Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Nisan '22

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
47
 

Ben Bilmem...

  Merhaba,

  Geçenlerde instagram'da bir ileti paylaşırken, "bilmeye başladıkça daha çok şey bildiğini düşünenlerden misin, yoksa bilmediğin daha ne çok şey olduğunu düşünenlerden misin?" diye de yazmıştım altına. Nefsimi eğitmeye devam ederken, karşılaştığım bir yansımadan derinden etkilendim. Ciddi bir arınma süreci başladı kendi hayatımda, yaptığım seanslarda şifa sisteminin aracısı olduğumu her fırsatta kendime hatırlatırken, şahit olduğum yansımanın etkileri hala devam ediyor ve o günden beri de, azıcık bildiğimi zannettiğim bir konu olsa kendime "ben bilmem" cümlesini hatırlatıyorum. İzlediğim bir dizide vardı, Taptuk Emre, Yunus Emre'ye diyordu, "bundan sonra, senin zikrin, 'ben bilmem' olsun diye.

  Geçen hafta Konya'da bulundum, Konya'ya gidip te, Mevlana'yı, Konevi'yi, Şems'i, Ateşbaz'ı ziyaret etmeden dönmek olmaz sanırım. Mevlana'yı ziyaret ederken, insanları da gözlemledim, telefonu çalanlar, flaşlar ile fotoğraf çekenler, koşuşturan çocuklar, dua edenler,vb...Kapıdan çıkarken bir konuşmaya şahit oldum, iki kişi, bir grup yabancıyı gezdiriyordu, biri diğerine şöyle söyledi: "Şems'e gitmeye gerek var mı? Onların ilgisini çekecek bir şey yok orada, onun yerine..." Mevlana'sız bir Şems, Şems'i olmayan bir Mevlana düşünülebilir mi? Cevabım, "ben bilmem"...Önceden, yargılarım vardı, burada da telefon ile mi konuşulur, olacak şey mi Şems'i olmayan Mevlana, derdim böyle bir durumda, şimdi ise, her birey, bir yerden de, bir kişiden de alması gerektiği kadarını alır diye düşünüyorum. Şimdi, "Edeple gelen, lütufla gider" sözü daha da anlamlı benim için. 

  Yine başka bir dizide karşıma çıkan, "az yemek, az uykuya; az uyku, az konuşmaya; az konuşma, daha çok dinlemeye vesile olur" bilgisi de yeni kapılar açtı bende. Düşünsenize, bir konu hakkında  ya da birçok konu hakkında çok şey bilip, çok şey konuşuyorsunuz ama anlattıklarınız, karşınızdakinin anladığı kadar aslında. Doğu öğretilerinde de sadeleşmenin öneminden bahsedilmez mi? Daha sade bir ev, sade bir yaşam, sade bir beslenme, vb...Yol, birdir, o yola çıkan ara yollar birden fazladır. Sadeleşen bir zihin ile daha çok ses duymaya, daha çok şey görmeye başlamaz mı insan? Neden karar vermekte zorlanır kafası karışıkken? Hangi yöntem kime iyi gelir? Ben bilmem, okyanustaki su damlası der mi ben bilirim diye? Yaşadıklarına bundan beş sene sonra baktığında, aynı gözlerle mi bakarsın?

  Yazının başında sormuştum ya, cevabım: "bilmeye başladıkça, bilmediğim daha ne çok şey olduğunu düşünenlerdenim. Bir de dilime doladığım "ben bilmem" iyi geldi arınma sürecimde. Üstelik zamanlamasının da Ramazan ayına denk gelmesinin vardır bir hikmeti, ben bilmem.

  Bir başka yazıda buluşmak dileğiyle,

  Hayalleriniz gerçek olsun....

Yusuf Cemin Arza bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 59
Kayıt tarihi
: 14.02.22
 
 

Merhaba, Erinç, ben. 1981, İstanbul doğumluyum. İngilizce Öğretmenliği Mezunuyum, Sosyoloji okuma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster