- Kategori
- Anne-Babalar
Ana gibi yâr

Küçük bir hikaye vardır ya bilirsiniz belki. Bir ananın çok hayırsız bir oğlu varmış. Oğlan çalışmaz, yer içer kumar oynarmış. İçkiden suratı mor mormuş. Annesinden sürekli kumar parası istermiş, annesi de verirmiş. Birgün yine kumar parası istemeye gelmiş. Annesinin hiç parası yokmuş, verememiş. Oğlan içkiden kendisinden geçmiş bir halde annesini dövmüş dövmüş; ama annesi hala inandıramıyormuş parası olmadığına. Oğlan annesini bıçaklamış, kalbini de sökmüş. Almış eline kalbi tam bir adım atacakken ayağı takılıp düşmüş. Kalp, annesinin kalbi ‘Oğlum canın acıdı mı?’ demiş.
Annem deyince dünyalar duruyor. Hep düşünüyorum nasıl bir duygudur ki annelik bu kadar karşılıksız, bu kadar yoğun ve gerçek...
İnsan kimseye anlatmayınca acılarını, dertlerini, sevgilerini, sevgisizliklerini... Kararsızlıkları ve çözümsüzlükleri üç adımlık bir hücre olunca onu hapseden ve kara maskeli bir celladın gözleriyle hayat bakarken ona, sarı bir ışık gelir öteden. O sarı ışık, annenin varlığıdır. Bembeyaz bir elbisenin içinde pamuk gibi yüzüyle anne, kollarını uzatır ona: ‘Kayıtsız, her durumda ve zamanda seveceğim seni.’ der. ‘Tek istediğim senin mutlu olman. Mutlu ve sağlıklı.’
İşte o zaman sırtındaki tasaların kamburu yok olur, başın eğilmez. Gözlerini dikip tam karşına, yaşama doğru yürürsün. Dosdoğru ve sen gibi.