- Kategori
- Öykü
"Zaaflarına bin(bir) gece"

deviantart.com
Bir kadın leşşş gibi bir barda. Elinde bira bardağı kocaman. Bilekten bükülü eli bardakla kardeş olmuş. Diğer elinde sigara . Sigara tutan eliyle saçlarını düzeltmeye çalışıyor. Sigaradan arada tuhaf bir koku geliyor. Bara geldiğinde yüzünde olan makyaj birbirine girmiş ağlamaktan. Bağırarak, dövünerek ya da hıçkırarak ağlamıyor. Kendiliğinden akan yaşları barmen sarı bir bezle barın üzerinden siliyor aralıklarla.
Kulağında bir kulaklık. Meselesinin sadece kendine ait olduğunu düşünen boğuk sesli bir adam "Başka yer başka zaman, sensiz ömrüm olsun" diye fısıldıyor kadının kulağına.
Kadın kulağının dışında çalan müziğe ayak uydurmuş insanlara kafasını kaldırmadan bakıyor. Artık ne görünüyorsa, kimi görüyorsa ...Bir gözyaşı doyma noktasına ulaşıp diğerine yer vermeye hazırlandığında yüzüne, içinden kendiyle konuşanlara has bir gülümseme yerleştiriyor. Boğuk sesli adama hak verircesine başını sallıyor. Sonra birasından bir yudum daha alıyor, sigarasından bir nefes daha çekiyor, bileği yine bükülüyor ve saatlerdir insanların görmeye alıştığı duruşuna geri dönüyor..
Barın diğer ucunda saçında kırmızılar üniseks bir kız, müziğin sesini bastırmaya çalışarak soruyor yanındaki ince dudaklı erkeğe: " Ne olacak bu kadına?"
Kadın, içiyor içiyor, kendinden geçiyor. Ağladıkça ferahlıyor mu onu bile bilmiyor. Cevabını bilmediği tek sorunun bu olduğuna kanaat getiriyor.
Çok zamandır uzaktan onu seyretmekte olan , hatta çok zamandır sadece onu seyretmek için bu bara gelen genç oturduğu yüksek tabureden kalkıyor. Önce bir iki adım atıyor, sonra duruyor. Artık kadının yüzündeki makyajın dağılışından biliyor ne zaman yerinden kalkması gerektiğini. Son damla barın cilası gitmiş zeminine düştüğünde kadın da sol ayağını oturduğu tabureden yere koyacak çünkü.
Gözyaşı bara, sol ayak yere, sağ el bara, sol el çantaya, sağ el kadının beline....
Barmen sarı bezle siliyor barın üzerini. Bira bardağı barın üzerinde yuvarlanıyor üniseks kıza doğru. İnce dudaklı bir hamlede tutuyor bardağı yere düşmeden havada!
Barın kapısı kapanıyor.
Hava soğuk. Ayılmak isteyeni ayıltmaya yetecek kadar ayaz hatta. Başka zaman olsa, kadın odaklayabilse, yüzünden sadece yarım metre ilerde duran bu genci tanıdık sanabilir. Ama o buğulu, sağa-sola, öne-arkaya giden görüntüde tanıdık bir yüz seçmek o kadar zor ki kadın için.
Kadın titremeye, ürpererek başlıyor. Vücudu tamamen sarsılmaya başlamışken genç, kadının incecik siyah gömlekli bedenini kendine çekiyor. Sarılıyor ama fazla değil. Kadın sadece 37,5 derece sıcaklık hissediyor tek bir an. Genç uzaklaşıyor. Kadın titreyen bacaklarına, bilinç altında kalan son emri veriyor.
"Yürü!"
Soğuk hava kadını biraz da olsa kendine getiriyor. Başını sola çevirdiğinde, elini tutarak yürüdüğü bu genci hayatında ilk kez gördüğünü düşünüyor. Kadın artık üşüdüğünü çünkü üzerinde olması gereken kabanının gencin kolunda olduğunu farkediyor. Ama kabanı üzerine giymeyi bırak, istemeye bile gücü olmadığını biliyor. Genç , kadını bırakıyor üşüsün. Kadın, bu gencin öyle bildiğimiz kahramanlardan olmadığını düşünüyor.
Kadın bütün o bilinçsiz yürüyüşte, gence bir soru sorsa bunun intiharla eş değer olacağının bilincinde.Ama intihara teşebbüsten müebbet yemeyi gözü yemiyor. Hem yarım metreden ölüme atlanır mı, soruyor bulanan beynine? Kendi ölümüne kendi içinden başlayan kadın zamanını bekliyor.
Genç, hergün yaşanan bu seramoniyi bozacak farklı tek bir adım atmıyor. Aynı kaldırımdan yürüyüp, aynı yerden sokağın karşısına geçiyor. Çünkü biliyor ki her gün aynı şeyi yapmazsa, yani her gün binlerce sayıyı, binlerce tuşa basarak, binlerce tabloya girmezse, mesai bittiğinde o bara gidip, kadının gelmesini bekleyip onu izlemezse, zamanında kalkıp kadını belinden tutmazsa, dışarı çıkarmazsa, üşümesine müsade etmezse , hani o sarıldığında bir tek seferlik dudaklarını dudaklarına yaklaştırıp, kadının alkol kokan nefesiyle hayat bulursa , ertesi gün o kadın o bara adım atmayacak. O kadın o bara adım atmazsa beyin ölümünün gerçekleşeceğini biliyor çünkü.
İki kişinin sığması mucize olan merdivenleri çıkarlarken birden otomatın ışığı sönüyor. Kadın sendeliyor. Genç tutuyor. Kapıya geldiklerinde kadın duvara yaslanmış, yüzünde o kendi kendine konuşanlara has gülümsemeyle anahtarın kilitte dönüşünü dinliyor.
Genç, kadını her gün değiştirdiği beyaz sabun kokulu bembeyaz çarşaflara yatırıyor.Üzerindekileri çıkarıyor, kadının çırılçıplak kalan bedenine - tuhaf bir salaklıkla - bakmadan anneannesinden kalan pamuk yorganı üzerine örtüyor.
Kadın uyuyor.
Kadın uyanıyor.
Kadın gözlerini açıyor.
Kadın nerede olduğunu düşünüyor.
Yatağın karşısında, pencerenin hemen kenarında bir masa görüyor. Masada bir kalemlik. İçi, uçları tam açılmamış kurşun kalem dolu.
Tuvalete gidiyor. Tuvaletin plastik çerçeveli aynasında kendine bakıyor. En son yine böyle bir aynanın önünde gözüne sürdüğü koyu renk farı hatırlıyor. Sıcak akması gereken musluktan akan buz gibi suyu yüzüne çarpıyor. Yatağın olduğu odaya gidiyor. Masanın önünden sokağa bakıyor. Sokağın hareketliliğinden saatin öğleni geçtiğini anlıyor. Eli kalemliğe gidiyor. Bir sarı kurşun kalem alıp saçını mükemmel denecek kadar güzel bir topuz yapıyor.
Sol el çantaya, sağ el kapı koluna, sağ el otomat ışığına, sol ayak ilk basamağa, sağ ayak sokak kapısından dışarı, sağ el göz pınarlarına, sağ ayak hayata!
herdaimdinlenebilite
Müslüm Gürses - Nilüfer
Zeynep Casalini - Nilüfer