Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Nisan '08

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

"Eş" misiniz, "eşsiz" mi?

"Eş" misiniz, "eşsiz" mi?
 

Türkçe’de bence en yanlış tercih edilmiş kelimelerden birisi evli çiftler için kullanılan “eş” kelimesidir. “Eş” kelimesinin düz anlamı; "birbirinin aynı olan ya da birbirine çok benzeyen iki şeyden her biri, benzeri”

Oysa insanlar birbirlerinin benzeri olması onların ortak, mutlu bir evlilik geçirmesi için ne gerek ne de yeter şarttır. Örneğin, siz hiç birbirine çok benzeyen iki kişinin evliliğinin mutlu olduğuna tanık oldunuz mu?

Büyük olasılıkla benim için en sıkıcı evlilik, dişi bir benzerimle yaşayacağım evlilik olurdu.

Hepimiz biliyoruz ki, heyecan, keyif, romantizm, aşk benzemezler arasında yaşanır. Tüm beğendiğiniz film ve dizileri aklınızın ucundan geçirin bir bakalım. Hiç birbirine tıpatıp benzer başrol oyuncularının hikâyelerinden zevk aldığınız olmuş mudur? Oysa yüzümüzde hoş bir gülümsemeye yola açan, bizi hülyalara daldıran, heyecandan hoplayıp zıpladığımız film ve dizilerdeki tüm kadın ve erkek başrol oyuncuları neredeyse tamamen birbirinin zıddı karakterlerdir. Kadın titiz, erkek adamsendeci, kadın sorumlu, erkek umursamaz, erkek cesaretli kadın korkak ya da tüm bunların tam tersi.

Aklıma ilk gelen örnek ne oldu biliyor musunuz? Bana romantizmin ne olduğunu öğreten ilk beyaz cam eseri; elbette Mavi Ay (moonlighting). Bruce Willes ile Cybill Shepherd’ın başrollerini paylaştıkları dizi, aslında klasik bir birbirine benzemez karakter senaryosu örneğidir. Rastlantı icabı bir dedektiflik bürosunu ortak olarak işletmek zorunda kalan Maddie Hayes’le David Addison’un macerası, bürolarında çalışan bayan Topesto ile Herbert Viola flörtlerini de kapsıyordu.

Diziden bugüne kalan en net hatıra ve yazıma konu olan noktası, birbirine hiç benzemez bu iki kahramanın her konu hakkında yürüttükleri tartışmalardı. Bu tartışmalar son derece basit ve önemsiz konularda da olsa, tartışma şekli son derece özgündü. Her iki kahramanda karşıdakinin ne söylediğine en ufak bir önem vermeden, en yüksek ses telinden kendi söylemek istediklerini söyler ve sözleri tükendiği zaman genellikle aynı ana denk gelir ve aynı anda odalarına dönerek kapılarını en çok ses çıkaracak şekilde kapatırlardı. Ancak odalarına döndüklerinde yarım yamalak hatırlayabildikleri ile, karşıdakinin söylediklerini parça parça birleştirr ve haksız olup olmadığı konusunda kendisini yiyip bitirirlerdi. Tam bu esnada kahramanlardan birisi boynunu bükerek (bu büyük olasılıkla Bruce Willes olurdu) tekrar iletişim kurmak üzere diğerinin kapısına kadar gelir ve kapıyı açıp tekrar iletişim kurması için diğer yalvarmaya başlardı.

Bu dizinin etkisi var mıdır bilemiyorum ama hayatım boyunca sevmek ve sevilmek için kendime benzer birisini aramadım. Böyle birisi ile beraber olsam başıma gelecek felaketin farkındaydım belki de.

Bu arayışlarımın neticesininde oldukça başarılı olduğunu söyleyebilirim. Beğenileri, tarzları, duruşları, tercihleri oldukça farklı olan bir çift olmayı başardığım bir eşim var. Elbette farklılıkların ürettiği bir sürtüşme kuvveti etkisi mevcut ve bu sürtünme zaman zaman kıvılcımlar üretmiyor değil. Bu ama her halükarda tüm hayatım boyunca sürekli kendimi aynanın önünde hissettirecek birisi ile evli olmaktan kat be kat daha iyi bir tercih.

Gerçi birde evliliğin insanı birbirine benzeten yönünden bahsetmekte mümkün. Evlilikler yıllandıkça, aktörlerin fizikken bile birbirlerine benzemeye başladığı örneklere denk gelmedim değil. Ancak bu durumun ya baştan sahip olunan bir benzerliğin ya da evlilik içinde uzlaşma kavramına çok önem verilemesinin sonucudur diye düşünüyorum.

Ancak güçlü bir bene ve kişilik koruma kalkanına sahip olan, az biraz inatçı, az biraz direngen, uzlaşmayı teslim olmak olarak algılamayan kişilerin evliliklerinin, hayat boyu süren bir heyecanı da beraberinde getirdiğini söyleyebilirim. Elbette benliğini bencilliğe, inatçılığını kindarlığa, uzlaşmayı dayatmaya çevirmemek kaydıyla, bireylerin kendi kişiliklerini korudukları her evlilik onurlu, mutlu ve heyecanı eksik olmayan bir birliktelik olacaktır.

Bu arada az önce saydığım özelliklerin insanı dönüşüme kapalı tutmaması da, belki de evlilik süresince dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan birisi. Çünkü hayatımda en fazla dönüşüme uğradığım süreç, evli olduğum son beş yıllık zaman dilimiydi. Ne dönüşmeden kalmak, ne gereğinden fazla dönüşmek (hiç gereği yokken birebir karşındaki kişinin bir kopyası olmak), ne de karşılığı olmayan tek yönlü bir dönüşüm yaşamak sağlıklı bir sonuç üretmez. İllaki dönüşümün aynı karşındakinin yönüne de olması gerekmez. Her iki öznenin de kişiliğinden bağımsız, üçüncü bir noktaya doğruda dönüşebilirsiniz. İki yanlıştan tek bir doğruya da yönelebilirsiniz.

Sonuçta evlilikte bir hayat yolculuğudur ve tüm yolculuklar gibi, evlilikte de her bir bireyin yolculuğun başladığı noktada kalma hakkı yoktur.



* Yazının başlığını şu şekilde de ele alabilmek mümkün; -"Benzer" misiniz, "Benzersiz mi?-

 
Toplam blog
: 453
: 1826
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..