Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Aralık '13

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
38602
 

Türkiye'de hangi parti hangi görüşten?

Türkiye'de hangi parti hangi görüşten?
 

UYARILAR

1) Yazı belirli bir tanımlayıcı ve çıkarımlı analize dayanmakta olduğundan lütfen sonuna kadar okuyunuz. Sadece belirli kısımlarını okuyarak bir kanaate varmanız güçtür.

2) Yazı gerçekler üzerine kurgulanmıştır. Herhangi bir partinin çıkarı gözetilmeksizin tamamen tarafsızca yazılmıştır.

3) Yazının tamamını okumadan ezbere yorum yapma hastalığından uzak durunuz. Eğer ön yardıya dayalı bir yorum yapma planınız varsa son başlığı okuyunuz, aradığınız cevabı orada bulacaksınız.

4) Yapmak için beyin gerektirmeyen partizanca yorumlardan uzak durunuz. Partizanca ve zeka ürünü olmayan karalama amaçlı yorumlar ciddiye alınmayacaktır.

Müdüriyet

 

NEDEN BU KADAR ÇOK PARTİMİZ VAR?

Uzun zamandır üzerinde yazmayı düşündüğüm bir konuydu Türkiye’deki siyasi partilerin analizi meselesi. Türkiye belki de dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir siyasi çeşitliliğe sahiptir.

Her kim bu “Türkiye bir mozaiktir” saçmalığı adı altında Türkiye’nin parçalanmasını kolaylaştırma gibi bir plan için böyle bir sosyal ve estetik bir kılıf ürettiyse bu tablodan da oldukça memnundur sanırım. Şimdi ülkemizdeki partilerin kuruluş amaçlarına bir bakalım. Arzu edenler ülkemizdeki siyasi partilerin kime neye hizmet ettiklerini gösteren grafiği görmek için BURAYA tıklayabilirler.

Birinci Grup: Sivri zekâlılar

Adeta siyasi parti cenneti konumundaki ülkemize bakacak olursak yaklaşık 70 partinin hiçbir iş yapmasa da faaliyet yürütmeye çalıştığını görüyoruz. Bunların çok önemli bir kısmı “sivri zekâlı” Türk aklının ürünü olan partilerdir.

Örneğin falanca partisi başkanı dâhil iki üç üyeden ibarettir. Şimdi bu partinin amacı nedir diye sorabilirsiniz. Bu sivri zekâlılar ülkeyi yöneten üç büyük partiden birisini telefonla ararlar “Biz sizin partinizle birleşmek istiyoruz” derler.

Amaçları ülkeyi yöneten bu üç partiden bir milletvekilliği kapmaktır. Büyük partilerimiz de salak olmadığından bu numarayı yemezler ve ülkemiz tam bir parti çöplüğü olur. İ

İkinci grup: Yedek Partiler

Bir zamanlar partilerin kapatıldığı ülkemizde artık partiler kapatılmıyor bildiğiniz gibi. Ancak partiler kapatılır korkusuyla sürekli bir partinin yedek partisi de kurulmuştur.

Özellikle kapatılmasına yöneticilerinin bile kesin gözüyle baktığı partilerin hep yedekleri olagelmiştir. O dönemden kalma alışkanlıkla ülkemizdeki 70 küsür partinin bir kısmı bu yedeklerden oluşmaktadır.

Üçüncü grup: Uyanıklar

Bazı partilere bakarsınız ve isimlerinden bir saçmalık olduğunu sezersiniz. Bu partiler ülkede en çok neyin oy aldığını analiz etmeye çalışırlar.

Örneğin ülkemizde muhafazakârların sesi olarak Ak Parti, sosyal demokratların sesi olarak CHP ve milliyetçi kanadın sesi olarak MHP bulunmaktadır. Bazı uyanıklar düz mantıkla bu kanatların hepsine birden hitap edebilecek çakma isimler üreterek bu üç partinin aldığı oydan fazlasını alabileceği hayaline kapılmaktadır.

Henüz üçünün bileşimi olan Sosyal Demokrat Muhafazakâr Milliyetçi Parti gibi saçma sapan bir parti kurulmadı ama iki akımın isimlerini birleştirerek bir şeyler yapabileceğine inanan uyanıklarımız yok değil.

Dördüncü grup: Çakma partiler

Ülkemizde parti kurmak için karşılaşılan saçmalığın son noktası olarak da çakma partiler karşımıza çıkıyor.

