güz mevsimi artık yapacak çok iş var toparlanmalı yamalı bohçayı açmalı önce itip tıkıştırdığım ne varsa bırakmalı ortalığa yeri geldiğinde beni bulacaktır nasıl o..
gecikmiş zamanlardayız belki de, bu tünelin sonundayız! güzün sarı yaprakları artıyorken gitgide içimin doymamışlığında duran bir kitap ayracı başa döndürüyor zaman..
geç ulaşıp, doyamadığım sevdan yalanlarının tatlı ninnisinde büyüdü bir mevsim kadar bile değilken bu aşkın ömrü yine de, öyle çok birikmiş ki sesin aklımda akmıyor, akamıyor dış..
upuzun bir düş/müş düşlediğim benim işim değilmiş/ harcım da iki ileri bir geri tempoda, git git bitiremedim yolu hâlâ acemi kalemim aydınlığı kapatan koca devi bir türlü..
tam dalacakken tatlı uykuyla hayata sığ çukurda ki, derinliği doldurulamayan ağulu boşluğu bozdu rüyayı oysa, yaşamın hayhuyunda yabanıl kokuları duyulmadan ağır değildi..
toprağa gömüyorlar ölümü durmadan, durmadan gömüyorlar her defâsında yeniden çıkıp, geri geliyor ölüm çiçekler ile uğurluyorlar gözünü boyuyorlar kanmıyor, aldanmıyor ..
sonbahar yorgunuyum ne içime sığıyorum ne dışıma ömürde kış yaklaşmakta ne yaptı(k)m dünya için her yer kargaşa /kavga ve ölüm topraklar, kan içiyor su yerine yeşil g..
aşkın, ürkek bir güvercin yüreği gibi çarparken kalbimde/ soluğum sıkışırdı geleceğe dair, gizli korkularım arşınlardı da içimi gülüşünle getirdiğin kucak kucak bahar çiçekleri yeni bi..
yaşayan gözükenin altında, görülmeyen çöküntüydü arzu körlüğü olmaz hayâldi bizimkisi yoksun şimdi sesinle örülmüş kâbuslardan uyanıp yaratılamayan, ayak seslerini gezdiriyorum..
gecenin ortası mavi hayâli küçük bir abanoz kapkara sulara iniyor balıkçı uykusuzluğa mahmuzluyor gözlerini ayaz bilge değil yol göstereni cılız ışığıyla elinde bir den..