- Kategori
- Haber
Can'lı mı, Can'sız mı?

Ülkemizde siyasal ortamın yeniden kutuplaştığı bir sürecin içerisinde yol alıyoruz. Hrant Dink cinayeti ve cenaze sürecinde tırmanan tansiyon, zamanla normal temposuna kavuşsa da, artçı depremler misali, zaman zaman yükselen ve alçalan bir seyir izliyor.
Fikirlerini daha açık ve net ifade edenlerle, bu fikirlerin açıkta gezinmesinden hoşlanmayanlar arasında tehditlere varan bir gerginlik yaşanıyor.
Bu süreçte en öne çıkan ismin ise Can Dündar olduğunu iddia etmek mümkün. Gerçi, Hrant Dink cinayetinde azmettirenler arasında olduğu iddia edilen Yasin Hayal’in, cezaevine götürülürken seslendirmekten çekinmediği tehditler Orhan Pamuk’u ön plana çıkarır gibi olsa da, Nobel Ödüllü yazarın sessiz sedasız Amerika’ya giderek, terk-i diyar etmesi ile tehditlerin yönü değişmeye başladı.
Söz konusu tehditlerin ilk gün yüzüne çıkanı, cezaevinde cezasını çekmekte olan Alâeddin Çakıcı tarafından gönderilen mektuptu. Ardından ünlü avukat Kerinçsiz tarafından, kendisi ile yapılan söyleşide dile getirdiği, Can Cündar’la ilgili ifadeleri Akşam Gazetesinde yer aldı. Yine Akşam Gazetesinin başyazarı Serdar Turgut tarafından, önce, Can Dündar’ın iyi bir dayağa ihtiyacı olduğunu ifade ettiği yazısı, ardından da, Can Dündar’a tehdit mektubu yazan/yazdıran Alâeddin Çakıcı’nın son derece kibar davrandığını ifade ettiği yazısı yayınlandı.
Evet, yeni bir hain ve hedef yavaş yavaş şekillendiriliyor.
Can Dündar’ı uzun uzun anlatmak yersiz olur. Ülkemizin en yetenekli belgeselcilerinden birisi olduğunu söylemek yeterlidir.
Yakın Türkiye tarihi ile ilgili yaptığı belgesellerin hepimizde farklı bir tarih anlayışının oluşmasında katkısı oldu. Özellikle hataları, doğruları, acıları, sevinçleri, aşkları ve hayal kırıklıkları ile Atatürk'ü anlattığı "Sarı Zeybek" belgeselinin özel bir yer vardır eserleri arasında. Ve esas bu tarzı, yani Atatürk'ü kalıplaştırmak, içini boşaltmak, onu kendi siyasal hedeflerine alet etmek isteyenlerin karşısında, insan olan Atatürk'ü çıkarmasıdır onu farklı kılan.
Siyasal görüşleri açısında irdelemek doğru olmayacağı kanaatindeyim, çünkü bu ülkede birçok insanla aynı görüşü paylaşmadığını söyleyebiliriz. Ancak bu onu değerini eksiltmez aksine daha değerli yapar. Çünkü bir toplumu zenginleştiren içerisinde barındırdığı farklılıklardır. Tek düze bir toplumun zengin bir dokusu olabileceğini kimse iddia edemez.
Can Dündar, gerek dünyanın gerekse ülkemizin sürüklendiği girdaba ters bir istikamette ilerlemekte ve yaklaşan felaketi duyurmak konusunda çaba göstermektedir. Ancak bu onurlu çaba, elbette ki süreçten memnuniyet duyanların kulaklarını fazlası ile tırmalamaktadır.
Ülkemizde yaşanan her şok edici gelişme, "yok canım, olur mu öyle şey, bu ülkede her şey olur da bu olmaz" denildikten sonra, gün olmuş gerçekleşmiştir.
İnsan, bu günlerde, fakir mahallelerin kahvehane köşelerinde, spor kulüplerinde, sokak aralarında neler konuşuluyor merak ediyor?
Ve hep birlikte karar vermemiz gerekiyor, ülkemiz "Can'lı mı olacak, Can'sız mı?