Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Aralık '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
594
 

Yazarken... Paylaşırken...

Yazarken... Paylaşırken...
 

Ey güneş, gurup vakti ufukda saatlerce durabilir misin?


Aklına esdikçe, bazen de gerektikçe, içinde(n) kafes kapısını zorlayan kuşlar gibi bir şeyler kıpır kıpır olup dışarı çıkmak, uçarak özgürlüğ(ün)e kavuşmak ve o kafesi hafifletmek istediğinde, bu iç emre uyarak yazıyor, paylaşıyordu...

O sigarasını, bazen de sigaraları  kül tablasında kendi kendilerini içerken yazıyordu...

İşte o anlarda, uzaklarda,

Hep yüksek dağ tepelerini yalayan

Yağmur yüklü, bereketli bulutlar

Sanki o yemyeşil ve ıtır kokulu ovaları

Sıyırarak okşuyor ve güneş

Gurup vakti ufukta, denize hiç batmadan

Saatlerce durabiliyordu.

Yine de o iri ve yakıcı cüssesiyle güneş, tüm gücüyle denize, okyanuslara gömülüp geceye yol verirken, gökyüzündeki tüm melekler, birer selam çakıp nazlı Ay'a ve parlak yıldızlara, yeryüzüne iniyorlar, ayakları, varlıkları gibi berrak, tertemiz sulara erişiyordu.

Ve yine o anlarda, içindeki tüm karamsarlık dağılıyor, endişeler yok oluyor, çok sevdiği Türkiye'si, o paramparça olup dağılacakmış gibi duran Türkiye'si bile birdenbire toparlanıp bütünleşiyordu!

İçinde ve yeryüzünde kötü kalpli hiç kimse kalmıyordu.

Her yer, iyi kalpli, özverili, aldıkça değil verdikçe zenginleşen insanların valsiyle şenleniyordu.

Yazı, sanki gece ya da kar gibi tüm kirleri örtüyor ya da temizliyor, şefkatli bir ana eli gibi tüm eksikleri onarıyor, gedikleri kapatıyor, yaratıcı bir güç gibi de her şeye yeniden hayat veriyordu... Bazen de doğa yasalarını zorlayarak...

Böylelikle,

Kendi kendini dinlemekten kurtuluyor,

Berrak ve açık bir yürekle dünyayı dinliyordu

Sanki bazı anlarda, dünya da onu...

Ya yazamaz, veremez, paylaşamazsa... İşte o zaman uzun ve soğuktur geceler. Kaygıdan, berrak sularla yıkanıp da sanki kar beyazı kesilir, o uykusuz geceler...

Anımsadı birden, nedense,

"Alışveriş aşktır" diyordu

Bir tanıtım sloganı, oysa

"Veriş" aşkdı onun değerler dünyasında,

Yazarak paylaşmak gibi.

"Alış"lar ise, "alış" değildi

Emekle, alınteriyle hak edilmedikçe!

İ.Ersin KABAOĞLU,

14 Aralık 2011, Ankara

Müzik ve görsel anlam için bkz.: http://www.youtube.com/watch?v=B5T9LLtpJHg&feature=related 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

MERHABALAR...Sevgili kardeşim ERSİN beyciğim..:-) Sizin bu güzel yazılarınız, beni (LUX) okuyucu statüsüne soktuğunu hissettiriyor bir an için...İltifat değil, gerçekten gerçek..! Ben KİBAR ve NEZAKETLİ insanları çok çok seviyorum... KABA ve SABA insanlar ancak kendi keskinlikleri ile KÜPLERİNE zarar veriyorlar, fakat zavallılar bunun bile farkında değiller..:-)) Sonsuz sevgiler ve selamlar...:-) ADANA'dan --> ANKARA'ya.. :-)) NECİP KÖNİ - ADANA / TR

Necip Köni - Adana / TR 
 26.12.2011 21:43
Cevap :
Değerli iltifat ve övgünüze içten teşekkürler sevgideğer, canım Necip Bey yazarım. Yine de karşı tarafa bildiğimiz o tek usulle, yani "nezaketle" yaklaşırsak değişebiliyorlar insanlar. Eğer o potansiyel varsa, o ışık yansıyıp geri dönebiliyor. Yorumunuzdan hareketle "KABA"lık konusunda bir espri yapmama izin verirseniz: Onu ben, iradem dışı, doğar doğmaz SOYADI olarak almışım. Daha fazlasını alamam, yapamam :) Yani bizim nezaket ve kibarlığımız biraz da bu mecburiyetten olabilir mi acaba? :)) En içten sevgi ve selamlar... Buz kesmeye yüz tutan Başkent bozkırından Adana ılımanlığına... Yani size...  27.12.2011 16:44
 

Değerli yazarım, yazmak, uzun ince bir yoldaki yolculuktur, nerde ne zaman sonlanacağı bilinmeyen...Yazmak bir heyecandır, kıpırtılar oluşturan. Yazmak başlangıçta heyecan, son noktayı koyunca "dinginliktir"...Yazmanın görünmeyen bir ustalığı da var: Y.gül Alkan'ın çayını soğutturur, buz gibi yapar. :-)) Ve genelde müsekkindir, tansiyonu düşüren...Ve yazan, kelimeleri beynin orkestrasında kıvrak figürlerle dans ettirebiliyorsa...En bi, başarı oluşmuştur...Selam ve saygılarla...

Yurdagül Alkan 
 18.12.2011 20:07
Cevap :
Bu güzel, zaman zaman yıpratıcı (en azından çayları soğutan :) ve onurlu eylemi yorumunuzda çok güzel dile getirmişsiniz değerli Yurdagül Hanım. Yazarak yazma yoluyla sorunların üstesinden gelmeye çalışmak... Olup biteni anlamaya çalışmak. Yazma eylemi her şeyden önce düşünme yollarını açıyor. Gördüklerimizin, yaşadıklarımızın ardındakini ortaya çıkartabilmek, olup biteni anlamaya çalışmak gibi... Yazmanın çok boyutu var. En önemlisi insanın kendini bazen oldukça çaresiz duyumsadığı zaman zaman acımasız bir atmosfere bürünebilen dünyada bir dayanak oluşturması... Yaşadıklarımızdan, deneyim ve gözlemlerimizden yola çıkarak bir dünya yaratıyoruz. Bu dünya sizin dünyanız, yani size özgü bir dünya ve bunu başkalarıyla paylaşıyorsunuz, bu çok hoş bir şey. Ben de kendi "dünyam"dan bir kesit sunmak istedim. İçten teşekkürler ve dostça selamlarımla...  18.12.2011 22:11
 

''Halkın ulusu, rüzgârın kardeşiydi onlar / ateşin öğündüğü üç alınteri nebisi / bir şafak vakti zulmün dehlizinde / yiğitlik anıtını süsledi bedenleri ...''...çağrışımlarımdan birini yazdım sadece...şiir çağrıştırmayan yazın pek yok zaten be dost...gerçi bu yazı deneme falan değil ''şiir'' zaten de...biz de tanırız ''şiirin hasını alacakaranlıkta bile''...icabında...eyvallah...

nedim üstün 
 15.12.2011 20:49
Cevap :
"...Biri engin denizlerle arkadaş/ biri inancın cömert definesi/ biri sabrın korkusuz aslanıydı/ onurun mescidi şimdi cesetleri..." diye devam eden, erkencecik ezilip giden "üç fidana" dair Refik Durbaş şiiri ("Anıt") ile süslemişsin değerli yorumunu üstad! Evet, onlar da birer sevdalı, birer aşıkdı. "Veren aşıklar"! Halkına, yurduna sevdalı.. Şairin hasına, yani size içten teşekkürler ve dost selamlarımla...   16.12.2011 10:38
 

Sayın Ergün'ün ve sevgili dostumuz Şahin'in yorumlarına katılmamak mümkün değil. Satırlarınızda müziği başka bir diyardan gelen, tınıları özel, naif ve ince bir vals var. Ruhların valsi, belki de umudun valsi. Kaleminize, ince duyarlılıklarınızdan doğan muallak hallere sağlık.

Emine Supçin 
 15.12.2011 16:45
Cevap :
Ah o gidip gidip geldiğim diyarı, yapar yapmaz unutuverdiğim valsleri, duyar duymaz hafızama kaydedemediğim tınıları bir bilsem, "geçici iskan" , "dansör" ve "has kulak" belgeleri çıkaracağım :) O yüzden hazır aklımdayken, kaybolmasınlar diye hemencecik yazıyorum :) İleri de "daimi ikametgah"a, kalıcı dans resimlerine dönüştürmek üzere... İncelikli ve derin yazılarını benzer kıvamdaki yorumlarıyla pekiştiren sizin gibi "gerçek dostlar" sağ olsun! Onları "kalıcı" ve "paylaşılır" kılan, böylelikle de yaşatan sizlersiniz. İçten teşekkürler ve dost sevgilerimle...  15.12.2011 17:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 335
Toplam yorum
: 3204
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2367
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster