Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ekim '13

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
393
 

Blog yazmak, şişeden cin çıkarmak ve Emin Hoca'nın telefonu!

Blog yazmak, şişeden cin çıkarmak ve Emin Hoca'nın telefonu!
 

internetten alınmıştır.


Uzun sessizliklerin ardından böyle "blog zamanları" gelip çatıyor... Her mevsimin sonunda mıdır, yoksa başında mıdır, bir blog tartışması yaşıyoruz...

Şimdi de, böyle bir zamandayız anlaşılan... Blog yazmayla ilgili ontolojik, sosyolojik, psikolojik fikirler beyan ediyor arkadaşlar... Hem güzel ve yerinde tesbitler bunların çoğu...

Ben de zaman zaman bu kategoriye katkıda bulunmuşumdur... Hepsi yayınlanma şerefine ermese de yayınlananlar bile hatırı sayılır bir yekün oluşturur.

Doğal tabii... Şurda günümüzün nerdeyse yarısını ayırdığımız bir  ortam burası... Burada okuyor, burada yazıyoruz... Ne yaptığımıza, ne ettiğimize dair fikirler, endişeler, serzenişler olmasın mı!...

Kendinizi bir meydana atıyorsanız, bu meydanda görülmek, anlaşılmak ve dahi takdir edilmek istersiniz... Bundan daha insani ne olabilir... MB'de bir "meydan" olduğuna göre bu er meydanına çıkanlar, elbette takdir ve teşekkür beklerler...

Gerçi, belli bir zaman sonra benim "şişedeki cin sendromu" dediğim hali yaşıyorsunuz... O da nedir diyenler için kısaca anlatayım: Bir şişeye hapsedilen cin, uzun bir süre kendisini bu şişeden kim kurtarırsa onun için dile benden ne dilersen diyeceğine, onun kulu kölesi olacağına yemin etmiş... Beklemiş, beklemiş gelen yok... Psikolojisi o hale gelmiş ki sonunda, beni bu şişeden kim çıkarırsa şişeye girmekten beter edeceğim; diye yemin etmiş... Sonunda onu biri şişeden çıkarmış mı, bilmiyorum...(Eğer çıkarmışsa büyük ihtimalle bir blog yazarı çıkarmıştır, diyenleri duyar gibi oldum!!...)

Yani, artık bizler bunca yıl ve bu kadar blog'tan sonra, şişedeki cin misali, bizi keşfedip de büyük gazetelere köşe sahibi yapacakları şişeye girmişten beter edecek modlardayız...

Bir zamanlar istemez miydik, bizim de bir köşemiz olsun, biz de bu köşe sayesinde köşe dönelim... Ünümüz, şanımız olsun; televizyonlarda harıl harıl ateşli tartışmalara katılalım, evde hanım, çocuklar;  mahalleli, akrabalar ve dostlar bizimle gurur duysun!... İster miydik, istemez miydik??

Tabiikine isterdik... Ama isteyenen bir yüzü kara, vermeyen zenci, misali herkes kaderinin kendisine çizdiği yolca yol alır... Yeteneğinizin sınırları vardır ama aynı zamanda  "yazgınız" kadar yazar ve yazgınız elverdiği kadar "yazar" olursunuz!!!...

Dedim ya, blog yazmanın felsefesi çoktur; ama bu felsefelerin bu ülkede fazlaca alıcısı yoktur...

Gelelim sadede: Şurada kendi çapınızda uğraş verip gününüzün yarısını ayırdığınız yazılarınızı "hayır kutusu misali" MB'ye atarsınız, sonuçta balık bilmezse Halık bilir... dersiniz...(Ben böyle dedim)

Ama, bir gün bir telefon gelir ve tüm felsefe, tüm sanallık gerçeğe dönüşüverir... Telefondaki ses yıllar önce aynı okulda çalıştığınız Mehmet Emin hocadır... İyi bir matematikçidir ama onun asıl uzmanlık alanı Osmanlı tarihidir.. Yıllarca öğretmenlik ve yöneticilik yapmış eski bir dosttur...

Telefonunuzu bulmak için kitabınızı yayınlayıp-  sonra da üstüne yatan- yayınevini aramış, oradan bilgi alamamış ama yılmamış, internet üzerinden bir şekilde evinizin telefonunu bulmuştur ve sizi yakalamıştır.

Mehmet Emin hoca, sizi okuduğunu, çok da takdir ettiğini, bir dost ve bir arkadaş olarak yazdıklarınızla gurur duyduğunu ve hatta aslında sizin çok daha önemli yerlerde bulunmanız gerektiğini söyler...

Rektör olmuş öğrencilerinizden, büyük şehirlere beledeyi başkanı olmuş sınıf arkadaşlarınızdan söz ederek, sizin adınıza hayıflanır...

İşte, gerçek budur; işte BLOG budur...

Büyük bir gazetede yazsaydık, daha fazla okuyucuya ulaşıp ünlenseydik... Hatta, güzel paralar da kazansaydık kötü mü olurdu?... Yukarda söyledim, elbette iyi olurdu...

