Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ekim '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Ahh be hayat!...

Ahh be hayat!...
 

Beni oyalıyorsun Hayat!


"Korkuyor musun? Endişeli misin? Çok mu acı çekiyorsun? Kalbin kan mı ağliyor? Hıı??"

 "Ahh evet, şehitler ve ülkem için çok üzgünüm! Seni yaşayacakları upuzun bir zaman varken önlerinde, yok yere göçüp gittiler gencecik yaşlarında, ardlarında ağlayan anneler, babalar, sevgililer, çocuklar bırakıp. Ve hayallerini... Daha dün, şu görev biter bitmez evlerinde geçirecekleri ilk günü, ilk kucaklaşmayı, dostlarıyla edecekleri sohbeti, ilk fırsatta yapmayı düşündükleri işleri düşünüyorlardı. Kimi sevdiğini hayal etti, kimi nasıl kahraman olacağını; kimi korkusuzdu, kimi korkuyordu ölesiye; yorgun, kirli ve hastaydı kimi, en yakın zamanda rahata kavuşmayı diledi. Karısı, çocuğu, memleketi tüttü kiminin gözünde, nişanlı olan düğününde nasıl dansedeceğini hayal etti. Kimi yatağında huzurla uyanacağı ilk sabahı, kimi ilk bulduğu yerde sıkı bir uyku çekmeyi özledi. Fikri, inancı, hayali farklı farklı, önceki ve sonraki hayatı bambaşka, aynı üniformalar içinde birbirinden farksız görünen, aslında her biri kendi içinde ayrı bir cevher barındıran... insan... yaşamayı herkes kadar hak eden... Hepsi de pisi pisine, gözleri arkada yok olup gittiler!

 Kaaaç zamandır bekliyorum ki, bir şeyler iyiye gitsin, bir umut belirsin! Umudum tükeniyor gitgide! Gece uyumadan ve sabah uyanınca, gündüzün bir vakti ya da akşam olurken bir şehit haberi daha gelecek, günahsız insanlar ölü ölüverecek diye huzursuz, kaygılıyım. Ne olacak bu memleketin hali diye diye yarım asrı devirdik, hâlâ senden ümidimi kesmek istemiyorsam, biraz güzel şeyler göster. "

 "Şu aralar böyle düşünmen normal... Çocukların var bak, ne güzel yetiştiler, onlar için iyilikler getireceğime söz versem?"

 "Söylesene onları bekleyen geleceğe dair nasıl iyimser olabilirim?! Oğlumun askerlik çağı da geldi bile. Hem insanlar mutsuzken, analar evlatlarına ağıt yakarken, şiddet çaresizlerin son sığınağı olurken, ben yalnız çocuklarımın geleceğini düşünecek kadar nasıl bencil olabilirim?! "

 "Üzülmeee hepsi geçerrr, bak, ben devam ediyorum. Her şey güzel olacak!"

 "Sana inancım kalmadı artık! Diyelim sohbet ediyorum bir arkadaşımla, gülüveriyorum bir şeye... Başka ocaklardaki acı, ülkemin üstündeki kara bulutlar geliyor aklıma, suçlanıyorum, kendime hayret ediyorum, kendimden utanıyorum. Daha demin şehitlere, ölen anneye, çocuklara vah'lanırken nasıl unuttum da güldüm hatta kahkaha bile attım diye kendimi ayıplıyorum. Çevreme bakıyorum, sen hep aynısın, geçip gidiyorsun işte, herkes de yaşayıp gidiyor günlük telaşının içinde, herkes benim gibi... yani şehrimde, çevremde, gazetede, tv'de, her şey aynı gibi... ama değil!! Bir yerlerde hiç bir şey yolunda gitmiyor işte! İki adım ötemde, şu güzelim ülkemde insanlar ölüyor ölecek! Herkes konuşuyor, telaşla dinliyorum; güya can kulağıyla dinliyorum ama bir fikre varamıyorum. Herkes konuşuyor sadece ve birileri menfaatine nasıl gelirse, istediği gibi davranıp insanları ve tabii beni de büyük hesapların içindeki ufacık ayrıntılar gibi görüyor! Bunu biliyorum, hissediyorum, delirecek gibi oluyorum! "

 "Ben böyle bir şeyim, bunu öğrenmiş olman lazım. Ehh... bu ülkede dünyaya geldin madem..."

 "Ahh tabii ya, şu benim ülkem! Evet bu ülkede doğdum, buradan başka yerde soluk bile alamam. Ama neden olmasın, biz de huzurla yaşayabileceğimiz bir dünya kurabilirdik kendimize! Özgürlük ve barış, iki güzel kelimeden ibaret mi kalmalıydı? Bizim de aydınlarımız yok muydu? Bilim adamlarımız, sanatçılarımız, ülkesini seven siyasetçilerimiz, meslek sahibi insanlarımız, "fikri hür vicdanı hür" gençlerimiz ve onları yönlendiren yurtsever yetişkinler? Bizler öyle değil miydik, barış ve güven içinde bir ülke hayal etmedik mi hep? Ahhh işe yaramadık! Bilemedik ülkemize faydalı olmayı, anca konuştuk durduk işte. Zaten çaba harcayanlar da hiç sevilmediler, kendilerine inandırmayı başaramadılar belki de, zaten de herkes önce kendi küçük ya da büyük hesabındaydı, herkesin bir bahanesi vardı. Kimine de kurulu düzen izin vermedi. Herhalde öyle olmalı..."

 "Moralin bozulmuş iyice. Şimdi uyu, yarın senin için belki de sürprizlerim olabilir! Hayal et ve güzel şeyler düşünerek uyu. Ve uyurken dua et."

 "Beni oyalıyorsun Hayat! Hem, "senin için" diyorsun... "ben" diye diye olmadı mı bütün olan biten? Daha ne kadar "ben"? Gerçi kendime bakıyorum da, yine başım döndürülmüş, neye yanacağımı, kime inanacağımı  şaşırmışım. Otuz yıl sonra birileri bugünleri anlatacak, ben de yine şaşkınlıkla dinleyeceğim, neler neler, ne numaralar dümenler dönmüş meğerse diye; ben uyurken, ben öyle sanırken, ben şu hedefe gözümü dikmişken, şuna inanmışken, şunu hayal etmişken, şuna üzülüyor, bunun için endişeleniyorken meğer neler oluyormuş hiç bilememişim diyecek, kendimi etten kemikten ama zekâdan yoksun, edilgen bir zavallı gibi hissedeceğim; hep bir geç kalmışlık hissi beynimi oyacak. İşin acısı bu his, gerçeğin ta kendisi."

 "Fazla hızlı sayılmazsın ama istesen de istemesen de öğreniyorsun... Dedim sana, senin ülkende hiç bir zaman güllük gülistanlık olmadım ama sen yine de umut etmeye devam et ve iyi düşünmeye çalış...

 Eee sen şimdi söyle bakalım, yarınki programın ne, ya akşama... ne yemek yapacaksın?"

 "Ahh be Hayat, bu kadar acımasız olmak zorunda mısın!?" 

 
Toplam blog
: 33
: 3988
Kayıt tarihi
: 07.06.09
 
 

İyi bir okurum. ..