Kısaltmasıyla, logosuyla, internetteki parti sayfasıyla, yöneticisinin sloganıyla çeşitli büyük partilerimizin adeta dandik bir imitasyonu gibi olan bir dolu partimiz bulunmaktadır güzide ülkemizde.

İsim vermeye gerek yok ama seçim sandığında logo veya kısaltma benzerliği ile “Acaba vatandaş yanlışlıkla o parti yerine bizim partiye oy verir de bize buradan çorba çıkar mı?” mantığıyla parti kuran süper zekalı yurdum insanını ayakta alkışlamaktan başka yapabilecek ya da söyleyebilecek bir şey bulamıyorum.

 

Beşinci grup: Parti görünümlü operasyonel örgütler

“Nedir bu sağ ve sol görüş?” başlıklı yazımı okuyanlar bilir. Bir partinin parti olabilmesinin birinci koşulu ekonomik bir modeli savunuyor olmasıdır. Bunun bir sonucu olarak bir partinin ekonomiye dayalı belirli projelerinin de olması gerekmektedir.

Ancak güzel ülkemizde demokrasinin adeta bir kılıf olarak kullanılması maaşlı bir meslek haline geldiğinden hiçbir ekonomik modeli savunmayan, hiçbir projesi olmayan, toplumun hiçbir kesimini de tam anlamıyla kucaklamayan, dolayısıyla parti olmaktan başka her işe yaran bir dolu parti görünümlü örgüt faaliyet göstermektedir.

İçinde silah kaçakçılığı, cinayet, uyuşturucu ve kadın ticareti, organ mafyalığı, uluslar arası istaihbarat örgütlerine bilgi servis etmek, hırsızlık, gasp, soygunculuk, haraç kesme, tırnakçılık, değnekçilik ve aklınıza gelebilecek her türlü yasadışı işi yapan ancak ülkede yaşayan hiçbir vatandaş için hiçbir ekonomik, projeye dayalı ürün ortaya koymak için kılını kımıldatmayan bir dolu parti bulunmaktadır.

Parti kapatmamanın bir demokrasi kuralı olduğu güzel ülkemizdeki tek eksiklik “Suç ve Terör Partisi” adında bir partinin yasal olmamasıdır. Sanıyorum ki böyle bir isim yasal olsaydı da kimse bu ismi açıktan kullanmak istemezdi.

İnsanlar genelde bunun tam tersini parti adı olarak belirlemeyi daha uygun görmektedirler. Zavallı okumamış insanımızın kafasının içine de Amerikan düşünce enstitülerinde olgunlaştırılan iki sloganı sokmak bu tip partiler için oy toplamaya yeterli olmaktadır.

Herhangi bir şekilde siyaset üretmeyen ve siyasete yönelik hiçbir girişimleri olmamasına karşın bu grup ilgi çekici şekilde komünist akımdan beslenmektedir. Zaman zaman islami söylem kullanarak şirin görünmeye çalışsa da asıl amaçları kendilerini yaratan ülkelerin emirlerini uygulamak olan bu grubun amacı ülkenin bölünmesi, bölünemiyorsa kan kaybetmesini sağlamaktır.

Bu grup yukarıdaki grafikte "terörist akım" olarak gösterilen ve sağ-sol akımları gösteren beşgenin dışında yer almaktadır. [Görmek için TIKLAYIN]. Öte yandan doğrudan HDP'nin hangi siyasi görüşü savunduğunu merak ediyorsanız aşağıya tıklayabilirsiniz?

HDP'nin SİYASİ GÖRÜŞÜ İÇİN TIKLAYIN.

 

Altıncı grup: Sürrealist Partiler

Tıpkı operasyonel örgütlerin parti adı altında faaliyet göstermesi kadar saçma bir diğer grup da sürrealist partilerdir. Parti olmak için gerekli mantıksal altyapıları yoktur. Buna karşın hak, eşitlik gibi kavramlara dayanıyor olmalarından ötürü sosyal demokrasiden beslenmektedirler. Ancak yukarıdaki grafikte görüldüğü üzere sağ-sol akımları gösteren beşgenin dışında yer almaktadır, çünkü bu tip akımlar siyasetle alakalı değildirler. [Grafiği görmek için TIKLAYIN]

Bir parti ekonomik planı, projesi olmadan parti olamaz ve toplumun sadece bir kesiminin temsil edildiğinin iddia edilmesi de “Biz de mecliste bu fikri savunacağız” gibi salakça bir düşünceyle açıklanamaz.

Yani “Sarı Pantolon Giyen Tavşan severler Partisi” diye bir parti kurulamaz. Her partinin eğer seçime giriyorsa ülkenin başına geçecekmiş gibi hazırlıklı, planlı, projeli olması gerekir. Allah korusun toplumun % ikisini temsil eden bu dangalak partilerden birisi ülkenin başına gelecek kadar oy alırlarsa ne olacak?

Ülkede herkese sarı pantolon dağıtıp tavşan barınaklarının sayısını mı artıracaklar? Yöneticileri bunu eminim ki hayal bile etmemişlerdir. Kısacası bu kadar dar perspektifli, azınlıklara hitap eden ve seçilmesi durumunda “mecliste o görüşü savunmak” dışında hiçbir fikri olmayan parti diye bir şey olmaz.

Her ne kadar vatandaşımız da bu gerzek akımlara oy vermese de görüntü kirliliği bile siyasal yapının bozukluğuna işaret etmektedir. Bu bir sorundur ve ortadan kalkması gereklidir. Sırf bir zararı yok diye günde üç öğün plasebo içip “yarabbi şükür” demenin bir anlamı yoktur. Azıcık beyin herkese iyi gelir.

 

Yedinci grup: Gerçek partiler

Ülkemizde siyaset alanında en zor bulunan şeyin siyaset alanında gerçek partilere denk gelmek olduğunu diğer yazılarımdan da rahatlıkla çıkarabilirsiniz.

Ekonomik olarak projelerle bu ülkeye ne katacağının hesabında olmayan kimsenin çıkıp falanca filanca görüş için bana oy verin demesi mantıklı değildir.

Ancak çoğu palavra olsa da belirli siyasi akımın temsilcisi olan partilerimiz var ve her ne kadar bazılarının ciddi projeleri olmasa da bu partiler ciddi siyasi akımların güçlü temsilcileridirler. İleriki kısımda ülkemizdeki temel akımları ve hangi partinin hangi akımı temsil ettiğini göreceğiz.

 

TÜRKİYE’DE KAÇ SİYASİ AKIM VAR?

Kısaca temel siyasi akımların neler olduğuyla başlayalım isterseniz. Merak edenler de “Nedir bu sağ ve sol görüş?” başlıklı yazıdan ya da “Sağ-sol siyasi görüş grafiği” ne bakarak meraklarını gidersinler.

Siyasi akımlar temel olarak ikiye ayrılırlar; sağ ve sol. Sağ akımlar kendi içerisinde merkez sağ, liberalizm, muhafazakârlık ve faşizm olarak dörde ayrılmaktadır. Sol akımlar da merkez sol, sosyal demokrasi, komünizm ve anarşizm olarak dörde ayrılmaktadır. Kısacası siyasi akımlar sekize ayrılmaktadır.

TÜRKİYE’DEKİ SİYASİ AKIMLAR NELERDİR? (Tabi bunlara siyasi denilirse…)

Ülkemizde yukarıda saydığımız sekiz akımın kaçı temsil edilmektedir. Ülkemizde birinci akım olarak muhafazakârlık, sonra sosyal demokrasi, sonra komünizm, sonra da liberalizm temsil edilmektedir. Diğer akımların neden temsil edilmedikleri sorusu bence son derece gereksizdir zira bir ülkede her akımın temsil edilmesine gerek olmadığı gibi bunun sonuçları genelde felakettir. Amerika bu soruna çözüm olarak nerede çokluk orada b.kluk ilkesinin bilincinde bir şekilde sadece iki akımın temsil edilmesine izin vermiştir; sağ ve sol. Zira bu bence de oldukça mantıklıdır. Geri kalanlar ancak görüntü kirliliği yaratmaktadır.

Şimdi pek çoğunuzun görür görmez “Milliyetçi akım nerede? Muhafazakârları görmüşsün de bizi niye görmedin?” dediğini duyar gibiyim. Ancak siyasi akım yelpazesinde milliyetçilik muhafazakârlık görüşünün altında geçmektedir. Yani aslında muhafazakâr kanat ülkemizde ikiye bölünmüştür; İslamcı muhafazakâr kana ve milliyetçi muhafazakâr kanat. Yazılarımı okuyanlar bilir muhafazakârlığın sadece dindarlıkla aynı anlama gelmemektedir. Bir fikri muhafaza eden her görüş muhafazakâr olabilir.

Galeride yer alan ve sizler için hazırladığım grafiğe bakarsanız ülkemizde milliyetçi muhafazakâr ve İslamcı muhafazakâr kanada ait bir dolu parti bulunmaktadır. Aralarında sadece minik görüş ayrılıkları olan bu partilerin çoğu aynı amaca hizmet etmektedir. Bu partilerden İslamcı muhafazakâr kanadın sesi Ak Parti, milliyetçi muhafazakâr MHP’dir. Kısacası aynı kanadın diğer partilerinin de bu partiler altında birleştiğini varsayıp yuvarlarsak %50 Ak Parti %20 de MHP oyuna bakarak ülkenin %70 muhafazakâr bir yapıya sahip olduğunu görmek mümkündür. Bu mecliste son derece güçlü şekilde temsil edilmektedir.

İkinci akım ise sosyal demokrasi akımıdır. Bu akımın ülkedeki yegâne temsilcisi CHP’dir. Bu akımdaki diğer partilerin genel olarak sayısının da oldukça az olduğu dikkatlerden kaçmamıştır sanırsam. Zaten parti sayılarımız da toplumun genel eğilimlerine uygun olarak şekillenmiştir. Sosyal demokrasi mecliste temsil edilen bir siyasi akımdır. Buraya kadar idealistik bir şekilde CHP'yi tanımladıysak da artık günümüz Türkiye'sinde CHP bizim bildiğimiz CHP olmaktan çıkmış bulunmaktadır. Sosyal demokrasiyi temsil ettiğini söylesek de sanıyorum ki son 20 yıl içerisinde CHP'nin sosyal demokrasi anlayışı tarih sayfalarına gömülmüş durumda. Bu mesele son derece derin ve uzun olduğundan meraklılarının şu iki ilgili yazıyı okumalarını salık veriyorum:

CHP'nin terörle ilişkisi

CHP'nin siyasal duruşu nedir?

Yukarıdaki yazılarda geçen acı tablo dolayısıyla CHP'ye sosyal demokrasinin temsilcisi demeye artık utandığımdan bu detayları yazıya eklemenin zorunluluk haline geldiğini düşünüyorum.

Üçüncü akım liberallerdir. Son derece sınırlı sayıda bir avuç partinin temsil etmeye çalıştığı bu akımın temsilcileri ülkede liberal olmaması dolayısıyla da güdük kalmışlardır. Bu akımın kendisi var olmasına rağmen mecliste bir temsilcisi bulunmamaktadır. Seçimlere de genelde yeşillik olsun mantığıyla katılmaktadırlar. Ancak haklarını yemeyelim yine iyi kötü ekonomik ve proje üretimi bağlamında çalışmaları olan partilerdir bunlar.

Dördüncü akım komünist akımdır. Ülkedeki toplam oyları son derece az olmasına karşın doğaları gereği oldukça aktif ve gürültülü bir kitledirler. Potansiyel küçüklükleriyle ters orantılı olarak çok sayıda partiyle temsil edilmektedirler. Mecliste bir temsilcileri bulunmamaktadır. Ancak ilgi çekici şekilde altıncı grup olan siyasetle ilişkisiz kesimle bazı organik bağları bulunmaktadır. Temel olarak komünizmin doğasına ve ahlakına aykırı olsa da böyle bir bağ nedense vardır ve bu durumu komünizmin ahlakıyla açıklamak imkansızdır.

Beşinci akım aslında tıpkı altıncılar gibi siyasi olarak partiden sayılmayacak partilerden oluşmaktadırlar. Plan proje ve mantıktan uzak bu kesim belirli bir temaya yönelmişlerdir. Sanıyorum ki Yeşiller Partisini bu iyi niyetli kesimin en bilinen temsilcisi olarak gösterebiliriz. Yeşili ve doğayı koruma gibi güzel bir amaçla yola çıkan bu partimiz maalesef bir parti mantığından uzaktır çünkü yeşili ve doğayı korumak bir partinin yola çıkış amacı olamaz. Bu bütün partilerin temel görevidir. Türkiye Hümanist Partisi de aynı şekilde çok iyi niyetli ancak mantıksız bir partidir. Davranışçı, Gestaltçı ya da Psikanalitikçiler partisi gibi temel kuramların partileri olamaz. Her parti insana insanca yaklaşma anayasal zorunluluğundadır. Bu partilerimiz bize kızmasınlar ama gerçekler böyle. Genelde sol kesime daha yakın olan bu partilerin sola olan yakınlıklarının sadece sempatik bir bağ oldukları söylenebilir ancak bir sınıflamaya dahil olmaları pek mümkün değildir.