Ama, madem bunlar olmamış ve siz şurada  yazıp bir şekilde sesinizi duyurabiliyor, eski dostların o hafızalara kotlanmış seslerinden takdir sözleri işitebiliyorsanız... Bu da bir şey değil mi!!

Ya bu da olmasaydı!!

Demek ki iyi yerdesiniz....

Bu yüzden ben, Blog nedir, diye soranlara, "Blog, Mehmet Emin hoca'nın telefonudur", diyorum... 

Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Blog herkese göre farklı anlama gelir. Ortak noktalar da olabilir kuşkusuz, ama dünyada insan sayısı kadar düşünce vardır denir ya, beklentiler de türlü türlüdür. Kimi transfer düşü kurar, kimi yazarlığa giden yolun patikası olarak görür, kimi sadece paylaşım derdindedir...Listeyi uzatabiliriz, ancak bana göre önemli olan bu farklılıkları bilmek, anlamak, kabullenebilmek ve doğal karşılayabilmek, özetle anlayış ortak paydasında buluşabilmektir. Diğer blog yazarlarını hasım olarak değil, tatlı bir rekabetin itici gücü olarak görebilmektir. Burada düşüncelerini gümüş bir tepsi içinde sunan insanları yargılamadan anlama çabasında olabilmektir. Yani hocam özetle insan olabilme ortak paydasında hep birlikte keyif çatabilmektir. Yoksa bugün var yarın yokuz. Gittikten bir hafta sonra Güz Özlemini herkes unutur, baki kalan bu kubbede bir hoş sada olabilirsek ne mutlu! Selam ve saygıyla.

Güz Özlemi 
 31.10.2013 13:41
Cevap :
Aynen katıldığımı ifadeyle, teşekkür ediyorum Sayın Güz Özlemi...Selamlarımla  31.10.2013 17:26
 

Herhangi bir beklentimiz yok desek de, olsa fena mı olur sayın Açıköz. Beni onurlandıran da gelen bir yorumu yapıştırdım: ""Merhaba Yurdakul Hanım, bloğunuzu özenle takip ediyorm ve sizin yazılarınızı okumak beni gerçekten ayakta tutuyor. Ben henüz 17 yaşındayım ve yaklaşık bir yıldır depresyon tedavisi görüyorum ama inanın ki Yaşama Sevinci adlı yazınızı okumak ilaçlardan dahi iyi geliyor defalarca okuyorum, ve kendime akvaryum aldım balıklarımı beslemek ve onları izlemek gerçekten güzel... Her Şey için teşekkürler. 19 Şubat 2013 T. Kavasoğlu Bu yorum, 23 mart 2010 tarihli link:http://blog.milliyet.com.tr/yasama-sevinci/Blog/?BlogNo=235238 bloğumun altında yayında. Yoruma ilgisiz kalmadım ve 19 şubat 2013 de özel bir blog yazdım "Milliyet blogların rehabilite gücü" başlığıyla blog kategorisine link:http://blog.milliyet.com.tr/milliyet-bloglarin-rehabilite-gucu/Blog/?BlogNo=403218 Bizi sevindiren, onur veren de bu gibi takdir edilmek sayın Açıköz. Selam ve saygılarımla...

Yurdagül Bağci Alkan 
 31.10.2013 12:25
Cevap :
Yurdagül hanım, yazıyı yaz denize at, balık bilmezse Halik bilir diyorsak da, balıklar da kıymet biliyor,hiç bilmiyor değil..Aslında bu durum bize bir sorumluluk da yüklüyor...İyilik yapıp denize atmak nasıl iyilikse, kötülüğü denize atmak da kötülük olabilir...Sonuçta, balık zehirlenebilir de...Sizin o yazılarınızı okudum ve ben de yorumcunuzun kanaatindeyim...Ömrümüz el verdiği sürece devam diyelim...İnşallah yazdıklarımız her zaman hayra hizmet eder...Teşekkür ederim...Selamlarımla  31.10.2013 12:32
 

Ali Bey, o telefon az şey midir? Ben de yazdıklarınıza katılmakla birlikte "Emin Beyin telefonu" misali Milliyet Blogun yaşamımıza kattıklarının farkında olunmasını dilerim. Güzel ve içten bir yazıydı.Kaleminize sağlık...

Erkan Sezgin 
 31.10.2013 10:00
Cevap :
Teşekkür ederim Erken bey..Hiç bir emek karşılıksız kalmaz...Dünyada da Ahiretde de...Teşekkür ederim,selamlarımla...  31.10.2013 12:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1645
Toplam yorum
: 4274
Toplam mesaj
: 225
Ort. okunma sayısı
: 813
Kayıt tarihi
: 19.01.08
 
 

Edebiyat, kamu yönetimi ve gazetecilik tahsili... 27 yıllık eğitimcilik hayatından sonra emeklili..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster