Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Kasım '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Aklımı başımdan alan...

Aklımı başımdan alan...
 

Öğleyin hızla bankaya doğru giderken, hani şu her aybaşında yapılması gereken işleri yapmak üzere, her zamanki gibi, caddeden karşıya geçip, biraz yukarıdaki o ara sokağa yöneldim. Yolun bir yanı okul duvarı. Uzun ve yüksek. Hızla yürüyorum, adeta koşarak ve masmavi gökyüzünü seyrederek... Nasıl oldu da mavilikleri bırakıp yeryüzüne dönebildim bilmiyorum, birden bir şey çarptı gözüme; şu kış günlerinde beni her zaman şaşırtan, o muhteşem sarı rengiyle birkaç minik çiçek, sanki güneşi yansıtırcasına “gülümsüyordu” o kocaman duvarın dibinde. Ne zaman eğilip de, bir tanesini koparıp yakama iliştiriverdim bilmiyorum... Aslında saçlarıma iliştirebilmek isterdim...belki de iliştirdim, onu da bilmiyorum...


Dönüşte eve uğradım aceleyle, telefon açmam gerekiyordu. Akşama, geçen hafta çalışırken, ikinci kattan düşerek kolunu kıran demirci ustası Ahmet Abi’ye “geçmiş olsun”a gitsem iyi olacaktı. Biraz uzaktaydı evleri bir türlü gidememiştim. Aradım, Nesrin Abla çıktı telefona, “Senin köşende kahve içiyoruz” diyordu. Kocaman bir gülümseme yayıldı yüreğimden yüzüme sevgiyle; “Akşama beraber içeriz” dedim.


İşe döndüğümde ise aklım dışarıda kalmıştı. Kışa dönmek üzere olan, şu “son” bahar günündeki “ilkbahar” havası, okulu kırma isteği uyandırıyordu insanda ama... Birden aklıma geldi, ne olduysa bu güzel havalarda olur ya hani, insanın aklı başından gider, bana da öyle olmuştu; liseden bir arkadaşım işyerime gelecekti, unutmuşum. Çıkışta da Yalı’daki o güzel çay bahçelerinin birinde otururuz diye düşünmüştüm ama olmadı. Arkadaşım bana yakın oturan annesine gidecekti; eşi iş çıkışı oraya gelecekmiş. “Bir eşin özgürlüğü öbür eşin özgürlüğünün başladığı yerde biter” di ne de olsa.


Biz de her zaman görüşememenin verdiği bir özlemle, birlikte arkadaşımın baba evine doğru yürüdük; o güzelim, bahar ama ilkbahar kokan akşamüzerinde ve çalışan biri için haftanın en güzel gününde. Uzaktan denize bakarak sohbet ederken, arkadaşımla İzmir’i yaşıyor olmak da bir başka güzeldi hani. Evet, denize uzaktan baktık; arkadaşım geç kalmamak için denizin kenarındaki o yol yerine ev sıralarının oradan yürümeyi tercih etmişti. Ben de haftanın verdiği yorgunlukla, bir an önce eve dönebilmek için, onu arada bir yerde bırakıp geri döndüm. Ama deniz kenarından...ama mavinin kenarından...


Ah ne iyi etmiş de yürümüşüm... Ne maviydi bilseniz!.. On yıldır şehrimdeyim, ilk kez bu kadar mavi, masmaviydi deniz. İnsanı bir garip duygusallıkla maviye boyayan o muhteşem akşam vaktinde... Kararmaya yüz tutmuş ufuktaki açık maviler, göğün yukarılarına doğru koyu mavilere dönüşürken, arada bir iki yıldız da göz kırpmaya başlamıştı. Ve göğün maviliğinde, kış geliyor dercesine duran bir kaç gri bulut bile, denizden masmavi yansıyordu. İnanılmazdı, muhteşemdi!.. Ne balıkçıları gördü gözlerim, ne okul çıkışı hafta sonu diye rahatça duvarlara, duvar diplerine oturmuş kızlı erkekli öğrencileri, ne sevgilileri, ne tam da Güzelyalı köprüsünden geçerken, vapurdan çıkıp hızla evlerine doğru giden insanları... Sadece şehrimin mavilikleri ve ben... Köprüde dönüp geri baktığımda ise, kararan hava denizi bir başka maviye; “derin mavi”ye dönüştürmüştü.


Köprüyü geçtim ve hemen oradaki çay bahçesine oturdum; eve gidememiştim... Artık beni tanıyan çocuk, sımsıcak bir “hoş geldiniz” le karşıladı; çay ve tost ısmarladım. Oğlumun karnı toktu biliyordum ve az sonra her cuma akşamı yaptıkları gibi buralarda bir yerde, tabi benden uzakta, arkadaşlarıyla buluşacaklardı. Tostların gelmesini beklerken, evet çok açtım iki tane birden ısmarlamıştım, önce kardeşimi, sonra arkadaşlarımı aradım, maviliklerimi bulaştırdım. O çoook uzaktaki arkadaşımı da aradım, “neredeyim biliyor musun” der demez, “hani o oturduğumuz çay bahçesinde mi” yoksa dedi; nasıl da anlamıştı(!)


Ahmet Abi?.. Geçmiş olsun?...

Mavilikler akıl mı bırakmıştı bende, bu kez de onları unutmuştum...

Sevgiler en derin mavilerle...

 
Toplam blog
: 210
: 3227
Kayıt tarihi
: 29.03.07
 
 

Yazmak... Öyle güzel, öyle hoş ve öyle derin bir eylem ki!.. Olmazları bile oldurabiliyorsun. "Ke..