Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Haziran '07

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
765
 

A-ke-pe'nin Kovboyu

A-ke-pe'nin Kovboyu
 

Oldum olası yakıştıramadım. “Bu adam, nasıl oluyor da Bay Başbakan ve ekip arkadaşlarının, herkesçe malum çizgilerini benimseyebiliyor, onlarla beraber hareket ediyor?” diye defalarca düşündüm. Bulamadım...


Abdüllatif Şener, Sivas’lıdır. Yanlış bilmiyorsam, Uzunyayla Çeçenleri’ndendir. Dik, doğru ve biraz da inat bir Kafkas damarı vardır genlerinde. Asıl mesleği akademisyenliktir. Maliye alanında doçentlik titrine sahip bir üniversite hocasıdır. Ve yine yanlış bilmiyorsam siyaset yapmak için çok da gönüllü olmamasına rağmen, bugüne kadar yoğun talepler ve zorlamalar neticesinde politik hayatın içinde bulunmuştur.


Şener, partisinin hükümet olduğu her dönemde bakanlık yapmıştır. Son hükümette de devlet bakanlığının yanında Başbakan Yardımcılığı görevini de ifa etmektedir. Genel Başkanı’nın ve birçok partili bakan ve milletvekilinin tam aksine çok tutarlı, dengeli ve devletin ve toplumun tüm kesimlerini kucaklayan, tüm yapılarıyla barışık ve diyalog halindeki siyasi duruşuyla; partili-partisiz tüm kamuoyunun haklı sevgi ve saygısını kazanmayı bilmiştir.


Anamuhalefet lideri Deniz Baykal dahi kendisini, Cumhurbaşkanı olarak görmek istediklerini, Cumhuriyet Halk Partisi’nin parti görüşü olarak, alenen deklare etmişti. Bay Başbakan, Bay Arınç’ın anlamsız siyasal kaprislerine rest çekebilme ve geniş tabanlı bir uzlaşı arama yolunu tercih etme iradesini gösterebilmiş olsaydı, belki de son dönemde yaşanan politik çirkinliklerin hiçbiri tarih kayıtlarına geçmemiş olacaktı.


Peki Abdüllatif Şener, nasıl oldu da bu kadar geniş halk kesimleriyle ve farklı kurum ve kuruluşlarla kucaklaşabilme başarısını gösterebildi? Bu sorunun tabi ki pek çok yönden ele alınabilecek onlarca farklı cevabı var. Ancak ben, şahsi yorumum olarak bir cümle söyleyip, sonra da bu ifademi destekleyen bazı örnekler vereceğim.


Şener; partililerinin ve özellikle de genel başkan ile üst düzey yönetimde beraber çalıştığı kurmayların büyük çoğunluğunun düştüğü zafer sarhoşluğu, tek başına iktidar olmayı siyasal sorumsuzluk olarak görme, denizin bir sonu olduğu fikrini bir türlü kabullenememe, muktedir olmayı hazmedememe ve hepsinden önemlisi de kendilerini, kendilerinden olmayanlardan ayrıcalıklı ve de üstün görme hatalarına düşmemiştir. İtmekten çok kucaklamayı benimsemiştir. Yermekten ve kavga etmekten çok, takdir etmek ve diyalog kurmayı tercih etmiştir. Garip komplekslerin ve bu komplekslerin yansıması olan sürekli islim üstünde durma psikolojisinin kendisine hakim olmasına asla müsaade etmemiştir. Özetle sevgili akepeliler ne yaptı ise Şener tersini yapmıştır.


Şu anda da bir dolu akepeli ikişer milyar başvuru bedelini partiye yatırıp, adaylık başvurusunda bulunmuş, listelere girebilmek için de yapılmadık siyasi manevra ve harcanmadık para bırakmamaktadırlar. Şener, yine partililerinin tersini yapmış ve Sivas birinci sıradaki yerini, banko milletvekilliğini, belki yine bakanlık koltuğunu ve bir dolu dünya nimetini elinin tersiyle itebilme büyüklüğünü göstermiştir.


* * *


Şarap üreticileri derneğinin bir organizasyonuna katıldı. Ve içmemesine rağmen, neredeyse bir önolog gibi, bir şarap uzmanı derecesinde teknik bilgiler sundu. Konuya hakimiyetini gösterdi. Şarabın, tadından başka her şeyini bilirim” diye esprisini yaptı. Tüm komplekslerinden arınmış ve camiasından gelecek tepkilere gülüp geçen edasıyla.


Bir Alevi organizasyonuna katıldı, siyasetçi olarak. Çok yüzeysel bir konuşma yapıp, adet yerini bulsun şeklinde kısa bir süre orada kaldıktan sonra çekip gidebilirdi mekandan, bir Sünni olarak. Kimse de garip karşılamazdı bu durumu. Ama O, oradakilere ve tüm ülke kamuoyuna bir mesaj verdi. Hepimiz aynı kökün dallarıyız derken yine hiçbir şeyden çekinmeden, göğsünü gere gere Evet, ben de aleviyim” diyordu.


Benim, “akepenin kovboyu” diye tabir ettiğim farklı ve sansasyonel çıkışları sununda gerek kendi camiasında gerekse kamuoyunda AKP’nin solcusu” olarak nitelendirilir oldu. Bu yakıştırmayı, kendisine soran gazetecilere, gülerek ve o her zaman ki özgüveni ile bu ifade yetersiz olmuş çocuklar, ben mülkiyeliyim ve her mülkiyeli biraz komünisttir” diyebilmekteydi.


Son dönemde, büyük illerimizde gerçekleştirilen ve yoğun halk katılımlarına sahne olan Cumhuriyet Mitingleri”ni; Genel Başkanı ve üyesi olduğu hükümetin Başbakanı olan şahıs, bindirilmiş kıtalar” şeklinde aşağılarken, Şener tam tersini yapıyor ve hiç kimseden çekinmeden meydanları sesini dinlemeli ve verilen mesajı doğru okumalıyız” diyebiliyordu.


Ve “cumhuriyet çocuğuyuz” vurgusunu her türlü takiyyeden ve riyadan arınmış haliyle ve içtenlikle yapabiliyordu.


Sonuç olarak Abdüllatif Şener dama dedi. Bay Başbakan ve Bay Gül’ün tüm ısrarlarına rağmen sözünden dönmedi. Milletvekili adayı olmayacağını, Hacettepe Üniversitesi’nde hocalık yapacağını bir kere daha kamuoyuna beyan etti.


Bence kendisine yakışanı yaptı. Gerçekten de o resimde Sayın Şener çok ama çok sırıtıyordu. Bu belki de birileri için ders, mesaj, örnek olur kim bilir? Kim bilir belki de genel seçimler sonrasında gerçekleşecek bir Cumhurbaşkanlığı adaylığının altyapısıdır bu yaşananlar? Bekleyip göreceğiz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayin Sener milletvekili adayi olup tekrar meclise girmeliydi. Duzgun insanlar milletvekili secilmez ise, meclisi dolduran luzumsuz, capsiz, yalaka, cikarci, dunyadan bi haber, iki kelimeyi bir araya getiremiyen, halktan kopuk milletvekillerinden ne bekliyebiliriz. Guzel yorumunuz icin tesekkurler, sevgiyle kalin

İsmail Keles 
 07.06.2007 4:44
Cevap :
Sayın Keleş, kamuoyunun bir kesimi de sizin gibi düşünüyor. Mutlaka ki haklılık payınız var. Ancak inanın ki doğru ve dürüst, çaplı, kapasiteli insanların ülkemizde politika yapabilmeleri inanamayacağınız kadar zor efendim, maalesef. Sevgi ve saygı bizden efendim.  09.06.2007 13:19
 

Yorumuma yaptığınız yoruma katılmıyorum. Zaten böyle düşünüp Atatürk ilke ve devrimlerinden ödün verdiğimiz için bu günlere geldik. Ben eskiden sizin gibi düşünürdüm, geldiğimiz noktada, daha doğrusu Atatütk Cumhuriyetimizin geldiği noktada bunun bir lüks olduğuna karar verdim. İran'dakiler başı açık olanı bırakıyorlar mı? Ya medeni hukuk haklarına sahip olup, dine göre yaşama ne demeli. Üstelik bilimsel olarak "türban" dinde yokken. Türban diyorum çünkü geleneksel baş örtüsüne kimse karşı olmadı bugüne kadar.Bu konuda çok yorum var biliyorsunuz ve bunu hayatıyla ödeyen değerlerimiz. Bir düşünseler insanlar,"evreni"; değil kendilerinin dünyanın bir nokta olduğunu; "yaradan" ın "türbanla" bir ilgisi olmayacağına karar verebilirler ama ah bir kendi akıllarıyla düşünebilseler. Saygı ve sevgilerimle.

derinmavi.. 
 05.06.2007 22:54
Cevap :
Değerli Hanımefendi, şayet yazılarımın ekseriyetini okduysanız, inanç konularına özellikle girmediğimi farketmişsinizdir. Bunu çok doğru bulmam. Ne kendi inancımı ne de birilerinin inancını ya da inançsızlığını ikinci ve üçüncü şahıslarla tartışmam. Bu nedenle sizin görüşlerinizi de aldım-kabul ettim efendim. Yalnız eklemek istediğim son bir not şu. Referans olarak ya da emsal teşkil etmesi açısından İran örneğini bahis konusu yapmak, sanırım çok da doğru olmamalı diye düşünüyor, ilgi ve katkınız için çok teşekkür ediyor,sevgi ve saygılarımı sunuyorum.  06.06.2007 23:48
 

Ben bir çeçenim. Abdullatif Şener ise hem anne hemde baba tarafımdan akrabam olur. Bu insanın hem aile hayatı hemde ilkeleri ve duruşu asla ve asla APY.ye göre değildi. Onun amacı farklı idi. Başarmayı istediği birçok değişiklikler vardı. Ama ne yazıkki kendisi de geç te olsa anladı ve ayrıldı. Kendisiyle gurur duyuyorum. Sadece akrabam olduğu için değil bir insan olarak ta gurur duyuyorum. Size de yeniden teşekkür ediyorum. Diyorum ki şu İzmir buluşmasında akrabalığımızı da ilan edelim.:)))) Sevgi ve saygılarımla

Abla 
 05.06.2007 15:26
Cevap :
Neden olmasın Sevim Hanım? Sevgi ve saygı bizden efendim.  06.06.2007 23:43
 

Abdüllatif Şener'i tanımanın ötesinde akrabam olduğu için biliyorum. Yazdığınız her satırın her cümlenin hatta her bir kelimenin altına imzamı atarım. Hatta kendisinin izni olsaydı daha çok meziyetlerini de ilave ederdim. Ancak o hiç bir zaman bunu yapmama müsaade etmez. Cumhurbaşkanlığı konusu ise şahsı ile birlikte düşüncelerinin de yüzde 99. uyla layıktır bu yüce makama belki ama ince kriterler nedeniyle olmaz sayın Sevinç olmaz. Keşke İzmir mavilimin dediği gibi olsaydı ne güzel tamamlanırdı bu bütün. Ellerinize sağlık. Bir insan bu kadar güzel ifade edilebilirdi. İki kere teşekkür ediyorum. Saygı ve sevgilerimle

Abla 
 03.06.2007 12:37
Cevap :
Sevim Hanım, biraz daha kurcalarsak sizinle akraba çıkacağız. Sayın Bakan ile benim de çok uzaktan akrabalık bağım var. Anneannem tarafından da akrabamız olan, öz teyzemin eşinin; baba tarafından akrabasıdır Sayın Şener. Ben de çok özel olmaması açısından bazı konulara girmemeyi doğru buldum yazımda. Sahi, şimdi siz Çeçen misiniz? Öyle iseniz "haltımış" yazımı okumadı iseniz lütfen okuyunuz derim efendim. Sevgi ve saygılarımla.  05.06.2007 0:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 901
Toplam yorum
: 2451
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3727
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

İzmir'de yaşıyorum.    Çok uzun yıllar öncesinden başlayıp, hiç ara vermeden bugünlere kada..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster