Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ocak '07

 
Kategori
Dünya Şehirleri
 

Buenos Aires 2

Buenos Aires 2
 

EVİTA VE TANGO

Arjantin deyince akla ilk gelenlerden biri de kuşkusuz Evita ve Peronlar. İnsanlar Peron’lara (hala) ya âşıklar ya da nefret ediyorlar, ortası yok. Bende bu durumu daha iyi anlayabilmek için haritada yerini işaretlediğim Evita Müzesi’nin yolunu tutuyorum. Pek de gösterişli olmaya bir müze ile karşılaşıyorum.

Eva Duarte 1919 da beş çocuklu fakir bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya gelmiş. 7 yaşında babasını kaybetmiş. 14 yaşına geldiğinde artist olmak için Buenos Aires’e gelmiş. Radyoda şovlar yaparak ve tiyatroda küçük rollerde oynayarak hayatını devam ettirmiş. 1944 yılında general Juan Domingo Peron ile tanışmış. Kocası yönetimi ele alınca karısı Eva Peron’u Çalışma Bakanı olarak atamış.

Kocasının cumhurbaşkanı olmasında etkin rol oynamış, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesini, kimsesizler yurdu acılmasını sağlamış, fakir halka yiyecek, para ve ilaç yardımında bulunmuş, çocuklar için de yardım kampanyaları düzenlemiş. Zenginden alıp fakire dağıtan kişi olarak bilinmiş . Eva böylece hem Arjantin’de hem de tüm dünyada tanınan bir kadın olmuş.

Evita Peron, 1952’de 33 yaşında gırtlak kanserinden ölmüş.

Tabana kuvvet bütün kenti alt üst ederek tango’nun doğduğu mahalle olan şehrin eski semti La Boca’ya ulaştım. Fakir İtalyan göçmenlerin ilk ayak bastığı liman yerleşmesi sanki ilk günlerinden kalma fakir ve bakımsızlığının izlerini taşıyordu. İtalyanlar burayı La Plata Irmağı’nın ağız kısmı olarak gördükleri için “ağız” anlamına gelen “La Boca” demişler. Böylece şehir ilk olarak buradan gelişmeye başlamış. Şimdiki sakinleri, yılların birikimini taşıyamayıp dökülmeye yüz tutmuş evleri rengarenk boyasalarda bu döküntülüğü tamamen gizleyememişler. Bu mahallede her şey döküntü görünüyor. Eski gemiler bir daha hiç hareket edemeyecek şekilde kıyıda yığılıp kalmışken, onlardan kalma bazı eserler yine eski püskü bir binada Deniz Müzesi olarak karşımıza çıkıyor.

Tango’nun doğduğu bu sokaklarda kabadayıların, külhanbeylerin, bıçkın delikanlıların, fahişelerin mekanı olan batakhaneler kapanmış ve onların yerini şimdilerde küçük eşyalar satan dükkanlar almış.

Tenekelerle çevrilmiş tek katlı ve renkli küçük küçük evlerin arasından geçip Caminito adında bir küçük meydana gelince durudum. Önümde yirmili yaşlarda bir delikanlı Kruvaze ceketi ve bir tarafa doğru eğilmiş şapkasının altından bir klark çekerek makinama bir poz verdi. Az sonra da yanında kısa etekli ve uzun file çoraplı bir bayan belirdi. Duvar dibindeki seyyar bir aletten çıkan müziğin sesiyle tango başladı. Bulunduğum yer tüm dünyadaki tangon’nun ana rahmiydi. Hal böyle olunca burada da başka bir şeyle karşılaşılamazdı.

İtalyan göçmenler geldiklerinde iş güç olmayınca Buenos Aires Limanı’na yerleşirler ve "Portenos"lara karışırlar. (liman adamlarına.) Hepsi de işi gücü olmayan, yeni dünyaya macera aramak için gelen hayata tutunamamış insanlar. Gelirken de Küba'nın neşeli şarkılarını, Brezilya' ya Afrika’dan gelen zencilerin ritimlerini dolamışlar dillerine. Gitar eşliğinde şarkı söylemeye , küfüre, argoya, erkek erkeğe yaşamaya alışmışlar. Kadına hasret, terk ettikleri yörelere hasret. Çok geçmeden aralarına fahişeler girmiş. Bu ahlaksız sokaklar bir süre çevreden izole bir şekilde kendi yaşam tarzını ortaya çıkarmış. Böylece tango çıkmış ortaya, geeçen yüzyılın başlarında...

Gardel’den miras kalan hafif eğimli fötr şapkalar ve biryantinli saçların altında haşin bakan delikanlılar, yüksek topuklu bilekten atkılı ayakkabılar, vücuda giydirilen ama derin bir yırtmacıyla tüm bacakları mermer bir sütün gibi artaya çıkaran etekler, dişinin de, siyah dantelin, gümüş pırıltıların arasından sıyrılan dişi bedenler’in birbirine dolandığı bir danstı ortaya çıkan. Bu görüntülere ilk kez tanıklık eden insanlar “iyi güzel de bu işi niye ayakta yapıyorlar ki?” demekten kendilerini alamamışlar.

Önceleri yalnız gitar, flüt ve keman eşliğinde söylenen tangolara, bir Almanın icadı olan, akordeona benzeyen "Bandaneon" eklenince tangolar daha da etkili olmaya başlamış. Başlangıçta limandaki barlarda, pavyonlarda, "aşağı tabakanın" eğlencesi olan tangolar, yavaş yavaş şehirde homurtulara yol açmış. Koyu katolik olan Buenos Airesli’ler; kadın erkek birbirine yapışık, bacaklar birbirinin arasında kıvrılan bedenlerin oluşturduğu dansı "Ahlaksızlık" diye reddetmeye çalışmış ama pek direnememiş. Bazı girişimciler ve müzisyenler tangoları limandan, kent kahvelerine taşımakta gecikmemiş.

1917'de Carlos Gardel, ilk tangosu "Mi Noche Triste" (Hüzünlü Gecem") şarkısını besteleyip söylediğinde limana sıkışan tango şehrin tüm sokakları ve barlarına yayılmaya başlar. Gardel bu şarkısında yaşamın her alanını kapsayan dizelere yer vererek tango’yu hor görülen sosyal sınıfın kalın duvarları arasına sıkışmaktan kurtarıp evrensel boyuta taşınmasının yolunu açar. Aradan on yıl geçtiğinde bu kez Gardel tangoyu tüm Latin Amerika'ya ve Hollywood aracılığıyla dünyaya tanıtacaktır. Bu sırada ülkede özellikle kiliseye yakın çevrelerin baskısıyla “ahlaksızlık”la bir tutulan tango yasaklanmaya çalışılmış. Ülke bu yüzden ikiye bölünmüş. (Bir tek referandum yapmadıkları kalmış.)

1930’lara gelindiğinde Avrupa'da bir salgına dönüşünce, tartışmalar daha da büyümüş ve bu gelişmeler üzerine Papa devreye girip tango’yu yasaklamış. Hani reklmamın iyisi kötüsü olmazmış derler ya, yasağa karşın daha da yayılmış. Bu gelişmeler Arjantin'de tango’nun herkes tarafından benimsenmesine ve hatta milli bir kimliğe dönüşmesine neden olmuş. Hatta o sene Uruguay’da yapılan ilk Dünya Kupası’nda sahaya çıkmak üzere olan Arjantin futbol takımı soyunma odasında teknik direktörün son taktiklerini dinlemek yerine Gardel’in tango şarkısını dinleyerek maça konsantre olmaya çalışmış. 1978’de Arjantin’de yapılan Dünya Kupası’nın başlama vuruşu’da yine Grdel’in tangosuyla başlamış. Gardel genç yaşta bir uçak kazasında öldüğünde ülkede yas ilan edilmiş, ona hayran bazı genç kızlar intihar etmiş. Ama onun tarzı sonraki müzisyenlere hem müziği ile hem de giyim kuşamıyla ilham kaynağı olmuş.

1940'lardan sonra ise tangolarda bol miktarda geçen açık saçık sözler ve küfürler, otoritenin etkisiyle yerini daha yumuşak ifadelere bırakmış.

 
Kayıt tarihi
: 12.07.06
 
 

1970 Adana doğumluyum. Marmara Üniversitesi Coğrafya Öğretmenliğini bitirdim. Türkiye'nin yedi coğra..