- Kategori
- Babalar Günü
Babamın onuncu yıl anısına

Bu fotoğrafta ben yokum, doğmamışım; şimdi fotoğrafta olan babam yok. "Ne tuhaf değil mi baba!"
Ömür, hayat fabrikasının ürettiği acıları tüketmekle geçiyor.....
Babalar Günü'nün olduğu Haziran ayı gelmeye görsün; gözyaşlarımın gizli hazinesi zenginleştikçe zenginleşiyor. On Yıl! Onsuz geçen on yıl! Zamanın eskitemediği acı; her babalar gününde yeniden tazeleniyor. "Babalar Günü" yaklaştığında kalbimde bir hançer; kanımla acının hasadını yapıyor.(Nereye uçar gökyüzü, toprak nerede kalır? Köprünün sonunda bizi bekleyen ölüm, nehrin hangi yatağına sığdırır hayatı?)
Yakınlarda seyrettiğim Emir Kustiraka'nın filminde (beni çok etkileyen bir sahneydi); işletme sahibi kadın sürekli bozulan; hızlanan, yavaşlayan, duran ve tamir etmek zorunda kaldıkları saate bakıp "katiil" diye bağırır...Evet, zaman en büyük katil gibi görünür; yaşanan her şeyi öldürür; hatta bir dakika öncesini bile öldürür fakat zamanın öldüremediği bilakis işkence yapıp acıyı taze tutarak hayatta tuttuğu şeyler var. Bir tanesi de "Ölüm acısı!"...
Babam hayattayken ona söyleyemediklerimi on yıl sonra herkese söylemek acımı hafifletir mi bilemiyorum ama içimde ukde kalan şeyleri saklamanın bu hayat için bir değeri olmadığını biliyorum; onları saklamayıp söylediğim zaman ancak değerini bulacaktır pişmanlığım... "İki bin yedi, Şubat ayında Türkiye'ye gelmiştim, sen yaşıyordun; Ankara'da kısıtlı zamanım içinde yetiştirmem gereken işler vardı.İşlerim yoğundu ama ne olursa olsun gelip seni görmek istiyordum; sana telefon açtım; "Alo, baba nasılsın", "İyiyim yavrum, sen nasılsın", "Ankara'dayım baba, buradan senin yanına geleceğim", "İşlerini bırakıp gelme kızım, ben iyiyim", "Baba seni özledim, görmek istiyorum" "Ananı senin yanına gönderdim,önce işlerini hallet, bir dahaki sefere yanıma gelirsin, ben iyiyim merak etme"...Hayatım boyunca seni dinlemeyen kızın olarak; o gün seni dinlediğim için; ölümünden on yıl sonra bile kendime naletler yağdırıyorum. Senin evinin en asi çocuğuydum, hayatta bir kere dinledim seni gördüğün gibi o da işe yaramadı... Bir de sana son sarılışım gün gibi aklımda. Uzaklara gidiyordum, anneme ve sana "Allaha ısmarladık" demek için gelmiştim. Bir kaç gün yanınızda vakit geçirmiştim, ayrılık vakti geldiğinde sarılmıştık, o an hayatım boyunca sana en sıkı sarıldığım andı ve sen benim bu yakınlığıma çok şaşırmış, ağlamıştın. Bizim aramızda hep büyük bir mesafe vardı, o gün ilk defa o mesafeyi kaldırmıştım, belki de bilinç altında bir daha seni göremeyeceğim ihtimali yatıyordu. Bu, sana son sarılışım oldu..." Şimdi bu "Babalar Gününde sana sarılmak istiyorum ama kollarım boşlukta kalıyor..."
Biz çocuklar kaç yaşında olursak olalım, anneler ve babalar hiç ölmeyecekmiş bir duyguyla yaşarız ve bir gün hayat bize babaların ölebileceğini gösterdiği zaman arkamızdaki dağ yıkılır ve biz boşlukta sallanıp dururuz...
"Haziran ortasında bir ulu çınar /Celladın elinde balta çınara kıyar/ Ağacın ruhu göğün katına çıkar/ Baba, bu acımasız dünyada/ yeryüzü yokluğunla nasıl başa çıkar..."
16/06/2017
Nurbanu KABLAN