… Ya da hiçbir şey yaşamadık diyerek, kolların açık rüzgara durursun… Parmakların son derecede ayrı… Hani sızlar parmakların, gergin bir şekilde kolların… Başın bulutlara paralel alabildiğine… Aşa..
(Fonda çalsın şimdi… Gökhan TEPE_ Çöl çiçeğim… ) “Haberin yok…” Ne söyleyebilirim ki?.. Uzun zaman geçti şimdi… Ben bu sorularımla demlendim… Anladım ki; tam rengimi aldım… Böyle sana ..
Hangi gülüşün arkasına gizlendi?.. Gölgelenen ensesinde bir dudaksız mutsuzluk… Neyi gizlemeye çalışıyor ki?.. - Hey sen!.. Arada bir masum, bir de içten içe gülen yüzünü görüyorum… Ağrı kesil..
Bir can havliyle perdeyi açıp, aklıma gelen bütün soruları alkışlayarak cevaplandırıyordu batan güneş… Hali yerinde çatıların en uç tepelerinde süzülme serinliği… Burnuma yinede bir yosun kokusu veri..
“Henüz ölmemiş olan birinin hala bir şansı vardır.” Demişler. Bu şansa yeterince şans verdim sanıyorum. Aynaya baktığımda çoğu kez yansıdı yarım yüzün silik ve yitik… Canım boğazımda dilimi sıkı..
An şu an… dövüşecek aklım kalbimle… Attığında azalacağız… ‘’Önce sen!’’ diyebilecek parmak uçlarım ağırlaşacak… En ağır cüsseyi kaldırıyorum… Etrafa göre hiç kimseyim ama bize şampiyon… Y..
Sözlerinin bıraktığı kulağımdayken.. Açık ara kapılarını tam açmaya yelteniyorum.. Sözlerim geldiğinde dudağıma.. Kapatıyoruz bir an hoşçakalla.. Çok ötelerden.. Yüzüme bakacağın zaman geldiği..