Altıncı akım ise bildiğim kadarıyla dünyanın hemen hiçbir ülkesinde yasal kabul edilmemekte ve eylemlerine izin verilmemektedir. Bu akım siyasi bir akım değildir. Defalarca dediğim gibi ekonomik bir planı, projesi olmayan bir partinin ortaya partiyim diye çıkması mantıksızlıktır.

Bu bir yana bu kanadın var olan hiçbir siyasi akımla ilişkisinin olmaması daha ilgi çekicidir. Yani liberalizm, komünizm, muhafazakârlık ya da faşizm gibi herhangi bir görüşü savunmuyor olmaları ilginçtir.

Teknik olarak hiçbir görüşleri yoktur. En yakın oldukları görüş ellerine silah alıp sağa sola ateş açtıkları göz önüne alınırsa Anarşizmdir. Ancak bu grup anarşist olma niteliğine de sahip değildir. Zaten galerideki grafiğe dikkatli bakarsanız bu grubu siyasi akımların dışına yerleştirdim. Çünkü bu yapılanın en aşırı uç bile olsa siyasetle uzaktan yakından alakası yoktur. Bunu da kısaca şöyle açıklayabilirim.

Anarşistler tüm kuralların ve tabuların varlığına karşıdırlar. Emir almazlar. Yani eğer bu grup anarşist olsaydı dış ülkelerin emirlerini uygulamak için sahaya çıkmazlardı. Ayrıca anarşizm bölücü bir akım değildir.

Yani anarşizm belirli bir sistematik doğrultusunda bir ülkeyi bölüp bir süper gücün emrine amade bir paravan devlet kurma fikrinin peşinden gitmez. Onun amacı her yerdeki tüm devlet fikrine karşı çıkmaktır.

Yani her insan %100 özgürdür düşüncesini savunmaktadırlar. Tabi bu aynı zamanda insanların birbirlerini öldürme veya birbirlerine tecavüz etme haklarını da kapsamaktadır ama bu ayrı konu.

Özellikle bu grup anarşist de değildir. Peki, sadece dışarıdan alınan emirler doğrultusunda bir ülkeyi bölüp bir süper gücün emrinde bir devletçik kurmak için çalışan bu silahlı örgüte siyasi olarak ne ad verilmeli?

Bu sorunun siyasal akımlar içerisinde hiçbir cevabı yoktur. Her ne kadar kökleri komünizm ve anarşizmden besleniyor gibi görünse de faşizmle yakın ilişkili bir özellikleri bulunmaktadır.

Başta da söylediğim gibi yazımı okuyanlar bilir (Okumak için BURAYA tıklayın). Her ne kadar birisi sağın diğeri de solun en ucunda yer alsa da faşizmle anarşizm arasındaki ayrım kıl kadar incedir. Çoluk çocuk, yaşlı genç ayırmadan sadece kendi görüşünden olmadığı için başkalarını öldürmekten çekinmeyecek tek grup faşistlerdir. Bu açıdan bu gruba faşist de denilebilir.

Ancak bir fark var. Faşistler güçlerine güvenerek acımasız ve canice de olsa insan öldürürken pusu kurmak, insanları mayınla havaya uçurmak, sırtlarından vurmak ya da yol kenarına bomba koyarak patlatmaya kalkışmak gibi yöntemler kullanmazlar. Bu faşistlerin tarzı değildir. Onlar üstüne üstüne gider ve yok ederler.

Faşistler cani bile olsalar asla kalleş değildirler. Peki ülkemizdeki bu grup nedir öyleyse? Pusu kurarak, kadın çocuk demeyerek, kendisine silah çekmeyene silah çekerek, insanları sırf dışarıdan aldıkları emirler doğrultusunda öldürüp, sindirip bastırarak başka ülkelerin çıkarlarına hizmet etmenin tek bir adı vardır; terörizm.

Terörizm bir siyasal akım değildir. Terörizm büyük devletlerin örtülü operasyonları için kendilerine göre görece beyinleri yıkanmaya en müsait cahil ve canilerden toparladıkları beyinleri yıkanmış bir ayak takımı ve başlarında genelde özel istihbarat birimleri tarafından çok iyi eğitilmiş örgüt yöneticileri olan sistematik bir öldürme, yok etme ve sindirme eylemidir.

Asla ve asla siyasal akımlardan etkilenmezler. Sağ sol gibi şeyler hiçbir şekilde bu akımların doğasına etki etmez. Ancak her daim bir kılıfa ihtiyaç duyarlar. Bu grubun yöneticileri genelde kullandıkları kitlenin “Biz Allah’ın Kuran’da bahsettiği yeryüzündeki bozguncularız!” diyerek açıktan Allah’a şirk koşmaktan çekineceklerinin bilincinde olarak onların egosunu okşayabilecek bir slogan seçerler.

Halkların kardeşliği gibi… Ya da emekçilerin haklarını savunuyoruz gibi… Sonuçta herkes halkların kardeş olmasını ya da emekçilerin haklarının savunulmasını ister.

Bunu yaparken uzun namlulu silahlarla çevredekileri öldürmeye başlayıp güvenlik güçleri tarafından öldürüldüklerinde de peşindeki kitlelerin durduk yere gaza gelmesini sağlayacak bahaneleri hazır olmuş olur: “Halkların kardeşliğini istemedikleri için bizi öldürüyorlar, emekçilerin haklarını vermemek için öldürüyorlar”.

Son derece ilgi çekici şekilde bu bahane ile ülkemizde bir dolu vatandaşımız bu akıma hak verebilmektedir. Yani aslında bu mantığa dayanarak ülke yönetilebileceğine inanan kitle şuna da inanıyor olmalı; bir fabrikada hakkını aramak isteyen işçiler grev yapmak yerine ellerine Stinger füzesi alıp tüm hava ve yer unsurlarına ateş açarak haklarını aramalı, tüm ticari kurum ve kuruluşları yağmalamalı, haklarını vermeyen tüm kadın ve çocukları mümkünse yakarak, mayınlı tuzak veya uzaktan kumandalı parça tesirli bombalarla yok edebilmeliler.

Bu örneğin şu anda yapılandan tek farkı bu kişilerin bu eylemleri fabrikadan alacakları gibi mantıklı bir neden için değil, farkında olmadan dış ülkelerden aldıkları emir doğrultusunda yapmalarıdır.

 

SONUÇ: SİYASİ YAPIMIZ ALLAH’A EMANET

Yazıyı okuyup yorumlama becerisi olmayan, ön yargıyla, kendine göre ilgili gördüğü birkaç yerden cımbızla işine gelen kısımları seçerek yorum yapmayı şiar edinmiş bazı kişiler eminim şu yorumu yapacaklardır:

Bu çok seslilik demokrasidir. Sen bunu hazmedememişsin. Ne yani falanca partiler kapatılsın mı, bunu mu istiyorsun? Filancaların sesi duyulmasın mı? Faşist sensin, şu sensin bu sensin.”

İnsan öldürmeyi, silah, uyuşturucu ve beyaz kadın ticareti yapmayı, her türlü mafya ve kaçakçılığın altından çıkmayı, çoğu ülkeden emir almayı kafasına koymuş insanlara dünyanın neresinde demokratik hak veriliyor? Daha vahimi bu eylemler ne zamandan beri demokrasi tanımının içerisinde yer bulur oldu? Biz demokrasiyi başkasının özgürlük alanının başladığı yerde biten bir özgürlükler silsilesi bilirdik.

Söyler misiniz dünyanın neresinde hem hiçbir şey bilmeyip hem de o bilmediği şeyi bu kadar ateşli savunabilecek kadar bilinçsiz insan bir arada bir arada bulunabiliyor? Ayrıca bu bilinçsizliğin adı galaksinin neresinde demokrasi olarak adlandırılıyor? İngiltere? Amerika? Japonya? Uruguay? Faroe Adaları? Mikronezya? Almanya? Hindistan? Rusya? Çin? Mars? Jüpiter? Uranüs? Andromeda?

Peki bir çözüm önerisi yok mu dersiniz? Bence insanoğlunda beyin oldukça çözüm şansı da tükenmemiş demektir. Şahsen o beyin fırtınalarından iki farklı çözüm önerisi ileri sürmüş de bulundum (Çözüm önerisi içeren beyin fırtınası için TIKLAYIN). Ancak daha fazla zihin yorulmalı ve bu saçmalık ortamından tez vakitte çıkılmalı. Aksi takdirde biz daha çok vakit kaybederiz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 430
Toplam yorum
: 179
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 3453
Kayıt tarihi
: 05.06.10
 
 

Jack Amca, düşünsel dünyasındaki gelişmeleri dışa vurmak niyetiyle başladığı yazı yazma sevdasına..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster