojilerinde sürekli yenilikler, enerji ve kaynak hâkimiyeti savaşları sürekli devam ediyorken… Üretimde klasik emeğin etkisi azalmış ve tüm bunları moda, reklâm ve programlar yoluyla olumlayan, yücelten medyanın amansız  gücü gece-gündüz, hiç kesintisiz ortadayken…

Paranın satın alamayacağı şeyler nelerdir diye düşündüğümüzde

Bunalımda olan aşk-sevda mı?

İki kişi arasındaki derin bir kültür ilişkisi, insan olmanın temel koşulu ve eski günlerin hatırlı sözcüğü "aşk"da tekno-kaotik çağımızda artık insanlar gibi bunalımda!

Günümüzde aşkın olanaksız gibi görünmesinde, karşı cins ile ilgili gizlerin ortadan kalkması, yüz yüze ilişkinin yanı sıra -çok çeşitli ve farklı yeni yöntemlerle de olsa- rahat yakınlık kurulabilmesi, cinselliğin çabuk, erken ve tüketircesine yaşanması da sanırım önemli faktörler arasında.

Sırf teknolojiye indirgenen bilimin, sırf piyasa ilişkilerine indirgenen insandan-insana doğal alış-verişlerin ve aşırı maddeci yaşam biçimlerinin kimyasını değiştirip plastikleştirdiği bir süreç haline dönüşmekte artık aşk ve sevda…

Şimdilerde çoğunlukla cep-tel aşkları (tele-aşk), internet aşkları (net-aşk) ve işyeri aşkları (büro-aşk) var! Gerisinde akıllı telefonlarla, tweet ve 'facebook'larla beslenen... Her üçünde de sıkıştırılmış zamanlara karşı bir mücadele, dar (zam)an ve zeminlerde kısa paslaşmalar var! Oysa gerçek aşk bünyesinde engelleri hep aşma gücü taşısa da geniş ve derin zamanlar ihtiyaç duyar!

Bilmem günümüzde böylesi aşklar, sevdalar, dostluklar ve ona dayalı sadakat için eskisi gibi düellolarda ölmeye değer mi?  Yoksa para ve onun sağladığı güçle daha kolay erişilen bir şey haline gelmiştir

Yinelemek gerekirse; tarihin içinde bulunduğu konjonktür ve teknolojinin ulaştığı düzey her türlü ilişkinin doğasını da büyük ölçüde belirlemekte. Örn. savaş dönemlerinde yarın kaygısı had safhada olduğu için, kısa-hızlı ve gel-geç aşklar egemendir, doğurganlıklar da artar. "Yaz aşkları"nın da mevsimsel özelliği nedeniyle kaderi önceden çizilidir.

Adalet mi?

Çoğu zaman adaletin küçüldüğü, suçluların büyüdüğü... Haksız beraatlar arttıkça suçluların değil, vicdanlarda yargıçların hüküm giydikleri yerlerde.. 10 yıla yakın bir süre önce Yüksek yargıyı temsil eden organların en başındaki biri tarafından "vicdanları ile cüzdanı arasına sıkıştıkları..." itiraf edilen yargı mensuplarınca dağıtılan adalet mi?

Masumiyet mi?

Saflık, iyilik, temiz yüreklilik ve günâ hsızlığın bileşimi olarak özetlenebilecek,  eee zamanla ister istemez mutlak bir şekilde yara alan, kirlenen, hatta kaybolan masumiyet mi? Para uğruna işlenilmeyen suçların dahi üstlenebildiği çaresizlik dehlizlerinde çırpınan masumiyet mi? Lüks ortam ve nimetlerle kandırılarak hayatlarının doğal seyri değiştirilen genç kız masumiyetleri mi?

Zaman mı?

Evet, zamanı da satın alamaz mıyız sorusu akla geliyor! Bence, "gelecek zamanı" dolaylı bir şekilde satın alabiliriz. Örneğin; ağır bir sağlık sorununuz, hastalığınız varsa, herşeyin piyasalaşıp yüksek maliyetlere konu olduğu günümüz koşullarında ciddi harcamalar yaparak fiziksel sağaltımınızı sağlar, ömür sürenizi uzatabilirsiniz. Yoksul kişi için bu olanak yokken, maddi koşulları iyi olan için vardır! Dolayısıyla satın alınamayan şeylerden biri bu durumda "geçmiş zaman" dır!

Her ne kadar anıların, nostalji paketleri halinde her türlü yaşanmışlığın (kayıtlı veriler ve geziler yoluyla) dolaylı alım-satımı söz konusu olsa da çocukluk, gençlik vb. gibi anları -yeniden yaşanmak üzere- satın alabilmek olanaklı değil!

Fakat hem canlı ve cansız nesneler arasında atom parçacıkları düzeyinde karşılıklı ilişki olduğunu öne süren hem de nesnelerin ışık hızından hızlı hareket ettikleri bir başka evrenin varlığını (Günümüzde CERN deneylri ile de pekiştirilen bir hız ve azimle) arayan ve ispatlayan Kuantum fiziği bir gün "geçmişe yolculuğun" da olanaklı olacağını düşünmekte.

Bu yüzden -ihtiyatlı bir tavırla- "şimdilik" dedik!

Ölümsüzlük mü?

Konu 'ölümsüzlük' gibi; insanların binlerce yıldır sürekli hayalini kurduğu, peşinden koştuğu, ulaşamadığında ise tanrılara atfettiği en temel özlemlerinden biri olunca insan dikkat kesilmeden duramıyor. Alt beynimizin daha üst bir rol oynadığı sonsuz güç, iktidar ve güzellik özlemlerimiz de öyle değil mi? Ama onu ne kadar zengin olursa olsun satın alamıyoruz!

Fakat, 1976 yılında görme engellilerin kitap okumasını sağlayan makineyi geliştiren, kendini insanlığa yararlı buluşlara adayan ve ileri teknolojileri icat edilmeden önce tahmin etmesiyle tanınan                 bilim insanı Ray Kurzweil, "ölümsüzlük teori "sinin tamamen gerçekçi olduğunu ve bunun en geç 30-40  yıl içinde gerçekleşeceğini öne sürmekte... ABD'li bilim adamı Kurzweil’in iddiasına göre; mevcut teknolojilerde yakın gelecekte sağlanması olası gelişmelerle 2030’larda bir insanın beyni, tüm kişiliği, anıları, yetenekleri ve geçmişiyle birlikte bilgisayar ortamına aktarılabilecek. 2040’larda ise nanoteknoloji ve robot teknolojisindeki daha ileri gelişmeler sayesinde bilgisayara aktarılan beyin bilgileri insanımsı robotlara, yani androidlere yüklenebilecek. Bu yöntemler sayesinde bir insanın artık sonsuza kadar yaşaması mümkün olacak! (*)

O yüzden bu hususda da uzak bir ihtiyatlılıkla "şimdilik" dedik!

İ. Ersin KABAOĞLU

26 Ağustos 2013, Ankara

(*) Bu konudaki geçmişdeki bir bloğum için bkz. :

http://blog.milliyet.com.tr/ya-olumsuzluk-yakinda-gercek-olursa-/Blog/?BlogNo=205816 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Paranın satın alamayacağı şeylerin detaylarını okudum yazınızdan. Değerli yazarım kabul gören maddeler içinde bana göre en hoş olanı geleceği satın alabiliyor olmamız ama geçmiş için bu mümkün değil. Bir de ân geliyor aklıma be Alphonse de Lamartine'nin "Göl" isimli şiirinden bir dörtlükle noktalamak istiyorum: Ebedi gecesinde bu dönüşsüz seferin, Hep başka sahillere doğru sürüklenen biz, Zaman adlı denizde bir gün, bir lâhza için, Demirleyemez miyiz? Selam ve saygı ile...

Yurdagül Alkan 
 04.04.2017 14:06
Cevap :
Yorumum üzerine yazımı okuyarak değer verdiniz, onur verdiniz. İçten teşekkürler...Bu arada Lamartine'nin bu anlamlı şiiri ile Y.Kemal Bayatlı' nin ünlü " Sesiz Gemi"si arasındaki akrabalık da gözüme çarptı. Bilmem sizce de öyle mi? Selâmlar ve daimi esenlik dileğiyle...  04.04.2017 16:56
 

MERHABALAR...Sevgili ERSİN kardeşim :-) Yahuu bu "RAY KURZWEIL" adam biraz bizlere hele hele benim gibilere haksızlık yapmamış mı..? Sizce..? Ben nereden göreceğim 2030 ları.? 2040 ları.? :-))) Bunun üstüne bir sütlü kahve içelim bence :-))) Yine teorik ve bilimsel bir sayfa bence TEBRİKLER..! Sonsuz sevgiler ve selamlar :-)) NK/TR

BEN ve OLTAMA TAKILANLAR 
 30.09.2013 20:16
Cevap :
Biraz sabır, biraz iyi bakımla yakalarız, yakalarız o dönemi sevgideğer Necip ağabeyim. Sıkalım dişleri (belki de sıkmayıp rahat bırakalım :) Şunun şurası 17 ila 27 yıl... Yetişemezsek sütlü kahvelerimizi beraber içeriz :) Bu esprili ve değerli katkınıza sonuz teşekkürler, içtenlikli sevgi, saygı ve dost selamlarımla...  01.10.2013 11:49
 

Saygı ile.. Günlük konuşmalarda savururuz: "Her şey para demek değildir." Sıra bu sözün açılımına geldiğinde, duraklarız. Duraklarız ; ama biraz düşününce bulabiliriz. Bu konu, felsefeye giriş tartışması olabilecek derinlikte. Ersin Kabaoğlu'nu kutluyorum. Dün bir kış manzarası videosu aldım. Her karesi, bir başka süsledi ruhumu. Omurga ameliyatım, kimi noksanlarım silindi sanki. Değil mi ki O görüntüleri içecek bir ruha sahibim; dedim. Bu güzel yazıya, -yayınlanmış- 'Yaşama Sevinci' başlıklı şiirimle eşlik etmek istiyorum: "Kuşluk vakti uçuşan serçelerin, "Cıvıltısını dolduruyorum koynuma, telâşla; "Çünkü çocuk bahçeleri dağılacaktır birazdan. "Çiçekleri koklayan kelebeğin, "Rengini teslim ediyorum gözlerime, özenle; "Çünkü hastaların ziyareti başlayacaktır birazdan. "Nazla düşen kar tanesinin "Yumuşak inişini öğretiyorum dudaklarıma, sevgiyle; "Çünkü sevgilim gelecektir birazdan.//Mersin:1969 *Nadir Şener Hatunoğlu: matematikçi-bilim uzmanı*

Nadir Şener Hatunoglu 
 30.08.2013 18:42
Cevap :
Degerli yorumunuza, ilgi ve ovgunuze icten tesekkurler degerli Nadir bey. "Yasama sevinci" baslikli dzelerinizle yaptiginiz ozgun katkiya da... Guzel dizeleriniz bu "sevinci" de parayla satin alinamayacak seyler arasina koyma konusunda kiskirtici mahiyette! Bu acidan da tekrar tesekkur ve selamlarimla...  01.09.2013 15:35
 

Zaman ve güven derim ben... Bu ikisini satın alacak bir araç henüz icat edilmdi gibi geliyor bana... Bir hastalığın tedavisini paranın gücüyle yapabilmek biraz zaman kazanmak gibi olsa da özellikle geçmişe yönelik zamanı tekar elde etmemiz olanaksız. Zaman yolculukları, zamanın izafi oluşu vs... Şu an uzak duruyor... Güven meselesi ise alternatifsiz. Bir insan para verip güven satın alamıyoruz... Kimbilir başka neler vardır... Sevgili dostum güven'in içinde daim kalasın... Herşey gönlünce olsun...

yeşilsoğan 
 28.08.2013 13:03
Cevap :
Çok değerli ve bilgece yorumuna içten teşekkürler dostum. "Güven" meselesini "kişisel" ve "kurumsal" olarak ikiye ayırmak gerekirse; kurumsal güven -daha doğrusu "güvence"- devletin sigorta-emeklilik fonları ve sisteminden özel sigortalara kadar geniş bir alanı kapsar. Bunlar anamalcı sistem içinde bolca alınıp satılmakta ve özellikle kriz dönemlerinde başlarına binbir bela da gelmekte! Uluslaraarası savunma paktları da karşılıklı "güvene" dayalı olup "sigorta" sistemlerini andırılar. Bazen akibetleri de öyle, konjonktüre göre... "Kişisel", daha doğrusu; kişiden-kişiye duyulan "güven"e gelince; genel olarak haklı olabilirsin. Ama zengine, güçlüye, eli-sopalıya, boylu-posluya daha çok "güven duyan" ve bunun için de el-ayak öpmekten geri durmayanlar (ki bu da bir çıkar beklentisi içerdiği için alınıp satılıyor demektir) bu "saf-temiz-çıkarsız" olması gereken alana da koyu gölgeler düşürmekteler! Her şey gönlünce, etrafına yaydığın o saf-temiz-çıkarsız güven duygusu da her daim olsun...  28.08.2013 22:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 335
Toplam yorum
: 3203
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2342
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster