Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Aralık '16

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
479
 

Şeb-i Arus’un modern insana mesajı

Şeb-i Arus’un modern insana mesajı
 

Hz.Mevlana


Bu hafta Cumartesi günü her sene olduğu gibi gönüller sultanı, tevhid eri Hz.Mevlana’nın Hakk’a kavuşmasının yıldönümünü kutlayacağız.

Hz.Mevlana sayesindedir ki, ölüm anı gibi insanı tüm bildiği her şeyden koparan, alan o tecrübeyi korkuyla değil sebepsiz bir Aşk ile anlamaya çalışıyoruz. Zira Tasavvuf öyle bir aşktır ki, Yüce Allah korkulacak değil her şeyiyle sevilecek, razı olunacak varlıktır.

Biz insanlar kendi kendimize var olamayacağimız için bir başkasına muhtacız. Tüm muhtaçlıklardan soyutlayın kendinizi, bakın geriye ne kalır?

Kalan sadece hakiki dost olan Allah’tır. Hiç bir şeye ihtiyacı olmadan tek başına var olan sadece ama sadece mutlak varlık olan Allah’tır. Bizler ise gölgeyiz ve geçiciyiz bu emanet dünyada. Güneş O ise, bizler O’nun nurunu yansıtan pürüzlü ve tozlu aynalarız.

Tüm evren değişim üstüne kurulu ve tüm mevcudat her an titreşiyor, değişiyor. Her şey zıtlıkların hakimiyerindeki hareket ve dinamik denge üstüne kurulu. Hepsi zamanı geldiğinde bir başka şeye dönüşerek eski halini geride bıtakıyor.

Ölüm de işte böyle bir şey sevgili dost...

Korkulacak bir şey değil. Sadece bir alemden diğerine bir geçiş.

Peki neden o zaman korkuyor ki insan? Bir geçişten korkmaya ne gerek var?

Çünkü insan dünya yaşamına enkarne olduğu zaman doğduğu andan, hatta doğumdan bile önce anne karnındayken, dünya yaşamını izlemeye, öğrenmeye başlar. Yaşadıklarına zamanla gördüğü örneklerden bir anlam vererek, özünde nötr olan var oluşu iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış, adil-adil değil gibi dualist bir şekilde yorumlamaya başlar.

Tüm bu yorumlamalar kendi kabına göre aldığı ve kendi şekillenmekte olan zihin haritasına göre edindiği izlenimlerin bir neticesidir. Zamanla her bir cemali ve celali olay ile bu anlamlandırmalar zihin haritasını oluşturur çocuğun. Bu zihin haritası da onun hayata vereceği bilinçli (telafi mekanizmaları) ve bilinsiz (savunma mekanizmaları) tepkilerini belirler. Yaşadığı her tekrar eden olay beynindeki nöron bağlantılarını pekiştirir ve kişiliği kendisine nakşedilir. Sonrası ise bildiğimiz her tepkiye otomatik ve bilinçsiz tepki veren insan modelidir. Kendini gerçekleştiren bir kehanet haline dönüşen insan.

Tüm bu süreçte insan dünyaya duygularıyla bağlanır. Maddesel objelere anlam ve önem yüklemelerini duygularıyla yapar ve yaşamında vereceği tüm tepkileri zihin haritasından bu standart duygusal kalıplara göre çağırır.

Maddesel dünyanın makam, mevki, para, şöhret, mülk, paye gibi çok bilinen putları birer birer onu kendisine köle eder. Tüm korkuları, ıstırapları ve obsesyonları putudur aslında. Neyi gereğinden fazla ve aşırı seviyorsa veya neyden gereğinden fazla korkuyorsa o onun putu olur. Hayatındaki sınavları ise putlarıyla olur.

Her şeyin dengede olduğu bu evrende denge noktasından olumlu veya olumsuz yönde ne kader sapıyorsak onlar bizim putlarımızdır. Neyi aşırı uçlarda yaşıyorsak, onlar putlarımızdır.

Putları olan insan dünyaya da obsese olmuş demektir ki, böyle bir insan dünyadan ayrılmak ister mi? Bırakmak ister mi o çok sevdiği putlarını ve haz öbjelerini?

Bırakamaz elbet. Ancak putları az olan insan için bile bu kolay değildir. Sevdikleri, sorumlu oldukları vs diye başlayan uzun bir listesi vardır.

Çözüm dünya malına, varlığına uzak durmak değildir elbet. Çözüm emanet olanın bize sahip olmasına izin vermeden ihtiyacımız kadar kullanmaktır. Zor olan ise bunun ölçüsü, dengesi ve hakkaniyetidir zaten.

O yüzden dağda, bayırda değil de şehirde nirvana zordur. Dağda izole bir şekilde ermek zor olsa da şehirdekine göre daha kolaydır. Zira şehrin bozucu ve zorlayıcı girdileri çok daha fazladır.

Camilerde “mülk O’un” yazar ama çoğumuz elimizdekilerin emanet olduklarını bilmeyiz. Halil Cibran’ın dediği gibi çocuklarımız bile bizlere emanettir. Tüm kalbimizle sevecek, ama onları bile putlaştırmadan sevmeliyiz. Yine denge, yine denge.

İşte Buda’nın da bahsettiği o ulaşılması zor olan Orta Yol hiç kolay değildir. Hayat tiyatrosunun zıt kutuplar arasında cereyan eden gelgidi insanı bir o yana bir bu yana savururken dengede kalmak bilgelik gerektirir.

Orta Yolu bulan kişi, kalıcı başarıyı sağladığı vakit bir de gönlünü daimi ve Mutlak olan Yüce Yaradan’a bağladı mı, artık dış referanslardan değil kendi iç referanslarından beslenen bir kişi olur. İşte o vakit kalbinde veled’i kalbi, ilahi Aşk’ı, Agape’yi, Para Bhakti’yi doğrurur.

Böyle bir insan nasıl korkar ki Allah’tan ya da ölmekten?

Her baktığı yerde O’nu gören, her nefesinde O’nunla olan için yer, zaman, mekan, alem fark eder mi?

Hatta fiziksel alemdeki tek kafesindeki varlığının ötesinde ruhunun daha özgür ve hür olarak O’na kavuşacağı üst, süptil alemlere geçmek bir lütuf olur.

İşte Hz.Mevlana’nın ölüm anına bile Şeb-i Arus yani “düğün gecesi” olarak bakmasının sebebi nacizane kabımla kısıtlı algıma göre budur. Lüftu kahrı bir gören, zırlıkları birleyen, farklardan, makamlardan, alemlerden öteye geçen için ölüm diye bir şey yoktur çünkü zaten ölmeden önce ölmüş, bir tırtıldan kelebeğe henüz dünyada yaşarken geçmiştir.

Hz.Mevlana’nın ölüme bakışından kendime çıkardığım ders dünyada hiç bir şeyi put etmeden yaşamak, ölüm korkusundan sıyrılarak, insanı merkeze koyarak, her şeyi aşk ile yaparak yaşamak, iyi, doğru, güzel ve faydalı amellerde bulunmak, bu amelleri akıl, hikmet, kuvvet ve güzellikle gerçekleştirmek ve bunları adap, edeb ve güzel ahlak ile yapmaktır.

Yani kendi bahçemizi yarın ölecek gibi temiz tutmak, ama hiç ölmeyecekmiş gibi de yeni çiçeklerle güzelleştirmektir. Dilerim öyle olsun.

Sevgiler,

Kenan

 

İlgili diğer yazılarım

Hz.Mevlana ve Anadolu Rönesansı http://blog.milliyet.com.tr/hazreti-mevlana-ve-anadolu-ronesansi/Blog/?BlogNo=440965

Mevlana'nın Eserleri http://blog.milliyet.com.tr/mevlana-nin-eserleri/Blog/?BlogNo=441179

Mevlana'nın başarısında kadının yeri http://blog.milliyet.com.tr/mevlana-nin-basarisinda-kadinin-yeri/Blog/?BlogNo=441377

Mesnevi neden DİNLE ile başlar? - http://blog.milliyet.com.tr/mesnevi-neden-dinle-ile-baslar/Blog/?BlogNo=483155

Mesnevi ve etkin dinlemek http://blog.milliyet.com.tr/mesnevi-ve-etkin-dinlemek/Blog/?BlogNo=483036

Mürşid Şems mi, Mevlana'mı? http://blog.milliyet.com.tr/mursid-sems-mi--mevlana-mi-/Blog/?BlogNo=482601

En'el Hakk ne demek? http://blog.milliyet.com.tr/-en-el-hakk--ne-demek/Blog/?BlogNo=496802

Kaldır kendini aradan, çıksın ortaya Yaradan 3 http://blog.milliyet.com.tr/kaldir-kendini-aradan--ciksin-ortaya-yaradan--3-/Blog/?BlogNo=463462

 

https://twitter.com/Naacel

https://www.facebook.com/public/Kenan-Kolday

https://instagram.com/naacel/

http://naacel.blogspot.co.uk/

http://www.felsefetasi.org/author/kenan-kolday

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 242
Toplam yorum
: 48
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1101
Kayıt tarihi
: 29.10.12
 
 

Çocukluğumdan beri kendimden büyük bir şeyleri arayıp durdum. Ve 1999 yılında yaşadığım şoklar il..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster