- Kategori
- Haber
Baykal sınırları aştı, Brezilya'daki cuntaya destek verdi

Galiba bu sene benim senem olacak.
Sene başında beklentilerini dile getiren ve bunların yavaş yavaş gerçekleştiğini gören birisi için bu algı gayet normal.
Yeni yıla girmeden önce kaleme aldığım, “2010’dan beklentilerim” yazısında dile getirdiğim beklentilerden birisinde ciddi bir gelişme oldu ve Genelkurmay Başkanlığı haftalık basın toplantılarını iptal etti. Yalnızca ihtiyaç duyulan haftalarda gerçekleştirileceğini duyurdu. Beklentim elbette daha ötesiydi. Askerin kendisini ülke içi gündemden tamamen yalıtması ve kamuoyu ile doğrudan temas etmekten kaçınmasıydı. Hatta Genelkurmay’ın Savunma Bakanlığı’na bağlanması yönünde bir gelişme de isteklerim arasındaydı. Atılan adım beklentilerimin hepsini karşılamıyor ama Türkiye gibi değişimlerin ağırdan yaşandığı bir ülke için yılın ilk 15 gününde yaşanan bu ilerleme hiç de fena sayılmaz. Henüz 2010’un ilk günlerinde sayılırız.
Ancak ikinci gelişme daha da çarpıcı oldu. Ben Baykal’ın CHP’de gerçekleşecek yeni bir olağanüstü genel kurulda, Kenan Evren’i parti MYK’sına alacağını öngörmüş ve eski cuntacılara vefa borcunu ödeyeceğini düşünmüştüm. Ancak Baykal daha da ötesini yaptı ve bu girişimini uluslar arası alana taşıdı , Brezilya’lı cuntacılara destek verdi.
Kimilerine inanılmaz gelebilir. Ama Baykal Salı günü gerçekleşen Meclisteki Grup toplantısında, Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik rencide edici ithamların olduğundan bahsetti ve bu duruma, Brezilya’daki gelişmeleri örnek göstererek çözüm önerisini sundu.
İşte konuşmanın metni;
“Türk Silahlı Kuvvetlerin yüreğine, kalbine yönelik bir soruşturma haftalardır sürdürülüyor.
Yani bu soruşturmanın altında bir itham var, bir şüphe var. İthamın, şüphenin hedefi falan kişi, filan kişi olmaktan artık çıkmıştır. İthamın ve şüphenin hedefi kurum hâline gelmeye başlamıştır. Bu şüpheye muhatap olanlar, bu ithamın muhatabı olanlar bunu rahatlıkla karşılayabilirler ama bilinmelidir ki Türk Milleti haftalardır Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik bu ithamın sürdürülüyor olmasından rencide olmaktadır.
Bakın Brezilya’da daha bugün basında var. Silahlı Kuvvetlere yönelik bir soruşturma girişimi yapılmış komutanlar “biz derhal istifa ediyoruz” demişler ve onun üzerine soruşturma konusu da askıya alınmış.”
İsterseniz Baykal’ın verdiği örneğe biraz göz atalım;
Brezilya’da sosyalist İşçi Partisi Başkanı Lula, ülkenin geçmişinde yaşanan cunta dönemlerini ve o dönemlerde yaşanan insan hakları ihlallerini araştırmak üzere bir komisyon kurulması girişimini başlatır. Komisyon çalışması 1964-1985 arasında 400 kişinin öldürüldüğü, 20 bin solcunun da işkenceden geçirildiği dönemde yaşananları ortaya çıkartmayı amaçlamaktadır.
Bu gelişme karşısında ülkenin Hava, Deniz ve Kara Kuvvetleri komutanları ile Savunma Bakanı istifalarını vererek, söz konusu gelişmeye tepkilerini gösterirler. Devlet başkanı Luiz Inacio Lula da Silva ise, ülkede yaşanan gerginliğin önüne geçmek adına tasarının gözden geçirileceği sözünü vererek istifaları engeller. Brezilya'da da, aynen bizim anayasamızda yer alan ve cuntacıların yargılanmasının önünde engel olan Anayasanın geçici 15. Maddesi gibi işlev gören bir af yasası var ve bu yasa Brezilya’da ki cunta döneminin yargılanmasını engelliyor.
Kısacası olay, kendi geçmişindeki lekeleri temizlemek isteyen tüm onurlu ülkeler gibi, Brezilya’da da sosyalist hükümetin bu vicdan yarasının üzerine gitmeye çalışmasından, ülkenin silahlı kuvvetlerinin de bu çabaya direniş göstermesinden ibaret.
Ve bilin bakalım sayın Baykal hangi tarafta yer alıyor? Elbette cuntacı zihniyete destek veriyor ve aynen kendi ülkesinde olduğu gibi sivil iradenin ve demokratikleşme çabalarının karşısında yer alıyor. Aranızda bu tercihe şaşıran var mı?
Sayın Baykal elbette bu örneği, benzer bir durumun kendi ülkesinde de yaşanması için veriyor. Yani kısacası, bu ülkenin silahlı kuvvetlerinin temsilcilerine; “Siz neden hükümeti istifa etmekle tehdit etmiyorsunuz, bakın başka ülkelerde bu girişim sonuç veriyor” demeye getiriyor. Durdurulmasını istediği şey de, bu ülkenin geçmişinde karanlık girişimlerin odağı olduğu düşünülen bir yerde yapılan, suikast iddialarına dair bir araştırma. Bir sivil siyasetçi olarak, sivillerin, askerin özerklik alanını daraltıp, ona ait her noktanın sivillerin denetimine açılmasına destek vereceğine, askere ülkede vesayet rejimini vareden oldukça geniş müdahale alanını koruması yönünde tembihlerde bulunuyor.
Oysaki, tüm dünyada, ülkelerin silahlı kuvvetleri benzer refleksler gösterirler ve sahip oldukları güçle orantılı olarak ülkede söz sahibi olmak isterler. Askerler ve asker zihniyetli siviller her zaman, demokrasinin ağır aksak, inişli çıkışlı ve dolambaçlı yol ve yöntemleri yerine, kural ve ilkelerin, disiplinin ve emir komuta zincirinin tavizsiz keskinliğini ülke yönetiminde hakim kılmak isterler. Ayrıca her güç merkezi, gücün cazibesine kapılan kişilerin diktatörlük hayalleri kurduğu örnekler sunar. Silah gücün en somut halidir. Bu Brezilya'da da değişmez, Türkiye'de de. Buna karşın sivil zihniyetli sivillerin reflekleri de ortakdır. Baykal bu örnekle, hangi reflekse sahip olduğunu bir kez daha göstermekten çekinmedi.
Brezilya’daki cunta direnişine omuz veren Baykal’ın, daha ne gibi örnekler sergileyeceğini büyük bir merakla bekliyorum.
Not 1; Baykal'ın konuşma metni için; http://www.chp.org.tr/HaberDetayi.aspx?NewsID=623
Not 2: Konu ile ilgili daha önceki yazım; http://blog.milliyet.com.tr/2010_dan_beklentilerim/Blog/?BlogNo=221558
Not 3: Bianet'in konu ile ilgili son derece detaylı haberi; http://bianet.org/bianet/dunya/119439-baykala-turkiye-dar-geldi-brezilyanin-cuntacilarini-savundu