Aşkın kaç dili var? / Aşk - Evlilik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '10

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

Aşkın kaç dili var?

Aşkın kaç dili var?
 

Kaç kez aşık oldunuz?
Aşık olduğunuz insanlara gidip itiraf edebildiniz mi aşkınızı? Belki o da size aşıktı ve itiraf edemiyordu.
Sonrasında çok güzel şeyler yaşadınız. ' Sen benim her şeyimsin ', ' Sen olmasan yaşayamam ', ' Sensiz soluk alamıyorum ' mealinde sözler söylediniz muhtemelen. Hadi, itiraf edin, benzerini söylemişsinizdir mutlaka. Bundan daha doğal ne olabilir ki?

Aradan aylar, yıllar geçer, gün olur aşkınız biter. Ve gene aylar, yıllar geçer aradan ' Bir daha asla aşık olmam ' derken, kendinizi başka bir aşkın kucağında buluverirsiniz. Ona da çok güzel sözler söylersiniz. ' Meğer ben daha öncekileri aşk sanıyormuşum, gerçek aşkı şimdi tadıyorum ' bile diyebilirsiniz. Cem Özer Nurgül Yeşilçay'a olan aşkını açıkladığında ' Önceki sevgililerimden özür diliyorum, onlara aşık olmadığımı şimdi anladım ' demişti.

Ahmet Altan'ın adını hatırlayamadığım bir öyküsü vardır; bir koltuğa oturup ilk aşkını düşünmeye başlar. Fakat birden gerçekle yüzyüze gelir; bütün aşklarının hepsinin aslında ilk aşk tadında olduğu gerçeğiyle...Hepsinde aynı yürek çarpıntılarını, aynı hüzünleri, aynı coşkuları, benzer veda sahnelerini yaşamıştır çünkü.

Bütün bunları yazmamın nedeni, birkaç gündür medyanın gündemini meşgul eden İclâl Aydın ve Tuna Kiremitçi'nin yazılarıdır. Okumuşsunuzdur;Her şey Tuna Kiremitçi'nin ' Jacqueline ve ben, sakin bir hayatı seçtik: Akşamları o çellosunu çalıyor, ben romanıma çalışıyorum. Kendisi, hayatımda gördüğüm en uyumlu hayat arkadaşı. ' diye başlayan ve ' Bir geceyi daha aynı çatı altında, Jacqueline ile beraber, çalışarak geçirdik işte. Jacqueline ezan sesinde tatlı bir hüzün bulduğunu söyler hep. Özellikle de sabah ezanında... Bense yıllardır yanılmış olduğumu düşünerek şaşırıyorum: Bir başkasıyla aynı evde yaşamak mümkünmüş meğer.' diye biten yazısına, eski eşi İclâl Aydın'ın ' Ayar çekerim görürsün ' başlığı altında bir yazısıyla karşılık vermesiyle başladı.

İclâl Aydın, bu yazıda eski eşini şu sözlerle suçluyordu; Köşesinde müzisyen sevgilisi çello çalarken o da romanını nasıl yazıyormuş onu anlatmış. Demek ki romana da geri dönmüş. Biz temelli bıraktı sanıyorduk. Neyse birkaç kez daha bırakır, geri döner, gider gelir artık...Bana yazdığı mektuplardan birinde, söylediği vakit çok etkilendiğim "senin yanında iyi biri olmak istiyorum" cümlesi vardı. Jack Nicholson'ın bir filminden alıntı yaptığının altını çizmişti. Aynı cümleyi daha sonra aynı vurgularla Demet Sağıroğlu için de kullandı. Ona yazdığı o köşe yazısında daha önce bana ve büyük ihtimalle Yasemin'e de söylemiş olduğunu düşündüğüm bu cümlelere rastlayınca, Demet de "o yazıyı kesip sakladım" diye röportaj verince...diye devam eden klasik bir ' Eski eş ' yazısı işte.

Buraya kadar her şey normal görünse de, Tuna Kiremitçi'nin yazısında söz ettiği Jacqueline'nin 23 yıl önce ölen bir çellist olduğu ortaya çıkınca, bütün medya bu iki yazarın paslaşmasını - haklı olarak - diline doladı.

Şimdi;

Sizce Nazım Piraye'ye mi, Münevver'e mi, yoksa Vera'ya mı daha fazla aşıktı? Böyle bir soruya doğru cevap vermeki o aşkı yaşayanın bile harcı değildir bence. Nazım bu kadınların hepsine de aşık olmuştu. Hepsine de insanın içini titreten şiirler yazmıştı.

Tabii bu noktada Sabahattin Ali'nin Değirmen öyküsündeki Atmaca geliyor aklıma. Sevdiği kızın tek kolu olmasını aşkının önünde engel görüp, kendi kolunu değirmenin çarklarına sokarak kopartan, böylece de aşık olduğu kızda olmayan bir uzva sahip olmaya dayanamayarak, kolundan gözünü kırpmadan vazgeçen Atmaca'dan da farklı bir aşk söylemi dinleriz;

Sen aşkın ne demek olduğunu bilir misin adaşım, sen hiç sevdin mi?...
Çooook desene! Sevgilin güzel miydi bari? Belki de seni seviyordu... Ve onu herhalde çok kucakladın... Geceleri buluşur ve öperdin değil mi? Bir kadını öpmek hoş şeydir, hele adam genç olursa...
Yahut sevgilin seni sevmiyordu... O zaman ne yaptın? Geceleri ağladın mı?... Ona sararmış yüzünü göstermek için geçeceği yolda bekledin, ona uzun ve acındırıcı mektuplar yazdın değil mi?...
Fakat herhalde ikinci bir aşka atlamak senin için o kadar güç olmamıştır. İnsan evvel' kendi kendisinden utanır gibi olur ama, bilir misin, bizim en büyük maharetimiz nefsimizden beraat kararı almaktır. Vicdan azabı dedikleri şey ancak bir hafta sürer. Ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı iş için k'fi mazeretler tedarik etmiştir.
Ha, sonra bir üçüncü, bir dördüncüye sevdin, ve bu böyle gidiyor.
Peki ama, bu sevmek midir be adaşım, bir kadını öpmek, onu istemek sevmek midir?,,,
Çırılçıplak soyunarak şehrin sokaklarında koşabiliyor musunuz?...
Bir bıçak alarak kolundaki ve bacağındaki adalelere saplamak ve böylece bir nehre atılarak yüzmek elinden geliyor mu?
Bir şehrin adamlarını öldürmek cesareti sende var mı? Bir minareye çıkarak bütün dünyaya işittirecek kadar kuvvetle bağırabilir misiniz?
Aşk sana bunları yaptırabilir mi? İşte o zaman sana seviyorsun derim...
Sen sevgiline ne verebilirsin sanki? Kalbini mi? Peki, ikincisine? Gene mi o? Üçüncü ve dördüncüye de mi o?... Atma be adaşım, kaç tane kalbin var senin?

Sizce böyle bir aşk mümkün mü, bilemiyorum. Öyküde bile olsa inanılmaz geliyor insana.

Murathan Mungan ise; Ben sende bütün aşklarımı temize çektim...der bir şiirinde. Aklıma daha yatkın geliyor Mungan'ın sözleri. Aşktan ağzı yanan biri, başka bir aşkı daha doğru yaşayacaktır diye düşünüyorum açıkçası.

Gördüğünüz gibi, aşık olunca diğer bütün kadınlar / erkekler silinir insanın gözünden. Çünkü aşkın doğasında geçici körlük vardır. Gözler gerçeği görmeye başladığı anda da aşk biter. Aşk, bir gün mutlaka biter. Kalıcı olan sadece sevgidir. O geçici körlük sürecinde hayatın merkezi yapılan insana - elbette - çok güzel sözler söylenir. O anda söylenilen sözler içtenlikle söylenmiştir mutlaka. Bir kez daha aşık olunca da güzel sözler söylenir. Bunlar da içtenlikli sözlerdir. Ve çoğu zaman da İclâl Aydın'ın Tuna Kiremitçi'yi suçladığı gibi o aşk dolu sözlerin içeriği hep aynıdır.

Tam da bu noktada Metin Akpınar'ın her seyrettiğimde beni kahkahalara boğan parodilerinden biri geliyor aklıma. Sevgilisine telefonda ' Kanaryam, kuşum, bülbülüm, gülüm ' diyen Metin Akpınar, sevgilisinden şöyle bir tepki alır; Karına söylediğin lâfları bana söyleme!!! Metin Akpınar'da cevap hazırdır; Her kadına ayrı bir lâf mı bulacağım? Ben lâfımı ortaya koyarım; beğenen beğendiği lâfımı alır, beğenmediğiniz lâfım bana kalır...

Aşk dolu cümlelerin hepsi güzeldir, önemli olan içtenlikle söyleniyor olmasıdır, aynı cümlenin daha önce bir başkasına da söylenip söylenmediği değil...


 
Toplam blog
: 261
: 2212
Kayıt tarihi
: 23.07.07
 
 

1954 Antalya doğumlu ve Antalyalı'yım. Ülkemin ve özellikle bu şehrin sevdalısıyım. Sanatın pek çok ..